Bulutların Rahmine Dokun

A.VAHAP DAĞKILIÇ
Bulutların Rahmine Dokun
 
Sevdiğinizin size gösterdiği sadakatin arkasındaki sermayenin
yalnız sevgi olmasını istiyorsanız
ona hayatı kabir pencereli bir kadehten sunmayınız.
 
Gülüşüne mil çekilmiş bir avlu soğukluğuyla
pusuya düşürülmüş renklerime dokun
henüz vurulmayan
 
Kadehlere boşalan bir sarhoşluk
ve yarım kalan öfkeler adına
katıksız mekânlarda büyüttüğümüz kefen giymiş susmalarıma
bordo ojelerin sunduğu kadınlığa
ve alnımızdaki susam kokusuna
eli kulağında ağlamalarıma
ve üzerine yürünen yaralı yangınlarıma dokun
 
Her mısrada bir ihtilal ve düşleri bölünen köleler gibi
yanlış ata oynanan bahis
ve yastık altına saklanan sahneler gibi
sar bu nehri
bütün acılarına dokun, akan sevdaya inat
hasta koridorlarına bir neşter
vakitsiz bir günbatımı gibi
işgal altındaki çocuk bakışları
ve kemiğe dayanan isyanlar gibi dokun
 
Üstümüzdeki ağır bir ses
ve eskiyen tan vakti aşkına
gülsuyu hafifliği
ve günlerin aydınlığına serpilen akşam sancılarıma
aynı kapta beslenen tat
ve terkedilmiş bir sigarada boynu bükük efkârlarıma
saat zincirlerine
ve rehin düşünceler içindeki boşluğun çeperine dokun
 
Dokun, bu yaşama
ve bu yaşamın tam orta yerine
demir parmaklı kalelerime
ve sırtı dönük yarınlara
suyu ısınmış cümlelere
ve ruj kokulu kahkahalara dokun
deniz yitiği ufuklarıma
ve hançerli sırtımdaki narin bakışlarıma
saray giyimli edalara
ve yaşayan kadavralara dokun
 
Dokun ki, karanlıklar boğulsun orta yerde
damlası düşsün busesiz vedaların
sıkılsın yumruklarda bu nefes
baki olan bir hayata bilensin
insin vişneçürüğü tahtından beyaz önlüklü bu cehalet
yaşamaya vakit yok
bozulsun sükûneti ormanların
okunsun bir şiirim
içimdeki tüm çıplaklık görünsün
bitsin tenha çehrelerde naz
yenilgiler içindeki zafer uyansın
kırılsın vurgunlara duyarsız urganlar
ve sınanmış kavgalar görsün bu şehir
 
Soğuk mavzer duldasındaki bir kan davası gibi olsun bu dokunuşun
tetik olsun adam olmayan beynimdeki kurşunlar
dalından koparılsın bu korku, mevsimlere sunulan bu ihtiras
asude doğumlar bu mahşer beldesi
sarınsın en bakir yanıyla bu sahipsiz aşk
dağılsın bir kadının dudağındaki hükümranlık
ve resimlere düşen sis
dinsin şarkılarda öte düşmüş
cenaze soğukluğunda dibe vuran bu şükür
 
Öyle bir dokun ki
kırılsın gamzeli vazolarda süslü kılınan bu hayat
korunacak gölgelerde dirilme hakkım olsun
ölümün olmadığı yerlerde
ibret olsun refahla şımaranların feryadı
vurulsun arka sokaklarda
hiçbir yaraya merhem olmayan esmer tenli bu bakış
 
Ve bozulsun bu örümcek ağı renkli oyunlar kupa kızlarına inat
görünsün kalpleri ürpererek verenlerin yarışı
ve uyansın perdedeki nakışta diz çöken bu küheylan
 
Sönmeyen kandiller biriksin ellerimde
bestekâr sofrası olsun bu sonsuza yolculuk…
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir