blank

Kıssa’dan Destan’a Mehmed Akif’in Şiiri

blank

SITKI CANEY
Kıssa’dan Destan’a Mehmed Akif’in Şiiri
 
Hayatı şiire, şiiri hayata sokan şairdir Akif.
 
Yaşadığı dönemin ‘şimdiki zaman’ın hayatıdır şiire giren.
 
Geçmiş zaman da, yer yer şimdiki zamanı anlatabilmek için kıyas bakımından yer alır Mehmed Akif’in şiirinde. (Yahya Kemal’in tersine) Yahya Kemal’de geçmiş, sadece özlenilen ve hayranlık duyulan olarak yer alır şiirde.
 
Aynı şekilde şiiri düşünceye düşünceyi şiire sokmuştur Mehmed Akif.
 
Mehmed Akif’in şiirlerinde düşünce ve duygu öyle kaynaşmıştır ki birbirinden asla koparamazsınız ve bu yüzdendir ki bu durumu İdeoloji güdümlü edebiyat yapma bahsine de asla dâhil edemezsiniz.
 
Mehmed Akif’in şiirinde hayat bütün gerçekliğiyle ve yalınlığıyla yer alır. Halkın yoksulluğu, ümitsizliği, tembelliği hatta bunların kadere atfedilmesi yine zaman zaman halkın diliyle söylemiyle yer alır şiirde.
 
Bu yüzden şiir yer yer hikâyeleşir, hatta kıssa’laşır. Akif bunu bile isteye yapar halkın Kıssa’dan Hisse alacağı umuduyla…
 
Elbette Akif’in bu umudunu güçlü kılan, sorunların tespitini İslam ışığında yapmasıdır.
 
İslam’ın evrensel ışığını bütün şiirlerinde tüm meseleler üzerinde adeta bir projektör gibi kullandığını görürüz Mehmed Akif’in.
 
“Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı” mısrası üzerinde etraflıca düşündüğümüzde Akif’in niyet ve çabasını daha iyi anlarız.
 
Evet, Kıssa’dan Destan’a uzanan bir şiirdir Mehmed Akif’in şiiri.
 
Bu şiirin biçimlenmesinde Akif’e tesir eden temel şartları; Üstad Sezai Karakoç, “Mehmed Akif” adlı eserinde şöyle sıralıyor:
 
  1. Klasik kültür ve Sadi’de mükemmel örneğini bulan ve ahlaki bir sonucu hedef tutan Doğu manzum hikâyeciliği,
  2. O günün sanat okulları içinde birinci planda bulunan Batı Realizmi,
  3. İslam ideali,
  4. Tarihin en trajik günlerini yaşayan bir devlet ve bir millet,
  5. Realiteye objektif ve tahlili bakma alışkanlığı veren müspet bilgiler tahsili.
 
Bu şartlar altında şiiri kendi potasında yoğuran Akif;  Sadi’nin aksine bireye değil tüm topluma hitap eden adeta kendi zamanının kıssa’larını yazmıştır, Sonra da destanlarını.
 
Kıssa diyebileceğimiz şiirleri daha çok yeis içindeki toplumun sorunlarının tespiti ve çözüm yollarına ilişkinken, destan diyebileceğimiz şiirler yüreklerdeki umut atının kamçılanışı, İslam milletinin İslam ile yeniden dirilişine olan inancın haykırılışıdır. 
 
Çanakkale Şehitlerine” şiirinden “İstiklal Marşı”na kadar mücadele dönemindeki şiirlerin birçoğu bu çerçevede destan şiirlerdir.
 
Bütün şiirlerinin ölçüsü, o zamana kadar İslam Edebiyatının müşterek vezni olan “Aruz”, Akif’in şiirine öyle yerleşmiş ve kaynaşmıştır ki bilmeyenlere sanki aruzla yazılmamış gibi gelir.
 
Kıssa’dan Destan’a uzanan bir şiirler bütünü olarak “Safahat” ki “Dönemler” anlamına gelir, adı gibi Milletin mücadele sürecindeki savaş öncesi, savaş ve savaş sonrası dönemlerini yansıtan bu dönemlere tanıklık eden adeta hazine değerinde tarihi bir belgedir.
 
Sezai Karakoç‘un deyişiyle “bir toplumun bir ömür başından geçenleri şiirle anlatması da diyebiliriz Safahat’a”
 
7 bölümden oluşan Safahat’ın ilk 4 bölümünü “Kıssa” çerçevesinde değerlendirmek mümkün. 5. Bölümde ise özellikle “Necid Çöllerinden Medine’ye” şiiriyle destansı söyleyişe doğru bir gidiş vardır.
6. Bölümde(Asım) ise tamamen “Destan” şiirler vardır ki “İstiklal Marşı” ve “Bülbül” şiirini de, 6. Bölümdeki şiirlerle aynı zamanda yazıldıklarından bu bölüme dâhil edebiliriz, her ne kadar Bülbül şiiri 7. bölümde yer almış olsa da…
 
Bu destan şiirlerde gelecek zaman vardır. Gelecek nesle Asım’ın nesline önemli atıflar yapılırken bir yandan da gelecek zaman şimdiki zamana taşınmıştır adeta. Geçmiş zamanın da şimdiki zamana taşındığı gibi.
 
Asılnda Safahatın ilk 4 bölümünde Kıssa şiirlerle bir yandan bu destan şiirlerin temelleri atılmıştır dersek abartmış olmayız herhalde. 
 
Onun için Safahat’ı her zaman bir bütün olarak değerlendirmek ve anlamak zorundayız.
 
Bunu yapabildiğimizde göreceğiz ki Mehmed Akif Safahat ile aslında İslam Milletinin neredeyse yarım asırlık bir döneminin destanını yazmıştır.
 
Bunu görebildiğimizde bunu anlayabildiğimizde ancak o zaman Safahat’ı ve Mehmed Akif’i anlayabiliriz.
 
7. bölümde ise bir ırmak gibi çağlayan şiirler artık sakin bir denize kavuşmuştur adeta.
 
Bu bölümdeki şiirlerde dünyadan uzaklaşan ötelere yönelmiş metafizik bir hava vardır.
 
Ancak derinden derine yine de bu şiirlerde de destan şiirlerin ırmak çağıltısını hissedebilirsiniz.
 
Örnek olarak Naat diyebileceğimiz “Bir Gece” şiirini burada anmak isterim.
 
Hatta bu şiirin son iki mısrasıyla bitireyim yazımı:
 
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
 
Resulullah’a ehl-i beytine ve ashabına selam olsun
Ve Üstad Mehmed Akif’e Allah’tan rahmet olsun.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir