İçerdeki Put Dışardaki Maskeler

MEHMET ÇOBAN İçerdeki Put Dışardaki Maskeler

MEHMET ÇOBAN
İçerdeki Put Dışardaki Maskeler
 
İnsan, çoğu zaman en zor yüzleşmeyi kendisiyle yaşar. Başkalarının kusurlarını görmek kolaydır; fakat kendi içimizde büyüttüğümüz kibri, tutkuları ve görünme arzusunu fark etmek cesaret ister.
 
Bazen insanın en büyük yanılgısı, aynada gördüğü kişiyi hakikatin kendisi sanmaktır.
 
Oysa gerçek yolculuk, dışarıdaki dünyayı değiştirmeden önce insanın kendi iç dünyasına bakabilmesiyle başlar.
 
Hakikat gürültüyle konuşmaz. Kendini kanıtlamak için alkış aramaz, kalabalıkların onayına ihtiyaç duymaz. Sessizdir; fakat derindir. Riya ise görünmek ister. Söylenen sözlerin, sergilenen tavırların ve oluşturulan görüntülerin arkasına saklanır.
 
Bu yüzden hakikat kök salar, gösteriş ise yalnızca gölge bırakır.
 
İnsan bazen farkında olmadan kendi içinde bir taht kurar. O tahtta ego oturur, kibir ise kapıda nöbet tutar. İnsan kendisini merkeze koydukça içindeki uyarıları daha az duymaya başlar.
 
Nefis taç giydiğinde, vicdan sessizleşir.
 
Kırılmayan her put, sonunda sahibini kendine kul eder.
 
Bugünün dünyasında insanlar çoğu zaman sahip olduklarıyla değil, sergiledikleriyle değer görmeye çalışıyor. Bilgi aktarılabilir; fakat hikmet yaşanmadan kazanılmaz. Servet gösterilebilir; fakat vakar satın alınamaz. Makam elde edilebilir; fakat gerçek itibar ancak güven ve karakterle inşa edilir.
 
Çünkü insan, olmadığı bir kimliği sonsuza kadar taşıyamaz. Zaman, en büyük şahittir. Sözlerin arkasındaki niyeti ve davranışların gerçek yüzünü ortaya çıkarır.
 
Riya, hakikatin yüzüne geçirilmiş ustaca bir maskedir. Doğru kavramları kullanabilir, güzel görüntüler oluşturabilir, erdemli bir izlenim bırakabilir. Fakat samimiyet yoksa bütün bu görüntüler, içi boş bir kabuğa dönüşür.
 
Bu durum yalnızca bireylerde değil, kurumlarda da kendini gösterir.
 
Kurumsal bozulma bazen binalarda değil, kararların arkasındaki vicdanda başlar. Bir kurum adaleti savunuyor fakat uygulamada ayrıcalıkları büyütüyorsa; liyakati anlatıyor fakat ehliyetten önce yakınlığı tercih ediyorsa; şeffaflıktan söz ediyor fakat eleştiriye ve hesap vermeye kapalı kalıyorsa, orada değerler yaşanmıyor, yalnızca tekrar ediliyordur.
 
Bir kurumun gerçek büyüklüğü, sahip olduğu imkânlarla değil; adalet anlayışı, sorumluluk bilinci ve insan onuruna verdiği değerle ölçülür.
 
Güven, etkileyici cümlelerle değil; söz ile davranışın birbirine sadık kalmasıyla oluşur.
 
Hakikat acele etmez. Çünkü onun gücü gürültüden değil, doğruluğundan gelir. Gün gelir alkışlar diner, makamlar değişir, gösterişli sözler unutulur. Geriye yalnızca insanın kimsenin görmediği yerde yaptığı iyilikler, taşıdığı sorumluluklar ve koruduğu emanetler kalır.
 
Gerçek inanç da burada kendini gösterir: Görünmekte değil, olmaktadır.
 
Maneviyat; insanların gözünde büyümek değil, insanın kendi eksikliğini görebilmesidir. Gücü elinde tuttuğunda adil kalabilmek, kimse görmediğinde doğru davranabilmek ve kendisine verilen emaneti koruyabilmektir.
 
Egosunu büyüten insan, farkında olmadan kendi yaptığı putun çevresinde dönmeye başlar. Hırsını amaç, menfaatini hakikat, görüntüsünü değer zannettiğinde en büyük kaybını yaşar: Kendi sesini hakikatin sesi sanır.
 
Oysa insanın asıl mücadelesi başkalarını yenmek değil, kendi nefsini terbiye edebilmektir.
 
Dışarıdaki putlar taş ve topraktan yapılır. Fakat insanı asıl esir eden, kalbinde büyüttüğü putlardır.
 
Hakikatin terazisinde unvan değil ahlâk tartılır. Makam değil emanet tartılır. Servet değil vicdan tartılır.
 
Riyâ alkış toplar; samimiyet ise iz bırakır. Alkış geçicidir, fakat güzel bir karakterin etkisi kalıcıdır.
 
Belki de insanın kendine sorması gereken en önemli soru şudur:
 
Ben gerçekten hakikati mi arıyorum, yoksa yalnızca hakikatin görüntüsünü mü taşıyorum?
 
Çünkü bütün maskeler bir gün düşer. Geriye insanın söyledikleri değil, yaşadıkları kalır.
 
Ve insan, sonunda başkalarının gözünde değil; kendi vicdanının huzurunda kendisiyle karşılaşır.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir