Murat Kapkıner Vefat Etti

Sanat Dünyasının
Başı Sağolsun
 
Şair ve Yazar
Ressam ve Müzisyen
Murat Kapkıner
Vefat Etti
 
Fikir ve sanat insanı, şair ve yazar, ressam ve müzisyen Murat Kapkıner vefat etti
 
Şair ve yazar, ressam ve müzisyen Murat Kapkıner Konya'da bir süredir rahatsızlığı sebebiyle tedavi gördüğü Necmettin Erbakan Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde76 yaşında vefat etti.
 
Kapkıner'in cenazesi ikindi vakti Alavardı Çolakhoca Camisi'nde kılınacak namaz sonrası Meram'daki Anasultan Mezarlığı'na defnedilecek.
 
 
Murat Kapkıner; 10 Nisan 1950'de Malatya'da dünyaya geldi. Annesi Hediye Hanım babası işçi Ahmet Hamdi Kapkıner'dir. 1967 yılında Malatya Erkek Sanat Enstitüsünü bitirdi. 1969 yılında Hava Astsubay Okulundan mezun oldu. 1969 – 1974 yılları arasında Hava Kuvvetlerinde teknisyen astsubay olarak görev yaptı. Çeşitli kuruluşlarda elektrik teknisyeni, Malatya'da özel ve resmî kuruluşlarda yönetici olarak görev yaptı. 1980'de emekliye ayrıldı. Konya'da Çağımıza Selam (1984), Kelime (1986-1987, 12 sayı) ve Varide (1987-1994, 37 sayı) dergilerini yayımladı, ayrıca yönetmenliğini yaptı.
 
 
Şiir, roman ve deneme türünde eserler veren Murat Kapkıner; şiirden edebiyata, tasavvuftan sosyolojiye, fıkıhtan felsefeye pek çok alanda tefekkür sahibi bir isimdi. Şiir ve yazıları; Aylık Dergi, Çağımıza Selâm, Kelime, Varide, Yeni Şafak ve Millî Gazete gibi süreli yayınlarda yer aldı. Rasim Özden ören, onun şahsiyetini şu cümlelerle değerlendirmişti: "Edebiyatımızın özgün adlarından biridir o. Üslubuna bayıldığım bir üslup ustası… Sadelik, saflık, kendinden korkmamak; bilmediğini gizlememek, başkasından, hele hiç korkmamak onun yazısına mahsus hasletlerden… Murat Kapkıner özünde şairdir. Şair kelimesini burada edebiyatta bir yazı türü bağlamında kullanmıyorum. O da var. Ama en çok, her dediğini şiirsel bir vurguyla ifade etme mahareti… Onun nesri de benim üzerimde her defasında has bir şiir etkisi bırakır. Bazı cümleleri insanı vurgun yemişe döndürür. Çünkü o cümlelerde saflığın, saffetin kendini görürüz: yapmacıksız, oyunsuz, neyse o olan haliyle kendisi: Murat Kapkıner… Böylece okuyana kendinin ne olduğunu da hatırlatan satırlarla karşılaşırsınız." (Özdenören 2012). Görmüş ise Kapkıner için "Murat Kapkıner mesela bir İskandinav ülkesinde doğsaydı, büyük bir ihtimalle aklıyla kendisini başbaşa bırakacak bir inzivaya çekilir, mecbur olmadıkça toplum içine girmezdi. Fakat neticede o bu suyun balığı ve Anadolu adlı bu suda balıklar biribirlerine dokunarak yüzüyor." değerlendirmesini yapmıştır. "Romanı ben yazmaya başlarım sıkıntıyla falan, o kendi kendini yazar, ben bilmem roman nereye varacak, hiç bilmem." diyen Kapkıner'in ilk romanı Güz İnsanları adıyla 1982 yılında yayımlanmış ve bunu Karanlıktakiler (1983) takip etmiştir.
 
 
Yazarın Wesirfinger Pastanesi (2001) romanında, gerçekle fantastik iç içedir. Keskin, bu roman için "Yaşlı Şeyh, Bayan Adelgard, Savaşçı Osman, Bilge İdris, Taşralı Hasan ve Genç Mülteciler… Bu farklı insan evrenlerinin kesişme noktalarını, zamanın, mekânın, tarihlerin belirsizleştiği, muğlak bir fonda anlatan roman ayrıca dil ustalığıyla da dikkat çekici. Yapıt, varolmanın imkanları, yazgı ve özgürlük üzerine yoğunlaşması bakımından felsefi roman kategorisine girmekle beraber, kuru ve yavan kavramsal kurgularda, bilgiçce öğüt veren sıkıcı diyaloglarda tüketmiyor kendini. Wesirfinger Pastanesi, yazarın diğer romanlarıyla birlikte okunduğunda, romancının değişmeyen ama gelişen uslubu, insan varoluşunun trajik doğasının ironik anlatımı ve romanlararası felsefi süreklilik daha derinden görülebilecektir." (Keskin 2001) değerlendirmesini yapmıştır. Kapkıner, İblis’in Son Savunması (2001) adlı romanında yeni yazınsal gelişmelerin içinde ilerleyerek, ironi ve trajedinin, uyku ve uyanıklığın, rüya ve gerçekliğin yazar ve karakterlerin birbirine karıştıkları bir dünya kurmuştur. Giderek, özne/nesne, tasarım/gerçeklik temeline dayalı geleneksel eserin aksine, ortalıkta saf perspektiflerin uçuştuğu bir fantazmagorik (görüntü oyunu) yapının oluştuğu bu romanda; geleneksel metinlerden farklı olarak, roman karakterlerinin ontolojik statüleri kaydırılıp; etten ve kemikten kahramanların yerine, salt dilden oluşan, kendi kurgu varoluşlarının bilincinde, postmodern literatürün deyimiyle sözcükten adamlar geçirilmiştir. Okurun merak duygusunu canlı tutacak bir roman olan Seni Öldüğüm Gün (2013)'de ise Mahmut adlı karakterin yaşamından çarpıcı bir kesit sunulmaktadır.
 
 
1990'lardan itibaren kaleme aldığı mistik şiirlerle öne çıkan Murat Kapkıner, şiire ve şaire ilişkin düşüncelerini Varide dergisinde çıkan "Poetika" başlıklı yazısında şu cümlelerle dile getirmiştir: "Hiç kimse bahanesi son derece basit, kişisel hatta saçma olan şiirin kendisinin muhteşem olmadığını iddia edemiyor. Öyleyse sanılanın tersine: 'el mânâ fi batn-ı şair' değil, el mânâ şiirdedir. Öyleyse şiir, şairden çok daha gerçektir. Benim halis şiir dediğim şiir, böyle yazılan, söylenen şiir. Şair kendine göre bir şey söyler, bir infial, bir indifada bulunur; bu esasen kimseyi enterese etmez, yalnız şaire ait bir şeydir. Şair kimseye bir şey anlatmak… -değil de- kimseyi aydınlatmak istemediğinde bir şey yazıyor, söylüyor değildir. O, bir icbar altında. Söylemeye, son derece öznel bazan saçma sanılan şeylerle söylemeye mecbur olmuştur. Fakat ortaya çıkan materyal san derece latif, son derece herkestir." (Kapkıner 1992). Şiirlerini Not Düştüm Besmeleye (1990) ile kitaplaştırmaya başlamış ve bunu Anne Ben Artık İyiyim (1991) ile Elifbamdan Artakalan (1994) izlemiştir. Kapkıner, serbest tarzda yazdığı şiirlerinde mistisizm varoluş ölüm, varlık gibi bireysel tamaları işlemiştir. Şair, söz oyunlarına başvurmadan kurduğu dizelerinde okuru tefekküre sevketmektedir.
 
Oral, onun şair kimliğini "Kapkıner'in hayata ve yaşayanlara bakış açısı ve derinliği, yazdıklarının ve söylediklerinin ardında gizlenen hakikat; hepimizin ihtiyacı olan, insan oluşumuzu ve bu oluşumun gayesini unutamayacağımız şekilde hatırlatan; harflerden ve seslerden değil, zümrüt ve yakutlardan oluşan bir manzumluktur. Işıksız değil, siyah olsa da bu dünya. Dar değil; bedeninizi sıksa da. (…) Dindirici ve bir o kadar yeni uyanışları yaşadığınız 'Kapkıner Evreni'nin kapısını araladığınızda aslında muhteşem bir yapının küçük bir kısmıyla tanışıyorsunuz. Yabancı ama kendi iç odalarınızdan oluşan bir yapı bu… Şiirlerinin her biri çiçektir. Fazla romantizme gerek yok, bildiğiniz çiçek değil. Vatanı Hindistan Olan Çiçek… Hindistan'da bulunamadı yine de kökü, Berlin'den çıktı. Bitmez açması bu çiçeğin, bekleyiş bitmeden… Malatya'dan geçer İzmir'i bulur. Hollandalı kızların ellerinde görürsünüz ama aslında İrlanda'dadır hem Eylül hem de Eylül giyinenler." (Oral 2003) cümleleriyle değerlendirmiştir. Şiir Üzerine Bir Şeyler Söylemek (2001) Kapkıner'in poetik görüşlerini yansıtması bakımından hayli mühimdir. Bu poetika, Murat Kapkıner'in kendi şiirinden yola çıkıp, genel olarak şiirin 'ne'liği üzerine yazmış olduğu denemelerini kapsamaktadır. Yazar, aslen kendini bir şair olarak tanımlamakta ve sistematik felsefe tarihi üzerine derinlemesine araştırma yapmadığını bildirmektedir. Buna karşın kitabında bir 'düşünür' gizliliği taşıdığı söylenebilir. Murat Kapkıner'in şiiri sahih bir çizgide ilerlerken, şiir ve yaşam üzerine söyledikleri de aydınlatıcı bir açı vermektedir. Şiir seslendirmede de usta bir ses olan Murat Kapkıner'in "Bu Rüzgâr" ve "Acımız Geceyi Büyütür" adlı iki şiir kaseti bulunmaktadır.
 
Eserleri
 
Güz İnsanları
Petek Yayınları / Malatya
1982
Roman
Karanlıktakiler
Kelime Yayınları / Konya
1983
Roman
Yaşamayı Göze Almak
Kelime Yayınları / Konya
1986
Deneme
Not Düştüm Besmeleye
Birleşik Yayınları / İstanbul
1990
Şiir
Anne Ben Artık İyiyim
Varide Yayınevi / Konya
1991
Şiir
Merhamet Muştusu
Esra Yayınları / Konya
1994
Deneme
Elifbamdan Artakalan
Esra Sanat Yayınları / Konya
1994
Şiir
Nefs Risalesi
Varide Yayınları / Konya
1996
Deneme
Ademin Müstesna Ölümü
Bayan Yayınları / İstanbul
1998
Şiir
Kimsenin Aklına Gelmeyen
Timaş Yayınları / İstanbul
1999
Şiir
Wesirfinger Pastanesi
Beyan Yayınları / İstanbul
2001
Roman
İblis’in Son Savunması
Beyan Yayınları / İstanbul
2001
Roman
Şiir Üzerine Bir Şeyler Söylemek
Beyan Yayınları / İstanbul
2001
Deneme
Bütün Cemreler Düştü mü Çocuklar?
Beyan Yayınları / İstanbul
2009
Şiir
Seni Öldüğüm Gün
Hemen Kitap / İstanbul
2013
Roman
Gençliğim ki Bir Daha Yaşamak İstemem
Kırkikindi Yayınları / İstanbul
2016
Biyografi
Ela Gözlü Esmerim
Gece Kitaplığı / Ankara
2019
Şiir
 
 
Bir MURAT KAPKINER Şiiri
 
MURAT KAPKINER
Yarın Seni Benden Soracaklar
 
I.
bütün yaralılar haklıdır
her saralı sadık
bu bölüm
saralılara değil
saraya ayrılmıştır
sara yeminlidir
yaşı
binlerce seneden haber verir
bu süreçte sürekli tren kaçırmış
ona sorarsanız hiç fırsat kaçırmamıştır
bütün vapurları
otobüsleri
bütün kızları bir terkiye
aklını bir bohçaya sarıp kaçırmış
leylayı kaçırmamıştır
 
yeminlidir
herkesinki gibi
onun da putu helvadandır
fakat o acıkınca
/sadıktır/
kafayı yemiş
putumu yememiştir
 
leylaya göre dabbe odur
ona sorarsanız leyla mesih
leyla söz dağıtır
leyla gönül dağıtır
evler dağıtır
'kervan kırar'
ordu bozar
sara toplar
leyla ravi
sara rivayetin kendisi
leyla dağıttığını bilir
o bilmez kendini devşirdiğini
hikâyet odur ki
leylayı o gün kaçırsaydı
bugün yaylı tanbur çalınmayacak
istanbul'un iki yakası olmayacak
gökle yer birbirinden ayrılmayacak
elbet göklerden yere haberler gelmeyecek
mektup ve mürekkep icad edilmeyecek
'bir beyaz mendil' sallanmayacak
barak havası nedir
Toroslar
mavi gök
burçların ihtişamı bilinmeyecekti
 
eğer o gün sara leylayı kaçırsaydı
bir kaç saralı aklını
kalan herkes
kadınları-kızları
ekmeği-aşı
sonra parayı
birbirinden kaçırmayacaktı
borsalar
gökdelenler
uçaklar
bilgi işlem merkezleri var olmayacaktı
 
eğer o gün sara leylayı kaçırsaydı
Hiroşima'dan Bosna'ya
ordan Çeçenya'ya
yüzbinlerce çocuk
boğazlanmak yerine
köşe köşe kaçıp
köşekapmaca oynayacaktı
 
II.
dabbeyi tanımalısınız
çünkü konuşur
ben kendimle
o sizinle konuşur
ona kulak verin
en muhteşem şiiri söyledi
üstelik bana değil
size söyledi
/ankebut
hey ankebut
odamda
evimin tavan arasındaki örümcek
artık seni kutsanmayacağız
sen o örümcek değil
sinek avlayan bir zavallı
artık seni kutsamayacağız
hani taze yumurtası
hani güvercinin
meskeni düşürdü dabbe
bizim için/
 
dabbeden sonra
en konuşkan
en fasih olan ölü
bal akan diliyle
en dürüst ve mufassal itirafı o yapmış
en güzel masalı anlatmıştır
vâsi masallar anlatır
o ağzını açtı mı
gerçek susar
masal denilen hakikat çıkar
/ölü
hey ölü
kim diri
kim ölü
gel masal anlat bize
belki anlarız o zaman
sen gidip
biz kalınca bizbize/
bu ikinci bölüm ölünün
ve ölü
her şeyi deneyebilir
işkillenir
ürkerse
üstelik herşeyi iddia edebilir
çünkü ölü
ordan buraya gül yansıması
hakikatte ölü değil gül yansıması
insan dünyası
 
gülü duydum
gördüm
ve anladım
her anlatmak istedikçe
şiirime deli atların girmesi
çıldırdığım bundandır
 
/gül
ey gül
ey kızıl
ey siyah
dağ üstüne dağ
yas üstüne yas olmaz
ki fâriside adındır
kamuslarda saklıdır/
 
III.
işbu üçüncü bölüm deli
atların
/korkuyorum
eğer böyle gider
anlamlı hayatlardan
kıyı
hilal
ve kuşluk kelimelerinden
nefret edersem
korkuyorum
bütün bu mümkünlerden
anlamlı hayatlardan/
rüyalarıma ölü değil
ölümün kendisi
şiirime
bana birşey vaad etmeyen
deli atlar girer
 
işbu üçüncü bölüm
deli atların
ağızlarında okyanuslar köpürür
burunları tayfun
nalları arz u semada
ordular
ordular
ordular kadardırlar
gemi yüzdürürler
onlar yüzünden gemiler batar
rüzgâr
koşularının sonu
trenleri raylardan çıkarırlar
onlar yaralar
onlar sararlar
ecel ve ekmek bölüştürürler
biri koştuğunda
Amerika'da deprem olur…
terleri ulusal felaket
 
IV.
Yarın senden beni soracaklar
önce mektuplarımı göster
beni ele veren gözlerim
ve sesimi
sonra konu eder
'aslında orda herşey var' dersin
 
intihar şerbetine bayılırdı
her kapışında kadehi
tam o esnada
ya ******
ya bir rahibe şeklinde
çıkardık karşısına
kaç yağmur yediğini unuttuğu
düzgün yüzüyle
her defasında
o düzgün yüzüyle bakakalırdı
 
yarın senden beni soracaklar
çelik saç örgüleri çözer
kimi zaman sırtında bir tabutla görülür
kimi zaman tabutlara binerdi
çözdüğü düğümü kimse atamazdı
/işte biz
ebediyyen çözüldük hepimiz/
çizgi çizgi
çizgi çizgi çözgüydü çevresi
kördüğüm toplardı kendisi
de
 
yarın senden beni soracaklar
kördüğüm toplardı de
 
nerede bir çöplük
bir mezbele görse
iğrenmez
iğilir kördüğüm toplardı
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
 
başörtüleri
delikanlı parmakları
göller
ırmaklardan
yerin gözeleri
en alt yanları
en üst damlarından
eliften omegadan
şelâlelerden
şerarelerden
ilkbahar
sonbahar
kış ve yazdan
gün yirmidört saat
geçmiş ve gelecek zamanlardan
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı
de
 
yarın senden beni soracaklar
peygamber gelmezse
bir bize gelmez diyorduk
ve işte o bize gelmişti
şaşkındık
öylesine şaştık ki
üzerimize ne düşüyorsa
kusursuzca yaptık
onu ilk kez elli yılın sonunda
şehvet ve şefkatle dudaklarından öptük
de
neden derlerse '
yazılmıştır' de
/aldırma anlayan anlasın/
yazılmıştı
biz üzerimize düşeni yaptık
herkes birdenbire öldürülebilirdi
biz ağırdan aldık
/onun hep acelesi
batıl inançları vardı
sürekli sigarasında yol görünürdü/
doğrusu biz hep ağırdan alıyorduk
yazılmıştı kınanamazdık
sadece yardımcı olduk
önce duvarlarından
/yani çevresinden/
başlayarak üzerine bir türbe yaptık
/bu esnada
o denize düşmüştü
bizi onaylayıp
hoşça el mi sallıyor
 
boğulup çırpınıyor muydu
bunu hiçbir zaman anlayamadık/
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı
de
yarın senden beni soracaklar
hiç ummadığımız bir sonbahar asrında
'görüyor
ve suçlanamayacağınıza
ve başarınıza tanık oluyorsunuz
ama yine de ben bitirmezsem
bu bitmeyecek' dedi
sonra utandı
utancından
/kediler bağırsak gazından utanmaz
ölürken utanırlar/
gidip bir eski ahşap evin
çatısında kıvrılıp
güya gözlerden ırakça öldü
/karda kaçan bir siyah itti oysa
bütün hızıyla koşarak gitti
ovalar tükenip bitti
o gene gözlerden yitmedi/
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
 
dedi ve öldü
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı de
 
yarın senden beni soracaklar
/artık öfkelen/
hercainin teki
kaygan
ne tutunur
ne tutunulur
zamane müptezeli
geleni kovar
kaçanın ardından koşardı
bütün mümkünlerini bir gayrı mümküne feda
bütün malûmlarını inkâr
bir meçhule iman etti
de
 
suyu rakı gibi içen
pardesüsünü rahat
ve telaşesiz giyen bir genç gördümü
hayıflanır
'ben gençliğimde de
pardesümü giyerken
bu kadar ve gibi rahat değildim
suyu rakı gibi içemezdim'
derdi
 
son saatleriydi
ateşinden fırsat bulduğu biran
'yalnız nikaha tahammülün yok
önceleri ******ydin
şimdi rahibe
ben de denemiştim bir zaman
kurtulamıyor insan
ruhban olunca fuhuştan'
diye sayıkladı
de
 
senden beni sorarlar
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı
kördüğüm toplardı
kördüğüm toplardı
de
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir