Sevginin Tevellüdü

AYŞE ŞENER
Sevginin Tevellüdü
 
Sevgiler farklı nedenlere ve başlangıçlara sahiptir. Afili bir sevginin başlangıcı da afili bir nedene dayanır. İşte mesela erdemlerin dikkat çekişi ile başlayan bir sevgiyi düşündüğümüzde o sevginin asıl zaafları görünce tamama erdiğini biliriz. Tabi o zamana kadar sabır gösterebilmiş ve ondan önce sona ermemişse…
 
Sevginin hakiki tevellüdü o “gün”dür. Sevilenin erdemleri kadar zaaflarının da fark edildiği o tarih. Ulaşılması umut edilen o müthiş an…
 
Kimi sevgiler o takvime kadar sürer. Muhatabının pusuda bekleyen zaaflarına yakalandığında elinde sabra gerekçe pek çok güzelliği vardır sevenin. Korkmaz. Devam eder.
 
Ne enteresan…
 
İlk tanışıldığında arka arkaya görülen erdemlerin yerini, şimdi arka arkaya zaaflar almıştır. Bunun bilincindedir insanı bilenler. Sütten çıkma ak kaşıkların birlikte oynadığı bu samimi oyunda çamura düşeceklerini illa.
 
Bilen şaşırmaz. Gülümser ve bir adım ileriye geçer.
 
Bu arada sevenin kendisi de boş durmamaktadır. Kendisi de ilk karşılaşmalarda elbette gösteremediği yanlarını tek tek çıkarmaktadır bahçasından bohçasından sevdiği dostuna…
 
Bir sen bir ben oyunudur bu. Bin sen bir ben. Bin ben, bir sen de olur. İnsanız ya. Olmaz diye bir şey yok. Dışımız kuzu. İçimiz kurt. Lu…
 
Kimi sevgi ürkektir. Daha en başta gerisin geri döner gider. Sevdiği dostun zaaflarını hoş karşılamaya yetecek kadar erdem biriktirememiştir belki. Belki sevmeye korkak, sabırsızdır. Ya da güçsüz ve sevgisinin daha ilerisine gidecek yüreği yok. Tahammülü kendi zaaflarına ancak yetiyor ya da… Bilemeyiz. İleri gitmeye değmez bir zaaf yığını olabilir karşısında. Sabrı geçmiş, tahammüle kalmış ta olabilir, bir enkaz altında…
 
Her şeye rağmen birbirinin yüreğine, dikenine dikenine korkmadan devam edebilenler gerçekten sevmiş olanlardır. Sevgi yolu korku tüneline girdiğinde şaşkınlıklarını sevinçleriyle ılıtanlar. Birbirlerini anlamaya devam etmek isteyenler. “Bir anlamımız olmasın mı bunca mesafeden sonra, geri dönmek de emek ister, iyisi mi daha ileri, daha ileri!” diyenler…
 
Bunu itiraf edelim erkenden. Heyecan fevri. Bir coşkunluk patlaması. İstikrar ise çileci, sabırcı. Ciddi bir takvim. Heyecanın yarını, yarından sonrası için var.
 
İstikrarın gözünü sevenler, gerçek heyecanlı gönüllerdir. Heyecan denilen şey, en çok sevmekle duyulabilen bir coşkunluk hali.
 
Öyleyse canımız heyheyine devam etsin. Canımızı yakmayalım, yanıp, yanılıp ta bu oyundan çıkmayalım diyenlere gelsin cümleler.
 
Bana zaaflarını göster ey dost!
Saklı bir hazineye gönderilmiş bir define avcısıyım seni keşfetme konusunda. Gördüğüm her zaafına karşı beni kör edecek kadar erdemlerinin ışıltısıyla iniyorum mahzenine. Sen yukarıda, düzde o kadar “sarp yokuş”larda yorulmuş, o kadar inanılmaz bir toplumsal sorumluluk hamallığı yapmışsın ki bodrumunda var olan bu karaltılar senden sakınılmış madalyalarındır. Muhtemelen sıradan insanlar gibi hiçbir zaman gelişi güzel davranamadın. Hep direndin. Hep sabrettin. Kendini sıktığın her olağanüstü erdeminde bir zaafın bu bodruma düştü. Herkese güneşe buyur ederken ihmal ettiğin sen! Burada!..  Rutubet içinde….
 
Bana zaaflarını göster ey dost! Çekinme lütfen. Atandan kalma ve güvendiğine teslim ederek yükünü hafifletmek istediğin bir yadigâr gibi…
Ki saklayayım bulut kokulu sandığımda…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir