Sezai Karakoç ve Monna Rosa

İSMAİL GİRAY
Başka Bir Açıdan Sezai Karakoç ve Monna Rosa
 
Asıl adı Ahmet Sezai… Kendi ifadesiyle “Adı Muhammed, mahlası Sezai!’’ Diyarbakır'ın yağız delikanlısı olarak İstanbul hasretiyle yollarına düştüğü davasının mimarlığını yaparak düşünce ve edebiyat dünyamızda eğilmeyen, bükülmeyen, asla yılmayan bir “diriliş eri’’ olarak her alanda, her sahada “köşe taşı’’ olmuş bir adamdır. Karanlık sahralara çekilen ülkenin dirilişini yalnız Türkiye’nin kurtulmasında değil, topyekûn İslam ümmetinin kaybettiği öz değerleri yeniden bularak dirilmesinde gören Karakoç, asrın insanlarının sinesinde vicdan azabı gibi çarpmaya devam etmektedir.
 
Daha lise yıllarında derdine düştüğü davasının peşinde bir ömür tüketen Karakoç, 80 yaşını aşmıştır bugün. Şiir burcunda eşsiz bir bayrak gibi dalgalanan dizeleriyle ölmek üzere olan bütün manaları yeniden dirilterek, kelimelerindeki keskin lezzetlerle ihtizaza getirmiştir bütün durmuş gönülleri. Hepimizin diline pelesenk olan Monna Rosa'sını henüz 19 yaşında yazacak kadar muhteşem bir şairdir. Ve Monna Rosa, öyle bir şiirdir ki neresinden bakarsanız bakın Türk edebiyatında eşi menendi az bulunur şiirlerden birisidir…
 
Monna Rosa şiiri hakkında -çoğu uydurma olmak kaydıyla- o kadar çok hikâye anlatılmıştır ki… Sezai Karakoç'un münzeviliği ve yarım asırdan fazla bu şiir hakkında tek kelime etmeyişi de bunda etkili olmuştur. Bu şiirin asıl öyküsü hakkında ilk olarak Akrostişin işaret ettiği Muazzez Akkaya konuştu ve bütün şehir efsanelerini yer ile yeksan etti…
 
Karakoç'un, Monna Rosa şiirinin ilk kıtasında güllerini andığı Geyve’den bir şair ve bir gazeteci, -Muazzez Hanımın da Geyveli olması hasebiyle- Amerika’da yaşayan Muazzez Giray’ı (Giray: evlendikten sonraki soyadı) ziyaret etti ve herkesin cevabını merak ettiği soruları bir bir sordu.* Ben, bu röportajı ilk okuduğumda büyük bir inkisar yaşadım. Nasıl yaşamam ki? Muazzez hanım öyle cümleler kurmuştu ki sanki anlattığı kişi Sezai Karakoç değil de herhangi bir şahıstı! “Keşke saplantı haline getirmeseydi… Evlenseydi’’ kabilinden ettiği laflar Sezai Karakoç'u hiç tanımadığını gösteriyordu.
 
Gelelim Sezai Karakoç'un Monna Rosa şiiri hakkında ne dediğine… Bir gazeteci cesaretini toplayıp Karakoç'a, Monna Rosa'yı sorar. Şair, çok üstünde durmak istemezcesine, ama çok şey anlatırcasına insanı kendisinden utandıran şeyler söyler. O zamanlar (şiirin yazıldığı 50’li yıllar) edebiyatta çok büyük bir değişim yaşandığını, eskinin kabul edilmediğini, hatta “divan şiiri kafiyeleriyle gül, bülbül, düldül diye dalga geçildiğini’’ söyler ve ekler: “Ben öyle bir şey yapayım ki, edebiyatta gül kavramı yeniden dirilsin…” Şiir, işte burada çözülüyor. Monna Rosa, bir aşk şiiridir elbet, ama o aşkta anlatılmak istenen, yaşatılmak istenen “gül’’ kavramıdır. Yani Monna Rosa ile dirilen “gül’’ imgesidir; Gül’e duyulan muhabbettir. “Gül’’ ise edebiyatımızda Peygamber efendimizin remzidir!
 
Burada şunu da belirtmekte fayda var; Karakoç'un, Muazzez Akkaya'yı aslında sevmediğini, şiirin tamamen farklı bir maksatla yazıldığını söylemiyorum elbette. Aksine, Sezai Karakoç, Muazzez hanımı sevmiştir. Yalnız, Muazzez Akkaya, böylesine muhteşem bir mana karşısında ancak bir “vesile” olarak kalabilir!
 
Yazının başında sıralanan methiyelerin hepsi Sezai Karakoç karşısında aciz kalır. Yılmaz bir mücahit, korkusuz bir cengâverdir o. Sebeplerin sükût ettiği yerde, kendini parçalara ayırarak sesini duyurmayı başarmış bir adamdır o. Kimsenin olmadığı “kaht-ı rical” günlerini “ben varım” nidasıyla inlettiği zamanlar az değildir. Çünkü insanlığın kurtuluşunu şiirde görüyordu O. Bunun içindir ki ‘‘Türk şiirinin ufkudur’’ diye nitelendirmiştir Erdem Bayazıt onu. Sezai Karakoç’un, şu sözleri, onun şiire olan bakışını ve şiire bağladığı umudu daha iyi açıklar:
 
“Bu ülkede her anlama kıyıldığı gibi şiire de kıyılmıştır. Geçmişle ilgi kesilmiş, dünyanın en basit taklitçi şairleri büyük şair diye ilan edilmiş, bunların sonucu olarak da şiire karşı büyük bir ilgisizlik doğmuştur. Bir toplumun kalbini tazeleyen başlıca ruhi gıdalardan biri olan şiir böyle bir kurutuluşa uğratılınca, toplumun ölü hale gelmesi, bu açıdan da uygarlığımızın düşmanları tarafından gerçekleştirilmiş oldu. Tekniği amacına uyduran yeni bir şiir gelecektir. Yeni yöntemlerle gelecektir geleceğin şairi. Gelecektir ve toplumu yeniden kendine döndürecektir.’’
 
Evet, yeni bir şair gelecektir ve gelmiştir de. O gelen şair, Sezai Karakoç’tur; hem de Monna Rosa'yla gelmiştir!
 
_________________________________________
* Haber7. Ve Monna Rosa, Sezai Karakoç'u anlattı. 04 01 2012. http://www.haber7.com/unlulerin-dunyasi/haber/826246-ve-mona-rosa-sezai-karakocu-anlatti (11 11, 2017 tarihinde erişilmiştir).
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir