2lem

ABDULKADİR BOSTAN
2lem
 
her gece kapım çalıyor
açıyorum, hiç kimse
hiç kimse diyorum, kapımı neden çalıyorsun durmadan
hiç diyor
-hiç…
 
ilk kez aynaya doğru haykırdım
ve ilk kez sesimin yüzünü gördüm / vebal…
 
kapıldık yine gidiyoruz dedim
bir heykeltıraşın elindeki iskarpela darbelerine
vurdukça kıvrım, vurdukça şekil
ateşte harman, işte tamda bu
yaslan ruhuma, ey şekilsiz şekil, biz bir muammayız dedim
 
herkes bilir, öyle çok heybetli kollarım yoktur
çok heybetli fikirlerimde
öyle ahım şahım bir yaşanmışlığımda
sadece hatırı sayılır ölçülerde atan bir kalbin sahibiyim
-hepsi buyum
 
anımsıyorum, balkonum çok tedirgindi ilk sokağa açıldığında
tıpkı hayatın raylarında dans eden bir trenin kompartımanında
her şeyi parmak uçlarıyla görmeye çalışan
ve içinden sayılar sayan
çiçek isimleri biriktiren
ve ara sıra gülümseyişini yutkunan
o düz saçlı kız çocuğunun gözlerinde gördüğüm
o koca boşluk
o uçurum
o kördüğüm
ey zulüm dedim, sen nasıl bir gürültüsün ki
-tüm dünya sana sus!!
 
bağışla dedim, beni çokça bağışla uzun uzadıya, gülün adıyla bağışla
bağışlamak çok ince bir sanattır diyerek, uzun uzadıya severek ellerimi
derdi ki ninem; geri dönmeyen ne varsa ömürdendir
buna amin derdik kız kardeşimle, ikimiz el ele tutuşunca tuz olurduk
o hep bir babanın yoksuluydu, bir bez bebek gibi ruhunu içine dikmişti terzi
Kumkapı’nın o merdivenli sokağından çıkarken göğe düşeceğini sanır
ve ellerime bir uçurum kenarındaki dal parçası gibi sımsıkı sarılırdı
sarılırdık aynı korkunun tavan arasında
paramparça bir tablonun içinde iki ayrı renk gibi
aralıksız susardık
çünkü onun saçları çok sağırdı
hiçbir okşayışın sesini duyamazdı
sonra kalbine bir kutup yıldızı düştü
hep üşürken bulunurdu, çok nedenli duvarların dibinde
-şimdi o
hepimizin aksine, anahtarı içeride unutulmuş bir kapıyı dünya sanıyor.
 
babam kendi bedenini terk edince, acaba dedim
daha ne kadar yaklaşabilirim dünyaya
bildiklerimi kucağında taşıyan, o koca ayna durdukça aklımda
yalan değil dedim, yalan değil!
dünyaya yalan diyen seslere doğru sürerek atımı
dokundum dedim, dokundu!
yalan değil dedim, dilinde ince ayar bir terazi, çok vahşi dişleri var
eğer bir yalan arıyorsan, aynaya kör bak dedim
çünkü ben, oğlumun yüzünü izlerken anlıyorum, ölüm teferruattır
oksijen ise; yaşamak için kocaman bir bahane alışverişi
eğer büyümek denen şey; sadece santimlerle ölçülebilir olsaydı
geçmemiş zamanlarda, babamın dilindeki kamçı
şimdi şiire şaklamazdı böyle kan revan
yada içimdeki baht kayasını sökebilseydim yaşamdan
böyle tepetaklak bir heykel gibi ruhuma çakılı durmazdı bu beden
deli şubat; böylesine kasıp kavurmazdı saçlarımdaki saman pazarını
ruhumun ahvaline çöreklenmiş çakalımsı çizgiler,
böyle vahşi vahşi ulumazdı yüzümün mağaralarında
ulumazdı böyle dünya, ulumuzda ayna
örneğin, kolsuz bir mengenenin aklındaki çarmıhta,
etim etinden böyle kopmazdı
yaşımızın uluorta bir yerinde
sırılsıklam kalbimizle, annemizin saçlarına sığınmazdık
 
yokluk elbisesi olmasaydı
varlık çıplak bir trajedi olurdu demişti, kendi söküklerinden ölen terzi
-anladım dedim, anladım
cehennem kimin beyninde yaşıyorsa
-ateş oydu…
 
ikinci kez aynaya doğru haykırdım
ve ikinci kez sesimin yüzünü gördüm / 2lem
 
her gece kapını çalıyorum ey vebal
açıyorsun; hiç kimse
hiç kimse diyorsun, kapımı neden çalıyorsun durmadan
hiç diyorum
-hiç…
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir