blank

Subliminal Kirlenme ve Sanat

blank

HAYRETTİN TAYLAN
Subliminal Kirlenme ve Sanat

Göz çukuru (fovea) bütün görüntüyü ayrıntısıyla alır ve bunu zihne aktarır, zihin bunları depolar; ama biz bunların hepsini bilinçli olarak algılamayız. Zihin, zaten her şeyi depolayacak düzeyde değildir.
 
Gelen algı, görünüm, duyumların yüzde % 20 ‘sini bilinç, %80 ‘ini bilinçaltımız kaydeder. Bilincimiz, girdilerin analiz odağıdır. En mantıklısını, en akli, en faydalı olanı süzer, seçer ve onları depolar.
 
Bilinçaltı, alt beyindir. Ya da ikinci beyin merkezi olarak da düşünebiliriz. Gelen görüntülerin, algı ve duyuşların deneyim merkezidir. Dahası, heyecanlarımız, sezgilerimiz, öngörülerimiz, istemlerimiz, alışkanlıklarımızın dizayn edildiği, depolanma merkezidir.
 
-Beyin, ya da hafıza gibi derince değerlendirme yapmaz. Bilinçaltı, sürekli tekrarları kabul eder, depolar. Bilinçaltı bizi yönetmede etkilidir. Bilinçaltı, nefsimize, istemlerimize, yanılgılarımıza, yanlışlarımıza yakın bir merkezdir.

Sanatın odağı, genelde bilinçaltındaki farklı duyuşlar, heyecanlar, etkilenişlerden oluşur. Telkinler, imgeler, algılar burada beslenir.
 
Bir başka açıdan hafızada kayıtlı duruşların durulanmasıdır. Bir anla, etkileniş, beslenişle, sanatın farklı unsurlarıyla zihinden kaleme, tuvale, esere yansımasını görürüz.
 
-Sanat, bilinçaltında depolanmış verilerin etkilenişlerle, telkinlerle, imgelerle sanatsal malzemenin kullanılması ortaya çıkar.
 
-Bilinçaltında, depolanmış hissi veriler şairin etkileniş, düşünüş, düşünce bağında, poetik unsurlarla dizelere aktarılır.
 
-Bu veriler, zamanla duyusal uyanışlarla filtreden süzülür, sanatkârın hafızasından sanatın merkezine kadar gider.
 
Burada en önemli unsur, bilinçaltında kirlenmiş duyuşların, düşünüşlerin, duyusal bağların bilincin süzgecinden geçirilmesi gerekir. Şiir, bilinçaltının ürünü olabilir; keza, bilinçle, akılla, sanatsal etik, sosyal algıyla dizayn edilmelidir.
 
Bilinçaltı deforme olmuş birçok sosyalist şairin şiirlerindeki erotik tema yoğunluğu bu yüzdendir. Bilinçaltında kirlenmiş, yadsılara sunulmuş duyuların ürünleriyle buna benzer kirletilmiş temalar görebiliriz.
 
***
 
Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, görüntü, hayal, duyuş, algılanmadan bilinçaltı hafıza deposuna aktarılır. Orada birikir, zamanla bilinçaltı filtresinden sanatkârın üretim merkezine akar.
 
Sanatsal oluş, böyle icranın odağı olur. Ürünler böyle ekilir. Yeşermesi için başka merkezlerin beslenişleri gerekir.
 
***
 
İçsel algılarımızın merkezi bilinçaltıdır. Bilinç, daha çok bilişseldir. Hafızaya alınanlar daha kavrayışsaldır. Daha faydacı, daha seçkindir.
 
-Sanatsal ürünler bilinçaltının deposunda harmanlanır. Çıkan ürünlerin değerlendirme merkezi her zaman beyin ve hafıza olmalıdır. Çünkü akılla harmanlanmış duyusal ürünlerin, “sanatta geçerlilik “ ilkesine aykırı düşer.
 
***
 
Umut, korku, suçluluk, cinsellik, beğenilmek, takdir edilmek ve ölüm gibi duyunçların bilinçaltı deposunu kirleten unsurlar olduğunu bilmekte fayda var. Bu yüzden bilinçaltı tüccarları bu kavramlar etrafında reklamlar, tanıtımlar ve baskılamalar yaparak kapital zafer kazanır.
 
-Bunu yapan şairler, ressamlar, yazarlar da vardır. En çok satan, beğenilen, okunan eserlerin gizemi burada başlıyor.
 
Keza ölüm, doğum, cinsellik, inanç, korku, beğenilmek vs. insanlığın kolektif bilinçaltısı olduğunu unutmayalım. Bu ve buna benzer bilinçaltı arketipleri insanları daha çok etkiliyor.
 
-İmanı zayıf sanatkarların, en çok yöneldiği yer kirli bilinçaltıdır. Çoğunun eserlerinde ölüm, cinsellik, korku, egosal bağıntılar görürüz. Ya da subliminal akışlar görürüz.
 
***
 
Bilinçaltı mesajıyla, bilinçdışı masajının ortak ürünü manzum ürünlerin derin kaynağını gitmek gerekir. Çünkü şair de sosyal bir dünyadır. Onun yürek hafızası diğer insanlardan farklı derin duyusal gömüye sahiptir.
 
Saklı ve duyusal objenin içine gömülü olan bilinçdışı uyarımlar zamanla işarete, sözcüğe, algıya farklı çağrışımlara bürünür. Keza algımız nöronların, limitlerin, üst yaşamın altında tasarlanmıştır.
 
-Bu ince sistemle fark ediliş, arayış, sancılayış, bocalayış, arınış, yeni buluş ve kendimizle buluşmalar başlar. Allah insanı ince çizgiler, detaylar, duyuşlar, algılara yakın yaratmış. Her şey mükemmel. Ama alt mükemmeliyetin derin temelinde çok farklı bilinçdışı mesajlar vardır.
 
-Bilinci etkileyen bir süreci, mantık onaylar. Bilinçdışını beyin çok kolay onaylamadığından, bilinçaltına yerleşir. İnsanı zaten gizli yöneten de bilinçaltıdır.
 
***
 
Subliminal teknikler reklamcılık ve propaganda alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Dizilerde veya filmlerde karakterlerin içtiği içecek markaları, kıyafetleri vs.
 
-Her saniye beyne 11 milyon parça bilginin geldiğini söyler bilim. Algı bu durumda çaresizdir.
Uzmanlara göre bir saniyede işleyebileceğimiz bilgi miktarının 16 ila 50 parça… Peki diğer bilgiler, ilgiler, ilintiler, öngüler, akışlara ne oluyor mu dersiniz. Onları bilinçaltı depolar. Ve bu bağlamda şairin, duyulsama bildirişim merkezi bilinçaltıdır. Beyne gelen milyonlarca bilgi, algı, duyum, his, kalpte bu boyutta değişiklik yaratır.
 
***
 
Şimdi bu ilginç ve hafızayı zorlayan onca bilgiden çok azının beyinde depolanması, geri kalanın bilinçdışına gitmesindeki psiko-sosyal derinliğinde biraz daha düşünelim.
 
-Beynin hafızası gibi kalbinde hafızası var. Asıl, şairin, sanatkârın beslendiği hafıza yüreğinin hafızası. Keza bu hafızanın anahtarı beyinde olduğu için. Beyindeki nöronsal değişim, kalple de bağıntılıdır.
 
Ve yazmanın içsel iletişim dilinde mısralar önce bilinçaltında ekilir. İç sesin farklı aşamalarda derlenmesi, sonrasında farklı çıkışlarla edebi temellere indirgeme süreci basit bir olay gibi gözükse de öyle değil.
 
Bir şiir, beyne gelen milyonlarca bilgi ve algıyla yüreğinde hafızasında derin düşünüşlerle, hayallerle, farklı duygularla harmanlanan içsel olaydır.
 
***
 
Hafıza iradelidir, kalp zayıftır. Bağları, bağlamları toparlayan bilinçtir. Bizi farkındalık sürecine götüren bilinçdışında birikenlerdir. Bilinçdışımız çok daha iyi iş çıkarır. Ama bilinçdışı daha çok nefse, istemlerimize yakın.
 
Bu bağlamda orada itilmiş, yaşanmamış, her şey var. Şiir, bu duyarsız, doyumsuz, içten atılmış, mantıktan uzak, duyunçlara yakın eylemlerden sözcüklere çıkar. Her şiirde, hissi yanılgı ve yangın var.
 
-Her, şiir bir öteleyiş, ötekileşme, yanılışın temyizli tertiptir. Eğer, yalansı, yabansı, bilinçdışı merkezinden çıkan şiir ya da sanat deneyimlerin hafıza sisteminde durulanmamışsa, inancın özünden geçmemişse hastalıklı dizeler çıkar.
 
-Temel merkezde hafızada, beyinde, kalbin dinamiğinde, inanç, ilim, irade, üst benliğin içinde dizaynı şarttır.
 
***
 
Keza dilbilimsel kurgunun farkında olmak gerekir. Kullanılan dil yüzeyseldir. Fakat sanatkârın kullandığı dil, düşüncenin, düşlerin, ana fikrine bağlı, bağımlıdır. Herkes, yüzeysel dilin ucunda kalır. Okunan metinlerin derin yapısındaki derin dil ve imgesel oyunlarının farkında sonra varır ya da çoğu varmaz.
 
***
 
İnsan aslında biyomakinedir. İhtiyaç güdüsüyle öğrenmeye, öğretmeye, sevmeye, anlamaya kodlanmıştır. İstemlerimize, mecburlarımıza, algımıza yakın olanları bilir, öğrenir, kavratırız.
 
-Sanat, en ince çizgi. Bu çizgide söz sahibi olmak en zorudur. Hele şiirle ilgili binlerce algı varken, bir şairin şiiri hakkında öylesine fikir beyan etmek yeterli olmaz. Yanılgılarımız bizi subliminal temyizlere götürür.
 
Herkes, bir şeyler biliyor gibi bir şeyleri bildiğiyle kıyaslıyor. Şiirin kıyası kabil değildir. Poetikanın cephesi bu kadar geniş olan bir alanın uzmanı olmak zordur.
 
Öğretinin, insan ilişkisinin sanatsal, şiirsel bağıntısı altı – yedi derecelik bağıntının merkezine bağlıyken kalkıp bilincin diliyle bilinçdışının ürünü sanatı, şiiri değerlendirmek had meselesidir. Sanatın hududu yine sanattır.
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir