EMİNE CUMA
Fanatizm Çıkmazı
İnsanların görüşleri değişir mi? Nasıl değişir? Neden bu sorular aklıma geldi derseniz yaşanan güncel olaylara bakınca bazılarının körü körüne bağlandıkları düşüncelerden vazgeçmediğini görmekteyiz. Bir fikri yahut da bir şahsı veya topluluğu öyle sahiplenmiş ki; aklın, mantığın, sağduyunun kapsamından kopmuş gitmiş. Tarafı olduğu kişileri öyle savunuyor ki kişi “Hata yaptım.” diyor, taraftarı zinhar kabul etmiyor. “Hayır yapmadın.” diyor. Bu durum nasıl bir hastalıksa savunan hasta olduğunu kabul etmediği gibi tarafı olduğu görüşün dışındakileri de yok sayıyor. Bu Siyonist’in kendi çocuğu dışındaki çocukları yok sayması gibi değil mi? Ya da kendisi dışındaki insanları hayvan addetmesi misali…
Gelelim görüşlerin değişip değişmediği meselesine. Bu dünyaya ait düşünceler, sistemler şüphesiz değişime açıktır. Herakleitos’un dediği gibi, “Kişi aynı nehirde iki kez yıkanamaz.” Veya “Değişmeyen tek şey değişimdir.” Dünya her yüz yılda bir dolup boşalmakta. Bizler yaş aldıkça ardımızdan gelen kuşağın büyüdüğünü ve çağına göre bir anlam dünyası kurduğunu görmekteyiz. Beğeniriz yahut beğenmeyiz ancak gerçek şu ki eğer ayak uydurmazsak yeni kurulan halkanın dışına itilmek kaçınılmaz olur. Aslında her değişim de faydalı ve güzel olmayabilir. Bu da işin başka bir boyutu.
Sistemler kurulup sistemler çöküyor. Hız çağında olmamızdan mütevellit değişimi artık takip edemiyor bile olabiliriz. Zemin oldukça kaygan ve yeni fikirlere ulaşmak, doğruyu yanlış yanlışı doğru göstermek, algılarla oynamak da bir o kadar kolay. Bu hız eminim ki birçoğumuzun başını döndürüp kafasını karıştırıyordur. Belki de doğru-yanlış telakkisinin bozulmasının altında yatan nedenlerden biri de budur ve konunun en can alıcı noktası burasıdır. Fitnenin yaygınlaşması, doğru ve yanlışın ayırt edilmekte zorlanılması…
Bu değişikliğin içinde ne doğru ne yanlış nasıl karar vereceğiz peki? Hem akla hem de kalbe müracaat ederek, fanatizmden uzak kalarak… Öncelikle tarafı olduğumuz şahısların, partinin, takımın, topluluğun vs. sergilediği davranışlar tutarlı mı? Fayda odaklı mı? Şeffaf mı? Genel kabul görmüş doğrulara ters mi uyumlu mu? Size doğal geliyor mu yoksa yapay ve zor mu? Karşılığında maddi kazanç temin ediyor mu, ediyorsa nerelerde kullanıyor? Gibi gibi sorular işimize yarayabilir.
Sonrasında kalbimize bakalım. Hak Teâlâ insanoğluna vicdan adı altında ölçüp tartabileceği ve muvazeneyi sağlayabileceği öyle güzel bir mekanizma bahşetmiş ki… Onun sesine kulak verdikçe kalbimiz hassaslaşacak ve daha duyarlı hâle gelecektir inşallah.
Ve fanatizmden uzak duralım. Kişi kendi nefsini bile temize çıkaramazken bize ne oluyor da başkaları adına canhıraş savunmalar hazırlıyoruz! Tabii ki zalimin zulmüne maruz kalan mazlumun savunulması müstesna!
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
