EMİNE CUMA
Uyku ve Uyanıklık Arasında
Saat gecenin ikisi… Yağmur başladı. “Hadi biraz kitap okuyayım da öyle yatayım.” dedikten sonra karşıma çıkan metin iyice uykumu kaçırdı.
“Sırat kıldan incedir kılıçtan keskincedir
Varıp onun üstüne evler yapasım gelir.”
Yunus Emre’nin daha önce duymadığım bir şiiri… Duymuşsam da anlamamışım ki bu bence daha da vahim bir durum.
“Nasıl daha iyi olunur?” üzerine düşünmemize vesile olabilecek bu satırlardaki bakış açısı gerçekten çok kıymetli. Bir de Yunus’un penceresinden baksak nasıl olur? Haydi önce anlamaya, ardından yaşamaya niyet ederek başlayalım.
İnananlar için bu dünyada yapılan her kötülüğün sorulacağı bir yer vardır. Ahirette herkes hakkını alacak ve bu dünyada belki unuttuğumuz, hatta üzerinde bile durmadığımız nice haksızlık karşılığını bulacaktır. Aynı bakış açısıyla bize yapılan kötülüklere de mukabelede bulunulacaktır. Sözün özü; “Kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacaktır.”
İşte buradan bakınca Allah korkusu olan sıratta vereceği hesabı düşünerek hareket eder. Dolayısıyla zulmetmez, hak yemez, kısa yoldan kazanç sağlamak için başkalarının emeğinden çalmaz, kendisine haksızlık yapılırsa da haksızlık yapana sorulacağını düşündüğünden bu konunun kendisini yıpratmasına izin vermez. Sıkıntısını aşarak ileriye bakar, geçmişe takılıp da başına gelenlerden ötürü travmatize olmaz.
Peki, Sırat’ın üstüne evler yapmaktaki kasıt ne olabilir? Aslına bakarsanız beni en çok bu kısım etkiledi. Öyle bir hayat yaşayalım ki ahirette hesap verme korkumuz olmasın. Elimizden geldiğince hakkı, hakikati gözetelim mesela. Rabbimizle öyle bir bağımız olsun ki hatalarımızı örteceğine, eksiklerimizi tamamlayacağına iman edelim. Rahman ve Rahim sıfatlarının tecellisini onu seven ve onun yolunda bir hayat yaşamak için gayret eden, emirlerine uyan bir kuldan esirgemeyeceğine inanalım. “Kulum beni nasıl bilirse öyle muamele ederim.” diyen Hakk Teâlâ (cc)’nın merhametine sığınarak Sırat korkusu yaşamadan kalben mutmain olabilelim.
Diğer bir boyutu da hesap verme duygusu yüreğimize korku salarak elimizi ayağımızı bağlayıp bizi pasif bir hâle getirmesin. Ne kadar az kişiyle muhatap olursam sınavlarım o denli azalır minvalinde bir hisse kapılırsak eğer bir gün, Yunus’u hatırlayıp o korkunun üstüne giderek aşmaya çalışalım.
Gönlüme düşen diğer bir boyut da aklımız, kalbimiz yalnızca Rabbimizin sevgisiyle dolu olsun. Cehennem korkusu ve cennet ümidi sevgimize gölge düşürmesin. Rabbimizin bizi ne çok sevdiğini, karşılıksız olarak bize verdiklerini düşünelim. Hepimiz elimizde olana baktığımızda şükredecek birçok güzellik görmekteyiz zaten. Birbirimizin elinde olana bakarsak da şikâyet edecek sebepler bulmamız kaçınılmaz olacaktır. Ve kişinin dili ile gönlü şikâyete başladığında artık sevgi dilini unutur ve sevgiyi serlevha edinip hayatının tümüne yayamaz. Dünyada yegâne mananın sevgi olduğunu, iki cihandaki saadetin de başta Rabbimizi sonra da birbirimizi sevmemize bağlı olduğunu idrak edip ona göre bir yaşam sürmeye gayret etmek de bu manaya dahildir belki. En doğrusunu Allah(cc) bilir.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
