blank

Hikayat: Betarice Hatırla

İSMAİL GİRAY Hikayat: Betarice Hatırla

İSMAİL GİRAY
Hikayat: Betarice Hatırla
 
Rastladığım:
 
O ezeli yangın seni kül ettiği zaman
Kırılgan akşamlardı beni sana çağıran…
Nasırdı ayağın, kanamıştı avuçların;
Yere geçmiş gibiydi en muteber burçların.
Dudakların ki kızgın gemlere sürtülmüştü,
Üşüdü diye ruhun, ateşle örtülmüştü.
Dil, felaketini söylemekten korkuyordu,
Gözlerin nemleniyor, dudağın kuruyordu;
Durmuştu tüm saatlerin, tükenmişti şarkın,
Can pazarında, satılmıştı maziye aşkın.
 
İçim titredi Beatrice, içtim yangınını;
Damarlarımda gezdirdim çırpınan kanını.
Yaralıydın; ceylanların can çekişiyordu,
Ufkunda hazan ve umut yer değişiyordu.
Susuyordun Beatrice, uzunca susuyordun;
Kavrulmuştun, bir vaha başında susuyordun.
Kim bilir belki de hatırlıyordun “o yer”i;
Hatırlıyordun, yaz bitiğinde o demleri…
O demler ki seninle benim rah olduğumuz,
İki bedende sade tek bir ruh olduğumuz…
 
Rastladığın:
 
Ben ki Beatrice, çökmüştüm ulu bir dağ gibi
İşlemişti yokluğun içerime ağ gibi.
Kader, bıçağını ciğerime saplamıştı,
Ufuklarımı koyu intihar kaplamıştı.
Uçurumlara imreniyordu yorgun kalbim,
Neredeydin? Ey ezel ebet gönül sahibim!
Sürülmüştüm pazarlara, yoksuldum, dilhundum;
Geldin! Seninle yeniden hayata tutundum.
Az daha gelmesen eğer; ölecektim az az,
Münadilere seni sorarken avaz avaz…
 
Ah Beatrice, gelip yeniden başlatmalıydın
Bu evvel zaman hikâyeyi; anlatmalıydın.
Bir tek saniyeliğine de olsa ölümü
Erteleyip yeşertmeliydin çorak gönlümü.
Eğer gelmeseydin, -benim ey vuslat kitabım-
Zamanı çatlatmaya yeterdi ıstırabım!
Sen yokken yıldızlardan okudum haberini,
İçimde bir çığ gibi büyüttüm kederini.
Koyu göklere seni soran mektuplar yazdım;
Umut defterlerinden bir bir silindi yâdım.
 
Hatırladığım:
 
Geldin ey evvelim, tükendiğim anda geldin.
Gedin amma susayan ruhuma lâl kesildin!
Oysa ezelden yeminliydik unutmamaya,
Ateşlere konsa, başka bir el tutmamaya…
Ötelerdi yurdumuz; nur-alemdi yuvamız,
Ahirde de bir olmaktı en kutlu duamız…
El gibi bakma Beatrice yalvaran yüzüme;
Yılların sızısı sinmiştir her bir sözüme.
Nasibimize bu zor ayrılık düştüyse de
Vazgeçmek olur mu sevda denilen hissede?
 
Mutluluk, yankılanınca gönül atlarından,
Sekineler boşalmıştı göğün katlarından.
Hatırlıyor musun? Beatrice, o ulvi an’ı:
Muhabbetin kokusu sarmıştı da her yanı;
Ulu kâinatın bir uçtan öbür ucuna
Beraber yürümüştük şiirlerle yan yana.
Nefesin yoruluyor, ellerin terliyordu,
Visal gergefinde kader bizi derliyordu.
Geçmişimiz okunuyordu taş bir plaktan,
Kurtuluyordu geleceğimiz helaktan…
 
Hatırlamadığın:
 
Lâl olma Beatrice, kadim sırrını hatırla
İster acıyla ister nice yüz bin satırla;
Göğün bize baktığı altın dakikaları,
Alnımıza vuran sevdakâr şahikaları,
Yağmur sonralarını, toprak kokularını,
Rüyası bin yıl süren gülzâr uykularını
Hatırla! Bir bir ruhuna geçen saatleri,
Beni sana götüren eksik kifayetleri…
Yalvarırım Beatrice, yalvarırım hatırla,
Ta ezelden kalbinde bir ben varım hatırla!
 
Şairler burcunda, vurgun şiirler katında,
O ışıklı ve çok sesli akşamın altında,
Hatırla Beatrice; senle ben kalubelada
El ele yürüdük, o ilahi iptidada.
Ah Beatrice, ezelden yazılmış hikâyesi,
Adımız aynı şiirin, aynı kafiyesi…
Hatırla ey reftarem, aysârım hatırla!
Ta ezelden kalbinde bir ben varım hatırla;
Doğmadan evveldi yaşadık, aşkla çevrildik,
İzimizi bulmaya dünyaya gönderildik!
 
Hikayat: Betarice Hatırla

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir