blank

Tozsuz Sahne Sinema ile Sözlenmek

AYŞE-ŞENER

AYŞE ŞENER
Tozsuz Sahne Sinema ile Sözlenmek
 
Sahne oyunlarında oyuncuların sözlerinin her birine replik diyoruz. Réplique "cevap, tiyatroda aktörün sözleri" anlamına geliyor. Fransızca répliquer "cevap vermek" fiilinden türetilmiştir. Latince aynı anlama gelen replicare fiilinden alıntıdır.
 
Tozsuz sahne: sinema… Sinema her ne kadar seyr ile, hayatın seyrini durduruyor ve kısmen insanı atıl, hareketsiz bırakıyorsa da, replikleriyle zihnimize bir hareket katıyor. Bir kitap okurken çoğunlukla tesiri altında kaldığımız satırları ya gizlice zihnimizin bir kenarına çekeriz. Ya da elimizden düşmeyen bir kalemle satırların altını hususi olarak çizeriz.  Hatta bu yüzden çizgilerimiz gittikçe daha ustaca gerçekleşir. Sonraları altını çizdiğimiz pek çok satıra, eskiden yürümüş olduğumuz yollara şöyle bir geri dönercesine dönüp de tekrar okuduğumuzda, o satırların altındaki paragrafların özü belleğimizin ufkunda beliriverir. Bize yaşattıkları duygularla karşılıklı gülümser buluruz kendimizi.
 
Aslında repliği kendi bağlamından koparıp aldığınızda üzülmüyor değiliz. Çünkü kimi zaman etkileyici bir repliği, bir filmin orta yerinden çekip almak, nihayet koca bir bahçe içinden bir çiçeği ya da işimize yarayacağını düşündüğümüz bir meyveyi hunharca koparıp tabiatından ayırmak ve oracıkta tüketivermek şeklinde olabilir. Hayır. Bunu yapmayacağız. Zira etkileyici cümlesiyle sizi o bahçeye davet etmiş olduğumuzu düşünüyoruz. Belki bu güzel anlamın hangi doğal bağ/lamda, daha etkin duruşuna bizzat tanıklık etmek istersiniz. Kim bilir. Çünkü sözün hep bir davetkâr özelliği vardır. Ya müspetliğinde ağırlamak üzere kendisine buyur eder bizi. Ya da bazen bağırır, çağırır fakat o vakit de muhakkak karşıtına, zıddına buyur eder. Söz değil midir bütün hayatımızda bizi hop oturup, hop kaldıran. Bu sinemaları da oturup saatlerce “Şöyle bizi derinden vuran bir replik yok mudur?” diye seyretmiyor muyuz hep sahi?
 
Etkilenmek istiyoruz. Tesir altında kalmak bir anlamın bile isteye esiri, bağlısı, mahkûmu olmak ruhumuza tarifi imkânsız bir doygunluk hissi yaşatıyor. Anlamsız kalmak aç, biilaç ve pejmürde bir ölüm ağırlığıyla bedenimizi oradan oraya sürüklemek istemiyoruz. Belki sinemalardan söz topluyoruz. Anlam biriktiriyoruz. Hayat çalıyoruz.
 
1994 yapımı hepimizin bildiği o filmin sözünü çaldığım günü, dün gibi hatırlıyorum. Belki çoğumuz aynı repliği çaldık. “Esaretin Bedeli” filminden: “Umut tehlikelidir. Umut bir insanı deli edebilir. Bu iyi değildir.”
 
Bir zamanlar yere doğru eğildiğimizde en çok kitaplara eğilirdik, telefonlara değil. Yukarı doğru kalktığımızda da göğe bakmış olurduk, ekranlara değil. Bizim aktörlerimiz ya nevi şahsımıza münhasır hayali portreler olurdu, ya da işte irili ufaklı ve bazen ayağı düşüp kayan veya son anda dik durmayı başaran yıldızlar. Sahiden. Şimdi ise ekranlar kapılarından alıyorlar bizi ve dünyaya, dünyalara açılıyoruz. Sinema ise, çağın el an bizi alıp götürmeye hazır büyük kapısı.  İşten, güçten kalan kimi vakitlerde böyle tozsuz sahnelerde güzel replik avına çıkıyoruz.  Çoğu zaman da eli boş dönmüyoruz. Çok geçmeden bir aktör, soran gözlerle ona baktığımızı anlıyor ve bizi repliksiz/cevapsız bırakmıyor.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir