blank

Desinler – Kosunlar

MEHMET SAİT YAKUT

MEHMET SAİT YAKUT 
Desinler – Kosunlar 
 
Desinler-kosunlar için yazarsanız
derler ve korlar / Sadık Battal
 
Koyuyorum;
 
İzan ve marifet zembereğini hayal vakitlerinde boşaltmış ay ışığı romantiklerinin denizkızlarını, köpekbalıkları yuttu bir deniz kuytuluğunda. Sevdikleri o hayal kızının peşinden gidemediler korkudan. Denizi sevdiler ama tadıyla kustular. Hep maviydi deniz onlar için, gökyüzünün suya akseden ve sularda raks eden rengini hesaba katmadılar. Ruhunu esrik bir hanende sesine teslim edip tantanalı ve kıvrımlı sokaklardan ürpererek evlerine vardılar. Aşk için çok fazla bahaneleri vardı. Durup dururken bir kalemi yontup dizeler ayıkladılar söylenmemiş sözlerden. Şiir yazdılar, Şair oldular. Şairler gibi savaşamadılar ama. Daha çok savaştan geri kalan kılıç artığı kelleler gibi dolaştılar. En çok sevdikleri kadına karşı erkek oldular ve çocuk gibi ağladılar yalnızlıklarında. Sonra şiir oldu bu gözyaşları, sonra roman.
 
Ama aşk, bir erkeğin kavgadan arta kalan zamanıdır. Bir meydan muharebesinde kılıç bilemek için kıyılmış bir lahza ve sığınılmış viran bir duldalık. Bir gözü nöbette iken, uykusunu almaya çalışan diğer gözün düşüdür aşk. Sapana yuvalanmış bir taşın hedefe giderken havada kat ettiği boşluktur. Şiir yazar gibi savaşmaktır aşk.
 
Uzun ve hükmedici cümleler kurmalı; iki yanı bilenmekten sulanmış acem kılıcı gibi keskin ve merhametten uzak. Uzun cümlelerle konuşmalı, teftişi imkânsız ve Müddei-i Umumları muhakeme kudretiyle iflasa düşüren. Ses duvarını aşan bir fısıltı olmalı, susulunca sûr sonrası bir kıyamet enkazı bırakmalı. Desinler diye konuşmamalı. En diri halinde komaya sokmalı müheyya savaş erlerini. Ölmeli belki ama herkesten sonra ölmeli. Çığlık olmalı ve çığ düşürmeli asrın kahpeliğine. Aşk bir kavga değilse, pijama ve nevresimdir cibinliklerle çevrelenmiş.
 
Desinler ve kosunlar diye yazılıyor hayata ve aşka dair ne varsa. Bir başkasının aşkı aşırılıyor ve bir başkasının aşkı isteniyor mümkünse ödünçleyerek. Bir şair nasıl ve hangi dizelerle sevmişse, öyle sevmek istiyor ayışığı romantikleri. Her şairin Kays'a öykünen bir yanı var ve her Şairin bir Leylası. Ama kimse Mecnun olmuyor nedense. Şuuru tamtakır yerinde ve zevklerine alternatif bulunmuyor imkansız. Varamıyor kimse mecnunun dineldiği menzile. Leyla; hep baygın ve davetkardır cibinlikler içinde, damarları şehvetle kabarmış bakire bir fahişe.
 
Bir yanında bilek taşı, bir yanında Zülfikar kılıcıyla uyuyan adamların Ali'den mülhem şiirleri kışkırtıyor ruhları. Herkesin bir kahramanı var anlatarak bitiremediği. Kimsenin kılıcını kuşanıp bir sefer başlattığı yok iptida Bağdada doğru. Aşk şairi, nevhager bir çingenedir gidenin ardından ağlayan. Geleni dişlek bir tebessümle karşılayan sahtekâr bir teşrifatçıdır. “Gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir”ler yazar, ama bir şehirden öç aldığı görülmemiştir. Gözyaşları yoktur nevhagerlerin, ama uzun ve içli eyvahları vardır her ölüyü kahraman gibi uğurlayan. Gönül kapısında bekleyen şair her gelenle müşerref ve her gidenle müptezeldir. Gagalanmış, mıncıklanmış didiklenmiş, tarazlanmış bir ruhu vardır, çentik çentik gelenlerin sevdası döşenmiş. Bir kadavradır kendine ilham doğuran. Hoş kokularla bastırılmış bir ceset. Coşkusu var sevinci yok, acısı var öcü yok. Savaşı var ama savaşacak ruhu yok.
 
Kendi kurduğu devletin despotudur desinler-kosunlar şairi…
 
"Desinler ve kosunlar için yazarsanız, derler ve korlar." Hayatı havi (kapsayan) ve ruhuyla kavi (güçlü) yüzyılın aforizmasıdır bu.
 
Susmayı belki ama adam olmayı telkin eden aşağılayıcı bir öğüttür. Küpeştelerden yayılan İspergam kokusuyla aşkı anlatan, çobanaldatanlarla yönünü kaybeden, mor erguvanlarla akşamı istifleyen, Cezayir menekşeleriyle balkonunu dolduran ve bir sigara yakıp "bir de şiir dizelim sevgiliye" diyen iskarpini kuzguni sahtiyandan aç adamların felaketini haykırıyor sanki.
 
Görüyoruz bir ömrü desinler ve kosunlar sarhoşluğuyla ziyan edenlerin, vurduğu kıyıları. Maksadı intihar değildi ama sığ sulara sürükledi onu dalgalar. Derinliğine dönemedi çünkü kumlara saplandı yüzgeçleri, kafası kumlara çarparak vurgun yedi. Solungaçlarına güneş vurdu.
Bir başka şairle kendimi savunmaya alıyorum:
"Fikrin ne fahişesi oldum ne zamparası
 Bir vicdanın bilemem, kaçtır hava parası”
 
_____________
Yazarın bu yazısı daha önce NECİP SÜLEYMAN DOĞULU mahlasıyla
7 Ocak 2005 tarihinde “Birgün” gazetesinde yayınlanmıştır.
 
 
——————————————————————
Mehmet Sait Yakut’u Rahmetle ve Özlemle Anıyoruz / Asanatlar
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir