Hâlâ Dost muyuz?

AYŞE ŞENER
Hâlâ Dost muyuz?
 
Öte yandan dostluğa yalnızca iyi zamanlarda bir araya gelinen bir eğlencelik olarak bakan ve onu bu ayarda yaşayanlar da vardır muhakkak. Özellikle büyük şehir bunu kışkırtıyor ve hatta zorluyor olabilir. Şehre suç atmak insan için komik ve onun acizliğinin de bir göstergesi. Şehri o kadar büyütmeyecektin kardeşim! Bir şehir, şehir olarak kalacaktı. Aslında bir ülke büyüklüğünde olup da adı şehir olarak kalınca böyle oluyor. Ya da böyle, ülke olan bir şehirde yaşayanlar yaşam alanlarını sorumluluklarını yerine getirebilecekleri bir ölçeğe indirgeyecekler. Olmadı ima ile olacak fakat illa dostluk olacak!
 
Büyük sorunların oluşturulduğu bir durumda büyük çözümler insanların ömür sürelerince üretilemeyebiliyor. Kabul. En iyisi kişisel çareler, çözümlerle büyük ağrıyı hafifletmek olabilir. Büyük ağrının dışına çıkmak ve ondan kaçmak değil bu. Hiç yoksa ağrının nedeni olmamak inceliği…
 
Senin kalbin çürümemişse, dalından yeni merhaba diyen üstü çiçekli bir şeyse herkes çürüyor diye onu sırıkla uçuruma gönderemezsin. Dirliğinden düşmez öylesi bir kalp. İnatçıdır. Coğrafyasına inat eder. Biçilmiş kaderini giymez. Tarihini eler. Kendi başına buyruk bir dalın en ucunda kendi “sidre”sini, “münteha”sını gözetler durur. Sonsuz durağını özler.
 
Galiba çok sayıda, sayısız, saygısız insanın kalbi çürüdü.
Ondandır ki bütün ile’lerde, bağlaçlarda, iletişim, ilişki ve bağlarda çürük kokusu illa var.
 
Dostluk bağı irdelemekten en çok kaçtığımız bir düğüm. İnsanın en çok kendisi kalabildiği, kendisi kalarak sürdürebildiği bu bilinçli düğümün dahi artık biraz çözülüyor olmasını bizzat izlemek bize nasip oldu! İzlemek diyorum zira büyük sorunlar çizmesi altında ezilen bir çağdan geçemedik. Zor geçiyoruz. Geçimsiziz kendi çağımızla.
 
Vaktimizin insanı olmak istemiyoruz. Bu kadar erdem yoksunu bir vaktin insanı olmayı kim ister?! Vakit te bizden olmak istemiyor artık. Aslında insan olan fakat şeytan adı verilen olumsuz güçler, büyük dürtüler, ayartıcılar ve ayartılanlar zamanı kendi lehlerine kurmuş durumdalar. Saat iyi olanı es geçiyor. Kötüye saygı duruşunda… Şimdi burada dostluk layıkıyla yaşanmıyor diye kalkıp vakti suçlamıyorum. Zaman ve mekânın masumiyetinin farkındayım. Vaktin suçlusu da masumu da insan, biliyorum.
 
Bizse bizden öncekilerin masumu, bizden sonrakilerin suçlusu olarak elimizden geleni yapmaya çalışsak da zamanı ılımlılığa dahi çeviremiyoruz. Güçsüz düştük.
 
Böyle erdem yoksunu bir vaktin dostluğunda, hala erdemlilikte direnen kişilerin dostluğu; korkunç bir savaş alanının içinden, ölümün içinden, kalımın dehlizinden geçerek çok gizli bir mağaraya sığınmış iki, üç, beş kişinin yalnızca birbirine açılıp dünyaya kapanması anlamına geliyor. Yaralar almış vaziyette, aç, susuz birbirinize vardığınızda birbirinizden gizlice erdemi yudumlamaya dahi haliniz kalmayabiliyor. Olum kalım davası! Hala bayatlamamış bir sevgiyi bölüşüyorsunuz. Feda edişi azar azar yutkunuyorsunuz -bitmesin diye- mataranızdan. Delirecek gibi oluyorsunuz tadından.
Dış ses! Dışarısı sesleniyor! Sığındığınız mağaraya çığlıklar vuruyor uzaktan. Bir babayı baba olamamaktan vurulup yere düşerken hayal ediyorsunuz kulağınıza vuran sessiz ağlamalardan. Bir anneye kutsallık plaketi eşliğinde ihanet ediyor evladı. Kadın gözlerinin içinde evlendiği eşinden nefret doğuruyor. Aklıyla övünen erkeğin aklı yine başında değil. Yüklenmiş anlamların altında bir tır eziği… Çocuk ve genç o haritasız özgürlüğün en taze kurbanı. Us’tan nasipsiz deli kanı… Hayalde yatmış, hatırada batmış bir büyük geminin karaya oturmasının uzun metrajı… nı seyrediyorsunuz mağara alegorisinde. Böyle koca, böyle karmaşık bir bestenin kalın telleri tir tir titriyor boğazınızda.
 
Düğümleniyorsunuz.
 
Her şey çözümsüzlüğe doğru ışık hızını arzulamış gibi oluyor. Karanlığın huyundan büyük azgınlığına hayret ediyorsunuz.
 
İşte böyle bir vakitte dost olmak ve kalmanın derin imtihanında sorular donuyor. Cevaplar gecikiyor. İmtihanda mıyız, süre ne kadar, başaralım ve bunun gibi coşkular yarım kalıyor. Her şey kendini çok ağırdan satıyor.
 
Yine de böyle bir zamanın içinde, zamandan habersiz anları yakalamaca oyunu oynuyorsunuz kimi zaman. Çünkü sizin kalbiniz harika atıyor. Tam zamanında derleyip topluyor sevdayı. Sonra çevresine atıyor. En çok da yakın çevresine. Yani illa dostlarına…
 
Hala birbirinize kapandığınız ve çağdan gizli, ağdan gizli soluklandığınız dost gibi dostlarınız varsa, varsa şehrin barbarlığına kapanan zarif, medeni mağaralarınız…
 
Durmayın. Koşun! Koşun! Dokuz nala…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir