blank

Kumarbazın Yazgısı

DİLEK GÜNEŞ FIRAT Kumarbazın Yazgısı |ÖYKÜ|

DİLEK GÜNEŞ FIRAT
Kumarbazın Yazgısı |ÖYKÜ|
 
Sabaha karşı bomboş sokakta yürürken, kim bilir kaçıncı kez şansızlığına içerledi. Yüreğini sıkıştıran bunalmışlığı, sabahın ayazıyla birleşince çok daha fazla hızlandı. İçinde kaynayan kızgınlığının eseriyle burnundan patlayan nefesi, soğuk havada bir kat daha yoğunlaşıyordu. Hızlı soluk alışına ayaklarını da uydurmuştu. Hızlı adımlarla sokakta yürürken, keskin bir hançer gibi sırtından kemiklerine kadar saplanan gecenin ayazı bile öfkesine gem vuramamıştı.
 
“Son oyunu da o şerefsiz Battal’ın yüzünden kaybettim. Cebimde kalan son parayı bastım, tabii onu da ütüldüm yavşağın sayesinde!” diye hışımla söylendi.
 
Bir an önce eve varmak için adımlarını iyiden iyiye hızlandırdı. Evi düşününce içi ürperdi, soğuğu daha fazla hissetti. İki gündür eve gitmemiş, telefonunu da kapatmıştı. Allah bilir, Eda kaç defa aramıştı onu? İki gün önce arabayı satıp parasını cebine koymasıyla soluğu dernekte almıştı. Kendini oyuna kaptırınca Eda’yı aramayı unutmuş, parayı kaybettikçe de aramak istememişti. Eda’nın sorularına verecek cevabı da, zamanı da yoktu.
 
Eda aklına gelince tedirginliği bir kat daha arttı. Ona ne söyleyeceğini eve varmadan önce planlamalıydı. Çok iyi ve sabırlı bir kadındı Eda. Beş yıldır evlilikleri boyunca hep affetmişti. Kızları Seda da doğunca, tam bir aile olmuşlardı.
 
“Niye affetmesin ki, tek kötü huyum bu illet” dedi kendi kendine. Eda’yı bir kez olsun başka bir kadınla aldatmamıştı. Evliliklerine hep sadık kalmıştı. İş güç konusunda pek dikiş tutturamamıştı ama Eda’nın ailesi oldukça varlıklıydı. Onların desteği sayesinde muhtaçlık çekmemişlerdi.
 
“Olacaklar tabii. Biricik kızları ile torunları için yaptıkları sanki çok bir şey mi? Dünya kadar malı var pos bıyıklı babasının. Başka çocukları da yok, zaten her şey bize kalacak. Bugünden versinler işte, ölmelerini mi bekleyeceğiz? Kızlarını dövmüyorum, sövmüyorum. Ne yani? Ticarette kazanmak da var, kaybetmek de. Sanki müşteri geliyor da ben dükkândan mı kovuyorum?” diye iç geçirdi.
 
İçindeki huzursuzluğu, bu sözleri de teskin etmeye yetmedi. Şimdi Eda’ya ne söyleyecekti? Son kavgalarından sonra barışabilmek için ona, kumarı bırakacağını söylemişti. Hatta ‘Ekmek, mushaf çarpsın, elimi sürersem!’ diye yemin etmişti.
 
Eda, öfkeden ve ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerle ona bakmış; “Cahit artık bu son! Bir kez daha olursa asla affetmem. Eğer yine kumara gidersen, bu oynadığın hayatının kumarı olur!” demişti. Şimdi öyle bir yalan uydurmalıydı ki, Eda’dan paçasını kurtarmalıydı.
 
Soğuk sanki iyice artmıştı. Ara ara kuvvetlice esen buz gibi rüzgâr, sanki yüzüne tokat atıyordu. Ağaçların daha yeni yeşermiş dallarındaki çiçeklerin kimisi can havliyle tutunuyor, kimisi ise rüzgârın savurmasıyla kayboluyordu.
 
“Sanki ben böyle olsun istiyor muyum? Bıraktım temelli! Zaten bu sondu, zararımı çıkarmak için mecburen oyuna gittim. Üstüne üstlük bir de güzelim arabamdan oldum. Bir daha oraya gidersem ayağım kırılsın, elimi kâğıda sürersem elim kırılsın!” diye söylendi.
 
Zamanında rahmetli babası onu bu illet yüzünden çok dövmüş, anası ise ne çok yalvarmıştı: “Oğlum bırak bu pis işi. Hem ayıp hem günah! Kahrımdan öldürecen beni!”
 
Öyle de olmuştu. Babası öldükten iki sene sonra annesi de, daha onun mürüvvetini bile görememiş, babasının peşi sıra hayata gözlerini yummuştu.
 
Onlardan kalan son birkaç kuruşu da heba etmeden, iyi ki Eda çıkmıştı karşısına. Elbette ona kumar alışkanlığını söylemedi, hemen hemen bir yıl kadar da hiç kumar oynamadı. Eda’ya olan aşkı, her şeyin önüne geçmişti. Hatta kumar aşkının bile…
 
Tanıştıktan altı ay sonra büyük bir aşkla evlendiler. Evliliklerinin üçüncü veya dördüncü ayıydı. Eski kumar arkadaşı Battal’la karşılaştı. Onun ısrarına karşı koyamayarak sadece seyretmek için gitmişti. Gidiş o gidiş! Önceleri arada bir, sonrasında sık sık uğrar oldu derneğe. Hep bu Battal’ın yüzünden olmuştu. Onunla karşılaşması, tekrar pisliğe bulaştırmıştı.
 
Eda, ilk zamanlar hiçbir şeyin farkında değildi. Eve her geç geldiğinde karısına inandırıcı bir bahane buluyordu. Eda tok gözlü kızdı. Öyle cebindeki parayı filan da kolaçan etmezdi. Her zaman, her konuda ona güvenirdi. Ne olduysa komşuları olan, o müzevir İsmet’in yüzünden oldu. Kumar arkadaşlarından biri, İsmet’in tanıdığıymış. İsmet’e laf arasında ondan bahsetmiş; ismini cismini, işini gücünü söylemiş. Tabii o da hemen tanımıştı. Müzevir durur mu? Pos bıyığa gidip müjdelemişti! Babası duyar duymaz, işin aslı astarı nedir diye doğruca kızına gelip sormuştu. Eda; duyduğu anda şok olmuş ama çarçabuk toparlanıp, babasına kocasının açığını vermemişti.
 
“Cahit öyle şey yapmaz baba. Hem kumar oynasa anlamaz mıyım? Cebindeki parayı kuruşu kuruşuna bilirim, fark etmez miydim?” diyerek babasını ikna etmişti.
 
Elbette o gece, Cahit eve geldikten sonra, sabaha kadar Münker ve Nekir melekleri gibi sorguya çekmişti kocasını. Kâh kızıp öfkelenmiş, kâh ağlayıp yalvarmış ama sonunda gerçeği onun ağzından öğrenmişti.
 
Eda, olup biteni hiçbir zaman ailesine anlatmadı. Kim bilir kaç defa kocasının kumar borçlarını, kendi ziynet eşyalarını satarak ödedi. Ailesine karşı her defasında bir yalan bulup durumu idare etti, Cahit’in suçunun üzerini örttü.
 
Önceleri uzun süre güzellikle, iyilikle kocasını yola getirmeye, onu bu kötü alışkanlığından kurtarmaya çabaladı. Kızına hamile kaldığını öğrendiklerinde belki kocası da artık düzelir diye umutlandı. Ama ne zaman bir umuda tutunsa, çürümüş ağaç dalı gibi elinde kalıyordu. Kocasını yola getirmek için mücadele etmekten, yaşadıklarını ailesinden gizlemeye çalışmaktan artık çok yorulmuştu. Son kavgalarında iyice sabrı taşmış, her şeyi göze almıştı. Dayanacak gücü kalmamıştı. Bundan böyle her ne olacaksa olsundu.
 
Evinin sokağına neredeyse varmak üzereydi fakat farkında bile değildi. Hâlâ kafasında kırk tilki, kırkının da kuyrukları birbirine değmeden dolaşıyor, karısını inandırabileceği bir yalan bulmaya çalışıyordu. Yanından süratle geçen bir arabanın ve peşinde onu kovalayan polis arabasının sesleriyle irkildi. Tam o anda saatlerdir aradığı yalanı buldu.
 
Eda’ya, iki gün önce arabanın çalındığını; ama onun kendisine inanmayacağından ve yine kumar oynayıp, arabayı kumarda kaybettiğini düşüneceğinden tedirgin olduğunu söyleyecek, hatta “Bu yüzden iki gündür eve gelemedim” diyecekti. Bu şahane bir fikirdi. Eda buna inanır hatta onun için üzülürdü bile.
 
Hızla sokağa döndü, artık gün de ağarmıştı. İlkbahar güneşi, havanın ağırlaşmış soğuğunu yer yer ışık demetleri ile deliyor, etrafı aydınlatıp ılık ılık ısıtıyordu. Kaldırım boyunca dizilmiş ağaçların dallarındaki kuşların cıvıltılarıyla bir kat daha keyiflendi.
 
Binanın önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Yüzüne üzgün ve bezgin bir ifade takındı. Yalanını desteklemeye hâli tavrı uygun olmalıydı. Başına geleni söyledikten sonra karısının onu teselli edip, şefkatle sarılacağı anın özlemi ile kalbi hızla çarpıyordu. İki gün öncesi şimdi ona, sanki iki yıl gibi geliyordu; Eda’yı ve kızını çok özlemişti. Merdivenleri özlem ve umutla bir solukta çıktı. Daire kapısına geldiğinde aniden duraksadı. Evlendiklerinde yanında getirdiği tek eşyası olan, babadan kalma eski valiz kapının önündeydi. Daha ne olduğunu anlamadan üzerine iliştirilmiş notu gördü:
 
“Bol Şanslar!”
Kumarbazın Yazgısı
Kumarbazın Yazgısı
Kumarbazın Yazgısı

2 Yorum

  1. Dilek GÜNEŞ FIRAT

    Değerli ve motive eden yorumunuz için çok teşekkür ederim ☺️

  2. Nagihan Turnalı

    Tebrikler.
    Sağlam bir Türkçe. Özgün bir üslup.
    Hem gerçekçi hem duygusal bir hikaye.
    Usta bir romancının gelişini haber veren satırlar.

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir