blank

Salgındı Aşk

HAYRETTİN TAYLAN Salgındı Aşk

HAYRETTİN TAYLAN
Salgındı Aşk
 
İçinde sen olan ben’e yenildim. Yenilmek, sevmeye dâhilidir ve kendini yenilemektir.
Adının geçtiği hayallerde adım adım eridim. Vakte kuşaklar bağladım. Akdimi taşıyamadı uşaklar. Bilinirliğin kıymetinden, sonsuzluğun kısmetinden istiflendim. Kendimi gördüm.
Hey maazallah!
Bu ben miyim?
Bu, bensem, sensiz pişdarını kaybeden kim? Bu, bensem, bensiz, hür ü narını dağıtan kim?

İnsan sevmek, sevilmek, anlaşılmak, yaşanılmak en çok da yanılmak için dünyaya gönderilmiş. Seni yaşamanın kıyısına geldim. Sonsuzluğun kayaları üstünde oturdum. Gözyaşı denizinde dalgalanan vicdanımı izledim.
Hey maazallah!
Bu, ben miyim?
Hayallerim yanıyor, içinin karanlıklarını görüyorum böylece. Kendimi de seni de sensizliği de bensizliği de görüyorum O’nda, an’da…
-Durulanmış sular gibi azizdim. Meleklere ders veren bir tövbenin aynasındaydım. Hayatın muammaları tüm umduklarımı ummanına sarmış. Ve yüzme bilmiyorum, sosyolojik kirliliğin içinde. Ve psikolojik duvarlara toslayan kendini bilmezlerin çağındayım. Günlük aldığım binlerce verinin kirliliği ruh atlasımın rengini bozuyor. Silik bir haritadayım.
Sevmek boyumu aştı. Gelişmekte olan bir düşün misafiriyim. Yalan dünyanın kadrini biliyorum. Her şey yalan, her şey bir yalana yılan. Gerçekler ağır. Açıklayamıyorum.

Hey maazallah!
İnsan, ölmemek için tüm ölümsüzlükleri sererken ölüyor. Gerçekliği ağlatan soruda eriyor septik çelik.
Var olmaya kayıtsız kalıyor her şey. Var edenin hikmetleri arasında idrak gömleği yırtık olanlar kendini de toplumu da giydiremez. Ben, ülkesi bir düş gibi. Ben ötesi düşünüş gibi. Sen, ötesi olamaz.
 
Düşlerimde toplanıyor ülkemin algısı… Gelişmeye koşan gençliğin içindeyim. Gelişirken kaybolan kaybolurken var olmayı bilmeyen, bulmayan, kendini unutanların arasında. Aramız, zarar veriyor. Ziyanların acısını aşk gibi yaşıyoruz. Modernizm gibi tatlandırıcı kavramların gölgesinde geleneksel göbeğimizi kesiyoruz. Dalları budanmış, başka yerlerden getirilmiş aşılarla dev çınar olmaya çalışırken hebanın vebasına yakalanıyoruz. Şifai kültürün dilsiz yurdunda, kendimi arıyorum. Bir ninnide başlayan bağ, bir solfejde tükeniyordu. Türkülerin yaktığı yürek yoktu. Rap rap sesleri arasında “rep müziği” ile kendimize tepikler atıyoruz. Geleneksel bağ kulağımıza küpe olması gerekirken, kulağımızda başka küpeler var.
Sosyolojik tepinmelerdeyiz. Kim bu postmodern amcalar?  Bıyıkları bile yok. Bıyıkları terlememiş ve kapitalist masasında devletler yiyenlerin algı cümlelerinde özne olamam ki? Hele nesne asla. Ben, özüme yakın olmayan herkes, her şeye karşı isyanlar derledim. Herkes, kendine düşmanlar üretiyor. Sistemin dışladığı herkes gibi değil hafızam. Herkesleşemezdim. Huzurlu heyecanların şifresindeyim.
 
Hey maazallah!
Huzur neydi şair?
-Huzur, güzelliği, doğruluğu, iyileri, kendini bilmektir. Huzur, güçtü. Huzur, seçtiklerimizdi. Huzur, çekici, seçici,  temsillerimizdir. Yani ,iyi kariyer, bol kazanç, güzel makam, kabul görmüş temsil, toplumsal değerlilik gibi psiko-sosyal katmalar için huzurun peşindeyiz. Huzur, için tüm hayatımızı feda ederken bize çekici olanın seçicilik aynasında kendimizle savaştayız.
Hata yapıyoruz. Herkes, huzur peşinde. Huzuru yakalamak kolay. İyi kariyer, iyi para, iyi toplumsal değerlilik yüzde yüz mutlu etmez. İnsan, huzur ile heyecanlar arasındadır. Helecanları unutmamak lazım. Huzurlu heyecanları yakalamaktır, hayatın anlamı. Heyecan nedir?
 
Heyecan bazen, bir şiir, bazen bir şarkı, bazen bir manzara, bazen kuytu bir yer, bazen yağmuru izlemek ya da yağmurda yürümek, bazen çok sevmek. İnsanın özü, kalbidir. Kalbi besleyen de heyecanlardır. Yani duygu mecramızı doyuran her edimdir.
 
Haydi, beni çağır akılla kalbin bilinirliğine. Hayat, orada kıymetli.  Kalbinin zekâsını kullanmayandan hayır gelmez. İnsan, kalbin meyvesidir. İnsan, aklıyla hayatını düzene sokar. Ama insanı hayatta bağlayan merkez kalptir. Kalp, bu yüzden” yaradanın” evidir. Mutlakıyetin evi, orada aklı sorgulamıyor. Orada, duyusal mecranın güneşini açıyor.
 
Bırak yavaş yavaş karışalım anlatılmaya. Bırak, alışalım aklın muazzam sınırlarına. Bırak, bilelim kalbin sonsuzluğunu. Biz olmanın keyfine varalım. Keyifli bilmekle, keyifli sevmenin haritasında iyilere şehir kalalım. Yüreğinden akan nehirleri tüketmeden tükenmeden, hisset, hissedelim. Yorgunluğa geçelim artık.
 
Yorgunum, kırgınım, dargınım, dağınığım, Kudüs gibi yüzyıllık acılar içindeyim.
Bunun da şiiri yazılmaz ki Şehrinaz.
Sensizim, hissizim, ıssızım, hatta bensizim
Bunun da şiiri yazılmaz ki. Buram buram sen kokan bu kalbin kıymetini bilelim.
Eyy imtihanım…
Ateşle sınanıyorum. Kullardan değil, küllerden, denilmemişlerden ders alıyorum. Bir gönlü, ateşi yakabilir. Bir gönlü, gözyaşları da söndüremez. Seven, gönül yangındır, hiçbir şey söndürmez. Sadece, seven ve sevmeyi veren söndürür.
 
Haydi, huzurlu helecanların kıyısındayım. Adımı aştı, adımların.
Gel!
Seni bekleyen maviler var, gözyaşlarımda
Gel!
Senin için emekleyen düşler, düşünüşler var söz uçlarımda
Gel!
Suyun huyu gibi hep aziz, akıcı, birleştirici mucizeye refik yolculuğum bakî…
Salgındı Aşk
Salgındı Aşk
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir