NURSELİ
Hoşça Kalmanın Ahlakı
Ben bir insanda neyi başlatıyorum ve bunu fark edebiliyor muyum?
Belki de insanın kendisine yöneltebileceği en zor sorulardan biri budur. Çünkü insan yalnızca yaşayıp geçen bir varlık değildir. Aynı zamanda etkileyen ve etkilenirken değişen bir varlıktır. Her karşılaşma bir iz üretir, her temas bir tortu bırakır.
İnsan çoğu zaman bıraktığı izin boyutunu göremez. Çünkü bir etki meydana geldiği anda tamamlanmaz; bazen bir bakışta, bazen söylenecek tek bir cümlede, bazen de sessizce çekilip gitme biçiminde filizlenmeye başlar. Bu yüzden hiçbir karşılaşma nötr değildir. İnsan, karşısındakine sadece bir duygu bırakmaz; bir yaşama biçimi de bırakır.
İnsanın insanda bıraktığı izin en çarpıcı örneklerinden biri, zulmün dönüştürücü gücüdür.
İnsan, Maruz kaldığı zulmün suretini yüzüne geçirdiği an, artık yalnızca mağdur değildir; aynı zamanda kötülüğün yeni taşıyıcısıdır. Çünkü kötülüğün en büyük başarısı can yakması değildir; kendisine benzeyen insanlar üretmesidir. İşte insanın en sessiz düşüşü burada başlar.
Fakat insanı dönüştüren yalnızca zulüm değildir. İyilik de en az onun kadar sessiz ve kalıcı izler bırakır. Bazen tek bir merhamet, tek bir incelik ya da tam zamanında uzatılmış bir el, insanın dünyaya bakışını yeniden kurmaya yeter. İyiliğin en büyük başarısı ise iyi insanlar üretmesi değildir; insanın, maruz kaldığı kötülüğe rağmen kendisi olarak kalabilmesini mümkün kılmasıdır. İşte insanın kendisine doğru en derin dönüşü burada başlar.
İnsan yalnızca yaptıklarından değil, bir başkasında başlattıklarından da sorumludur. Çünkü bazen bir insanın hayatında bıraktığımız şey, söylediğimiz son cümleden çok daha uzun yaşar.
Hoşça kalmak, vedalaşmanın nezaketi değil; bir insanın içinde neyi bıraktığının ahlakıdır. Belki de hoşça kalmanın bir ahlakı varsa, bu tam da burada başlar: Ardımızda kendisine benzeyen kötülükler değil, yeşerecek iyilikler bırakabilmekte.
İnsan insanda kalır. Mesele nasıl kaldığımız değildir; asıl mesele, bir insanın içinde neyi bıraktığımızdır. Onda hakikati çoğaltan bir iz mi olduk, yoksa var olan iyiliği ve inceliği sessizce eksilten bir iz mi?
Belki de insanın kendisine her karşılaşmadan önce ve sonra sorması gereken soru hep aynıdır:
Ben bir insanda neyi başlatıyorum ve bunu gerçekten fark edebiliyor muyum?
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
