Donduk Kaldık

AYŞE ŞENER Donduk Kaldık

AYŞE ŞENER
Donduk Kaldık
 
Manzaranın fotoğrafını çekerken an henüz yaşıyordu. Sonra birden, deklanşörle onu alnından vurduğumda an çekişmeye başladı. Çünkü onun canına kıydım ve ekrana serdim. Bunu ona her bakıldığında ilk bakıldığındaki verdiği hazzı kopyalamak için yaptım. Kötü bir niyetim yoktu.

Fakat an kopyalanamıyor.
Anı olsa dahi, aynı c/anı bir türlü taşımıyor. 

Öyleyse fotoğraf tam olarak paylaşmak değildir. O anı yalnızca biz; o da farkındaysak yaşamış ve ancak o sırada birlikte yaşadığımız kişilerle paylaşmış oluyoruz. Bir anın fotoğrafını çekmek o anın tam olarak fark edilmiş olduğunu gösterir belki. Fakat yaşamayı bırakıp fotoğraflamak ise fark edildiği oranda yaşanmamış olduğunu da… An bizi cazibesiyle çekiyor. Biz de ondan o kadar etkileniyoruz ki; yaşayamadan çekip bir kenara koymuş oluyoruz.
 
Ne diyorduk… Öyleyse fotoğraf çekmek tam olarak paylaşmak değildir. O anı ancak o sırada birlikte yaşadığımız kişilerle paylaşmış oluyoruz. Paylaşmak bu kadar essah bir şeydir işte öte yandan. Fotoğraf, aksine anı paylaşamamaktır. Biraz acı olan bi' şeydir ve bunu tatlandırma isteği…
 
Durağan bir fotoğraf ta manzaranın bir hikayesi yoksa ve an enselenmiş olmasa da manzarayı aynı sıcaklıkta dondurma imkânı var. Fakat asıl bir hadisenin tepe noktasını fotoğrafla geleceğe çivilemek ve gözlere tam da o enteresan anın anlı canlı vefat edemeyiş şölenini tattırmak bambaşka bir şey.
 
Zamanın varlığı bir hikâyede can buluyor çünkü. Mekân da tek başına hikâye anlatamıyor. O da yaşanmışlıklardan kendine bir ruh biçiyor, ruh giyiniyor. Yaşanmamış koca bir ev buz gibi, yaşanmış bir kulübe kuzine gibi olabiliyor bu yüzden. Hareket hakikaten bereketli bi' şey. Kat etmek üzerinden yola hâkim. Zamanın saf çarkı. Bu yüzdendir ki; iç yolculuklarımızdaki koşular dokuz nala bile olsa, dış dünyaya, mekâna lütfedip buyurmuyor, canlanmıyorsa ne de önemsizleşiyor. Ne yaşanılır bir an ne gözleri cilalayan bir nem ne de bir gamze bırakan bir anı olmuyorsa faydasız. Bir geleceği de yok; hareketsizliğin. Canı olan yaşar ve ölür çünkü. Ve yine bir canı olandır; ölümsüzleşmeye aday olan.
 
Hareket etmekte yatıyor vaktin dirimi. Donup kalmamada. Sıcak bir akışta. Çorba dumanı ve acı ve tatlı telaşta. An henüz can vermemişken. Adımda, kanatta, kıpırtıda, kıvranmakta uyukluyor ve uyanıyor ömür. 

Bütün bir ömrün albümüne bir de bu gözlerle baktığımızda, şu amel defteri tamlamasını bir de amel albümü/ eylem/ iş güç hareket albümü olarak düşündüğümüzde bizden geriye nasıl fotoğraflar kalır acaba…

Baktığımızda tebessüm et cümlesini mi telkin eder bize o albüm. "Yaşamışım be! ‘Dedirtir mi parmak uçlarımıza pompalanmış ve atan birer kalple…
Yoksa…
Donduk Kaldık
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir