blank

Bana Hayır Deyişin Hayırdı, Sevaptı Şehrinaz

blank

HAYRETTİN TAYLAN
Bana Hayır Deyişin Hayırdı, Sevaptı Şehrinaz
 
Bana hayır deyişin bir kilo demirden ağırdı ve bir kilo pamuk da kapatamazdı. Bulmacanın çocuk tarafı gibi öylece kararsız, öylece cevapsız sızılar yaşadım. Cevabını biliyorum. Aşk işte… Bile bile yeniden bu tanımsız aşkın cevabını arıyorum.
 
tebessümün tuvalinde göründü adımız
artık biz de yalan dünyanın görücüleriyiz
 
Büyülü bir halin özetinde kendine yenik acılarla gidiyorum; ama keyfin tanımsız diyarına. Anlaştığım zamanlara gidiyorum. Benim içim üzülme.
Canımda açılan bir gül gibisin, kokun yüreğime sindi.
 
Usumdaki Kızıldeniz kırgın ve ben Musa değilim. Geçmişim ve senden geçememişim Yusuf gibi. Şimdi Romeo bile yanımda derviş kalır. Bir kal davasındayım, kanım sana akarken, canım sana yanarken, özleyişin bile özlendiği anlardayım.
 
-Anlar mısın ki Şehrinaz…
 
Bu benim sevi atlasım, bu benim senli devamın davası… Sana, kime ne Şehrinaz?
 
-Yüzü/koyun yüzlerin gölgede söylediği sırlardan kaçtım. İki yüzlülük kendine yüz ararken ruhumun sanrısını soyan bir ayrılık kıyısındayım.
-Hırsın dilsiz hesabından sildim kendimi. Zırhım duadır. Dua, en yüce kavuşma dilidir.
 
Hikâye içre içsellerimde yaşattım karakterini. Buncalığın kaldı. Öfkesine yenik bir zevk cümbüşçüsünün çırağı değilim.
 
-Sahnesi senle kaplı özlemlerin seyrindeyim. Kendimi oynuyorum. Aşk,  zaten kendini oynamaktır.
 
-Tek bir kişiyi özlerken bütün dünya etrafında olsa neye yarar ki?  Hayat özlediğin kadardır. Dünyadaki her şey özlediğine kafiyeli. Şiir öyle tamamlanır.
 
Şaşırmıştım.
 
Şaşılığın aşısı tutmuştu. Hiç gitmeyecek gibi duruyordun. Şimdi de hiç dönmeyecek gibi duruşuna şaşırdım.
 
Kuğular biriktirdim, buğular içimin penceresinde başlarken. Seni yazdım kumru diliyle. Bir dil, bir dil daha eklendi bu gelemeyiş alevine.
 
Bahanesi yoktu. Azalmış bir acının geometrik şeklindeydi bakış açılarımız.
 
Nihayetine sarılı bir rüyanın seyrindeydi hayat. Hal diliyle seni yaşamayı özledim.
 
-Gözlerin gülerken nasıl?
 
-Yüzündeki tebessümden kaç volt elektrik üretilir?
 
-En güzel aşk kavuşulmayandır doğru; ama ben kavuşmanın vatanıyım. Bu sevmenin sonuyum. Seni en güzel ben severim.
 
Payımıza düşen sevgi zerresine zer ol.  Zürriyeti olsun bu sakiliğin, bakiliği olsun bu alışmanın.
 
Gönül ütopyasında seni yazsın kaderin en gerçek yanı. Bize aitlerin gerekeninde işlenesi bir hale gelsin anlar.
 
Çizgilerin kokuştuğu kutuplaşma sıklığından sığ fikirlerin boheminden kaçıyorum.
 
-Fildişi kulemde dişim kırıldı dişi izmlerle.  Bir fikre yakın, bir yakına fikir olan öylesi, bensiz akışlara yaslandım.
 
Umutların borsasında menkul bir değer gibi değerlimdin. Değmiştin yüreğime. Yaşamaya değer bir haldin.
 
Efsane sözlerden, masalımsı anlara süreğen bir hal almıştım. Ben’dim artık.
 
-İklimlerin özel ruhunda öylece kalmıştım. Karışmıştım hayatın en özel yanına.
 
-Hazanları silmiş,  huzura en yakın âşık gibi içsel mecramı sana bileylemiştim. Keskindi sevgim. Öylece gelmiştim uğruna. Bütün hayırları kesen,  bütün evetleri yeniden doğuran keskin umudun yar ucuydum.
Yanıtlanmamış yanların vardı. Varamadığın varlarınla vardım. Bulmacaları ağlatan sorgulayışlarına rağmen soldan sağa cevapladığım tutkumdun.
 
Gönlündeki elması bulan hazine savlamacısıyım.  Senin adın incilerle yazılmış. İnci aramıyorum, inceliğin kitap gibi okunurken.
 
Sarmaşık gibi sarılmamışlarıma uzanıyorsun. Uzaklarımı sarıyorsun. Kimse uzaklığımı ve uzamlarımı görmüyor.
 
Ayrık gibi ayrılığa kurumasın kurların. Kutlanmış,  kotarılması zor bir yaşam gibi uzak durma. Bulmacanın bulduğu cevaplar gibi yeni bir şeye, yeni bir ana,  yeni bir manaya götürdü.
 
Ben, getirmeye gidiyorum seni getirmesi için.
 
Dedim ya kendimizi istemeye geldik.
 
Verin beni bana…
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir