blank

Bir Aşkın Kayıp Defterinden Notlar 2

MEHMET-BAŞ

MEHMET BAŞ
Bir Aşkın Kayıp Defterinden Notlar 2
 
Beni benle çarptın sonra beni benle böldün daha sonra beni benle topladın ve her seferinde sen çıktığımı gördün. Daha ne istiyorsun…
 
İki dünyanın kıyısından sesleniyorum sana. Ölüm ayaklarımın ucunda bekliyor, hayat ise sırtımda istiap fazlası bir yük gibi duruyor…
 
Gönül sadağından atılan sevda okları yürek bahçemize düşmeden önce rüyalar ülkesinde bir gülün üstüne düşmüş çiğ tanesiydik seninle…
 
Kader aslanının pençesi gönül ceylanının yüreğine değince bir bir havalandı sevda kuşları demiştim o yıllarda sana. Bil ki ne giden kuşlar geri döndü ne de gönül ceylanın yarası iyileşti. Her şey bıraktığın gibi duruyor…
 
Benim kanımın sana helal olduğunu biliyorsun. Bunun için en keskin bıçaklarla beni kesip kurban edebilirsin. Hayat benim için ölüm kitabının mukaddimesinden başka nedir ki…
 
Bana hüznü bir yüz görümlüğü gibi takan Allah’a binlerce kere şükürler olsun. Hüznümüz de olmasa ne yapardık şu dünya çöllerinde…
 
Dünyada hayatta olmaktan daha büyük bir risk yoktur. Geri kalanı ise birer kuruntudan ibarettir…
 
Allah’tan başka sevgilimiz yok. Gerisi sadece bir serap olmuş görünüyor…
 
Sesimi çaldıkları için konuşamıyorum. Eğer konuşsaydım karanlığa doğru haykırır ve sadece tek bir söz söylerdim: "Allahu Ekber"
 
Keşke senin köylün olsaydım. Keşke senin evinin duvarında bir taş olsaydım. Keşke kalbimi işgal eden bu masala kanmasaydım…
 
Domuzların boynuna yazdığımız şiirleri bağlayıp sonrada aşk köpüklü şaraplar içerken kalbimizi hangi caminin avlusunda unuttuk haberin var mı?
 
İnsanın ve insanlığın bittiği bir zamanda yaşıyoruz. Bu çağda yaşamakla cehennemde yanmak arasında pek bir fark göremiyorum…
 
Karanlıkla güreşemezsin. Onu sadece güneş tuş edebilir. Gönül semasından yükselen o hakikat güneşi…
 
Bir kervanın peşine takıldık gidiyoruz işte. Kapımızda ne bir dert ne bir tasa. İçimizi yakan dert sadece ölümden yana…
 
Seni dün sevdim bugün seviyorum yarında seveceğim. Bundan ne senin ne benim hiç kimsenin haberi olmayacak. Bir gün mezarımdan yükselen bir toz bir bir gülün dallarına yapışacak. O gülü deniz görmemiş bozkır bakışlı çocuklar koparıp annelerine götürecekler…
 
Yazı yazmayı bilmiyorum. Okumam yazmam yok. Bildiğim tek bir şey var. O da gözlerinin rahlesine diz çöktüğümdür…
 
Mahşer günü herkesin toplanacağı o meydanı biliyor musun? Orda birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız hiç düşündün mü?
 
Keşke yalansız bir yüzle baksaydın yüzüme. Ben senin için kendimden bile vazgeçmiştim. Güneşin altında eriyen bir buz gibi bakıyordum gittiğin yollara. Kimse yok olup gittiğimi görmedi…
 
Kurşunlara yaslanıp ölümü bir gezegene hapsetmenin adıdır yaşamak, bir düşün çıkmaz sokağında kurumuş bir yaprak gibi savrulurken…
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir