Gece Yarısı Başlayan Bir Hüzünle

CAFER TURAÇ
Gece Yarısı Başlayan Bir Hüzünle
 
alnıma kuşlar birikiyor alnımdan hüzünler uçuyor
elimin yarısı dağılıyor, hiçbir ucunu tutamıyorum hayatımın
artık beni anlatacak kadar yağmur yağmıyor sokaklara
artık ne söylesem yaşadıklarım üzerine kaygılarımdan sıyrılarak
tozlu ve yavan kalıyor, bir ölüm olmuyor aldırmayarak bir kıza
müthiş bir hikâyeye benzemiyor hikâyem, coşkumu paylaşacak
bir tek şarkım bile olmuyor,
ağır bir yaz gecesi babamı alıp götürmelerini anlatsam da,
şiirlere denk gelmiyor benim bildiğim
ortaya anamın sarayla sarılı günlerini döksem,
öfkem seken bir kurşunu andırmıyor suskunlukları bozan,
ama iplik fabrikasında son vardiyada kaneviçe işleyen parmaklarını yitirince bacım
aklıma şehirler takılıyor ve çığlıklar utandırıyor boynumu
 
bahtıma sahralar çıkıyor, dağlar dağlar, ansızın bir çavlana
yakalanıyorum dolu dizgin bir yaprağın kan rengine
kestiğini görüyorum dudaklarıma değince,
kendi kendime soğuk bir ceset oluyorum bir dostu uğurlarken, karşılarken ya da
 
ama bunlar sana göre değildi sevgilim bunlar sevdamızdan düşüldü
rüzgârın eşiğimi başka türlü savurduğunu görüyorum artık.
sevincin koçanını alarak koynuma ayrılıyorum evimden her sabah
çenemin, rüyasını yorumlayan genç kızlar gibi güzelleştiğini görüyorum.
dilimin ucunda kirpiklerin, elimin de altında,
bir gül, bir kitap, bir balık olarak döndüğüm oluyor akşamları,
biraz suyum eksiliyor mataramdan, biraz şapkam kalkıyor yukarı
ve dönerken senden yana kalbimle… ah!..
 
şimdi başını karın düşüşü gibi omuzlarıma yaslayabilirsin
aşiretinin adetlerinden başlayıp dere diplerine tünen çocukları anlatabilirsin ha.
yılgın bir ev kızının topuklarına vuran yalnızlığı sonra
anlatabilirsin alaca şafağın içinde çıngı gibi giden trenleri
çayını bitirmeden, saçlarını çözmeden gözlerini kapatmadan ama
 
ve gurbetlerde soyunup gözlerine sokulan şu gençliğim
deli saçlarına daldığı gün, hüzün bir akarsu gibi akacak şakaklarında
ara sıra bir mendil yoklar gibi acılarımı yokladığım olacak
salıdan umut kestiğim, çarşamba beklediğim o perşembe mektuplarınla
yollar umut ırmakları oluyor benim için çırak çocukları görünce sefil
osaat bulutlar kaynıyor sivas ilinde osaat güneşi kucakladığım oluyor
üniformam rüzgâr tutukluyor, otobüsler kan ağlıyor beni taşımaktan
kan ağlıyor yedeğimdeki gece, yakamda silkip attığım karanfil
alnıma çoktandır çattığım şehir birden boşanıyor parmaklarımdan
nicedir beklediğim bir ilkyaz kınalanıyor yanaklarıma
bir ağacın yürüdüğünü görüyorum, bir denizin kahkaha attığını
çay içerek dinelttiğim gövdemi çarçur edebilir bir kurşun
sözgelimi bir ejderha gibi uzarken kalbimin sanabakan tarafı.
 
yine de birşeyin sırtımdan sıyrılmasındaki sevinç yok artık bende
birşeylerin olağan güzelliklerini yontup yontup duruyorum
bir nehrin kıyısında susuz gövdem ve üstünde hummalı parıltılar
burkulan yerlerime değiyor suskunluğun, kanayan yerlerime
bir gelini nasıl süsler zaman nasıl konuşur bir gelin aynalara
kekliklerin düz ovada avlandıklarını söyleyen kardeşim nerede
sapanım, kalkanım ilk aşkım, son aşkım ve aksamayan o eski yürek
ben şimdi annemin çağrısını beklemesem de çocuklar gibiyim
ben şimdi kendime yanaşıyorum, biraz ürkek biraz tenha.
 
 
Mart 1982
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir