Amenna

ABDULKADİR-BOSTAN

ABDULKADİR BOSTAN
Amenna
 
kalbinden içeri girdiğimde
senin pencerelerinin olmadığını fark ettim ilk
ve iki kaşın arasındaki yokluk sonsuzluklarını
sonrası malum / aklımdasın
-kuşların göğü nasıl alaşağı edişiydi ömrümüz
ve biraz gül sarhoşu
Biraz amenna…
 
ses ver!
dilinin duvarlarından geçerek
hep olduğumuz gibi
yalnızlık içimizde bin bir yüzlü kafes
biz ilk kez yenilmedik / çığlığımızda hür kalırken
ilk kez özlendik / hepsi bu
ve bir yolun iki ucunda, çoğula kaybolduk Madam
raylarımızda geçerken bizi / yolculuk
mızıka sesinde ilerleyen yoksul bir kız çocuğuydu, entarimizde zaman
ve kendi boynumuza asılı tuzlu birer urgandık
evvellerini yakalarından yakmış
kendi saçlarına kızgın, pasaklı bir aynada yaşıyorduk
adımızın kabrine çakılan soğuk çivi sesi
aynı çekiç darbesinde ürken bir ceylan gölgesiydik
ayna öldü
mehlika öldü
biz dağılmadık madam
-içimizden bir mahalle taşındı arka şehre
hepsi bu..
 
sonra, bir kelebeğin üstüne bastı zaman
ve çocukları öldü ruhumuzdaki kozalakçının…
tanrı sevicileri
kendine sorgulu bir ipucu kadar meşgulken
bizi bir ipe götürdüler gibi madam
elimizde anlamsız armağanlar
uzakta bir secde sesi / alınlar öksüz
alınlar Onsuz
ilk kez yenildi ömür ateşe
ki ateş ve aşk çıplaktır
küllerini soyunup durur kuzey rüzgârlarına
ve göğün tarlalarına konmuş kuş figürleri yontusu
harfleri eğik bir amenna
kaldık geriye…
 
oysa biz!
çiçek isimleri satan çingenelerden öğrenmiştik
ayrık otundan daha kısa yaşamayı
kazılmamış tüneller geçti içimizden / büyümüştük
aynı safta koşarken yelkovan atları
akrep, henüz bizde bir ceset fotoğrafıydı
sonra ruh üfürdü tanrısal dudaklar
ilizyon sandık / bir gülün renginde solarken dünya
taşralı, sarı saçsız manzaralarda
nasılda sokulduk dünyanın koynunda imgelerimizden
ölmeyelim madam
şiirdeki, saçları sen kokan kadının yaşına gidelim…
 
içeri ilk girdiğimde odaların soğuktu
titrek adım yürüyordun, kalbimin üzerinde
ve ellerin zamanı geri sarıyordu
bir ahkâm kesiğiydik
sözün bitiği
bedeli ödenmiş bir sancı gibi
-bir annenin kalbinden
bir günahın parmak izlerinden
ve kaderin el değiştirmezinden sökülüşüydük
ve kendi ötemizdeki, kendimize amenna…
 
insanlık!
elmanın üzerindeki, âdem’in diş izlerinde çürürken
satranç tahtasında vezir olmaya çalışan bir piyon muydu yaşam
ölmek; mat olmuş bir renk miydi?
-neyse çıkalım buradan
içimizden biri Allah’a seslensin
bir çiçekle konuşur gibi, konuşalım Madam
yetemediğimiz yerden
yenildiğimiz yerden
kâinat’ın sokakları “ruh cesetleri” dolup taşmadan
-biraz mola verelim / kendimizi öldürmeye
 
şimdi yukarı doğru say
ve Allah deyince sus…
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir