blank

Hece Taşları Dergisinin 80. Sayısı

Hece Taşları Dergisinin 80. Sayısı“Metin Önal
Mengüşoğlu”
Özel Sayısı
 
Hece Taşları
Dergisinin
80. Sayısı
Çıktı
 
Tayyib Atmaca’nın Genel Yayın Yönetmenliğindeki yine hece şiirleriyle dolu dolu olan Hece Taşları dergisinin Ekim 2021 sayısı olan 80. sayısı “Metin Önal Mengüşoğlu” Özel Sayısı olarak çıktı
 
Bu sayıda;
Şiirleriyle, yazılarıyla yer alan isimler:
Metin Önal Mengüşoğlu, Cahit Koytak, Nurullah Genç, D. Mehmet Doğan, Arif Ay, Nurettin Durman, Mustafa Özçelik, Cihan Aktaş, Nihat Nasır, Mustafa Başpınar, Mehmet Aycı, Reşit Güngör Kalkan, Gülbahar Ay Satan, Ersin Ertuğrul Satan, Ferhat Çiftçi, Behçet Gülenay, İbrahim Eryiğit, Salih Erayabakan, Muhsin Önal, Nevzat Akyar, Yasin Mortaş, Metin Önal Mengüşoğlu, Tayyib Atmaca, Betül Önal.
 
“Hece Taşları” dergisinin 80. sayısında yer alan Metin Önal Mengüşoğlu’nun “Gözyaşı” şiirini, Mehmet Aycı’nın “Müslüman” yazısını tadımlık olarak alıntıladık, aşağıda okuyabilirsiniz.
 
METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU
Gözyaşı
 
Çarşılara da yağmur iniyor ince telden
Elbisemle astarın arasına düşüyor
Bu kumaş soğuk suyla akrabaymış ezelden
Sırtım yanıyor sanki parmaklarım üşüyor
 
Resmim için şahane bir tuval dokuyordu
Kesik elyaflarıyla kurşuni iplikleri
Gökyüzü hangi yüzle kalbimi okuyordu
Sızlatırken rutubet büzülen ilikleri
 
Atımın sırtındayım bana koşuyor dağlar
Bir kavşakta yol kesti şahın köse sakası
Avazım çıkmıyor ki beni burda kim duyar
Sultanların halkına elbet yoktur şakası
 
Buğday ekelim hadi sonra gelincik bitsin
Su geldi su diyerek tellal çıksın sokağa
Önümüzden parlamış atlar fırlayıp gitsin
Sular yosun bağlasın viyaklasın kurbağa
 
Aranızda itiraf mahrem değil mi kızlar
Ne kadar utangaçtı ablaların yaşmağı
Ne kadar aynasızsa o kadar taraksızlar
Kirli kelimeleri tanımıyor dudağı
 
Söylüyordu bir şair “hiç gözler yaşarır mı,
Şu sinemizde yatan “zalım ürek yanmasa”
Hiç atına binmeyen menziline varır mı
Ayağı üzengide kırbaca uzanmasa
 
MEHMET AYCI
Müslüman
 
Ressam olsaydım, ergen oğul acısı yaşayan bir babanın, itidali kaybetmeden, acıyı taşımasını bilerek, “Keklik Bizden Uzaklaştı” şiirini yazmasını, yürek yangınına teslimiyetten ipek çadırlar kurmasını, o yangını söndürmeden ve yaymadan alabildiğine insani bir armağan ruhunun avuçlarında taşımasını nasıl çizerdim Allah’ım?
 
50 yıldır dergilerde yazıp, kitaplar çıkarıp, konferanslar verip, kırk yıldır akledin kardeşlerim diye ömrünü bir pınarı besleyen dağ gibi tükettiğini, tükenmediğini, besledikçe yüceldiğini, besledikçe başındaki son saçların da döküldüğünü, bunca yazarlık uğraşından aldığı telifi muhtaç bir yazar arkadaşına kimseye sezdirmeden adabınca gönderdiğini nasıl boyardım Allah’ım?
 
Bir yerde çay içtiğinizde, yemek yediğinizde hesabı mutlaka kendisi ödeyen, cebine de evine akrep uğramayan, ağalık vermekle düsturunca verdikçe zenginleşen, son kuruşunu bile hayra hasenata harcayan, ikramın keremle akrabalığını bütün bir dost çevresine, tanıdığına tanımadığına hısım kılan, başından sahabe sevdası eksik olmayan bir karaşın adamın bu beyaz hallerini hangi renklere boyardım?
 
Bir şiir etkinliği için bulunduğu Maraş’ta, gelinlik kızına el işi çeyiz sandığı bakan bir babanın onu satın alırkenki yüz ifadesini nasıl resmederdim?
 
Gittiği her yeri havarilere özgü dirilikle ve tebessümle boyayan, yüzünde Allah’ın parmak izlerinin hâlâ tazelikten tüttüğü bir adamın adımlarını, samimi sarılışını, hayatın sarkacına ve ipine nasıl özenle tutunduğunu, her şeye rağmen sağlamlığından ve doğruluğundan taviz vermediğini nasıl çerçevelerdim?
 
Çizgiye, çerçeveye sığmayan bir gönül adamı Metin Önal Mengüşoğlu… Yazarlığını da, şairliğini de kişiliği gölgede bırakanlarımızdan… Hayatında gölge olmayan adam… İnanırım ki hatalarının bile berrak, sahici ve duru bir tarafı var.
 
Beyoğlu… Mengücekoğulları’dan… İkinci soyadı kafa kâğıdında yok… Bu haliyle bile resmi ve tanımlanmış olana direniyor.
 
Kalbi dünyanın merkezinde atıyor. Dünya kalbinde dönüyor.
 
Sanatçı… O gümüşü kanatlandıran zanaatkâr ustaların hatırına olacak ruhun kulaklarına sözden küpeler takıyor.
 
Size sıradan gelen bir türkünün bir dizesiyle günde kırk kez verem olur.
 
Varsın şiir, roman ve hikâye kitapları, rahmetli Mehmet Akif’in sünnetini devam ettiren araştırma kitapları rafları süslesin, o “Asım” neslinden değil “Akif” neslinden bir ağabey olarak aramızda…
 
Yüzü müşfik bir Akdeniz. Uygarlık kıyılarında…
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir