Duvarın İki Yanı

MEHMET TOYGAR ÖZDEMİR Duvarın İki Yanı

MEHMET TOYGAR ÖZDEMİR
Duvarın İki Yanı
 
-Ömer-
 
Bazı filmler bir coğrafyanın ruhunu, bir halkın acısını, bir insanın iç çatışmasını görünür kılar. Hany Abu-Assad’ın 2013 yapımı “Ömer” filmi, işte böyle bir anlatıdır. Sesi, Batı Şeria’nın duvarlarında yankılanır.
 
Ömer, sevdiği kız Nadya’yı görebilmek için her seferinde Batı Şeria’yı bölen yüksek duvarı iple tırmanır. Bu duvar, fiziksel bir engel olmanın yanında aynı zamanda aşk ile direniş, umut ile çaresizlik, yaşam ile ölüm arasındaki çizgidir. Ömer, bu çizgiyi her geçtiğinde biraz daha dönüşür. Fırıncı ustası olarak hayatını kazanan bir gençken, geceleri keskin bir nişancı kimliğine bürünür. Çocukluk arkadaşlarıyla kurduğu küçük bir direniş grubunun militanıdır artık. Ama film, bu örgüt hakkında ipucu vermez. Çünkü mesele, örgütten çok parçalanmışlık, bölünmüşlük, yalnızlıktır.
 
Filistin’de direniş, bir halkın gündelik refleksi gibidir. Çocukların, kadınların, yaşlıların içinde bir kıvılcım vardır. Ama bu kıvılcım, çoğu zaman birbirini yakar. Direnişçi kesimdeki çok parçalı örgütçülük, yenilgilerin ve yok oluşların temel nedenidir. FKÖ, El-Fetih, Hamas, El-Aksa Şehitleri… Her biri bir umut, her biri bir hayal kırıklığıdır.
 
Ömer’in hayatındaki kırılma noktası, İsrail hapishanesinde yaşanır. Direnişçi olarak yakalanır, ağır işkencelere maruz kalır. İtirafçı olması istenir. Önce direnir. Sonra Nadya’yı görebilmek için kabul etmiş gibi yapar. Bu, bir aşk uğruna verilen taviz midir, yoksa bir strateji mi? Film, bu sorunun cevabını izleyiciye bırakır.
 
Cezaevinde Ömer’e yaklaşan İsrail ajanı Rami, ona bir tuzak kurar. “Dikkat et, yanına birini verirler. Önce o sana her şeyini anlatır. Aranızda güven oluşur ve sen de ona anlatırsın sırlarını. O ajandır, seni ele verir,” der. Bu söz, Filistinli bir direnişçinin en büyük korkusu olan güvensizliği özetler. Rami, Ömer’in zayıf noktasını yakalar. Onu Nadya üzerinden manipüle eder. Güvensizlik, Ömer’in ruh dünyasını paramparça eder.
 
Ömer, dışarı çıktığında artık başka bir insandır. Nadya’ya ulaşmak ister. Ama çocukluk arkadaşı Emjed’in ihanetine uğrar. Emjed, Nadya’yı ister; Ömer’i uzaklaştırmak için İsrailli ajanlarla iş birliği yapar. Nadya, bu oyunlardan habersiz bir kurbandır. Aşkı, direnişin gölgesinde ezilir.
 
Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri, Ömer’in Nadya’nın Emjed’den hamile kaldığına inandığı andır. Bu yalan, onun içini yakar. Nadya’nın hâlâ kendini suçlu hissetmesi, insanın içini burkar.
“Çocuk prematüre mi doğdu?”
“Hayır, neden olsun! Allah korusun!”
 
Ömer’in, “Seni asıl ortada bırakan bendim, özür dilerim,” demesi, Kerem’in ah çekerek tutuşup yanması gibidir. Bu sahne, aşkın ve suçluluğun iç içe geçtiği bir iç hesaplaşmadır.
 
Filistin’de işbirlikçi olmak, hainlikle eşdeğerdir. İsrail, kendi güvenliği için her yolu dener. Filistinliler için ise işbirlikçi olmadan yaşamak, kahramanlıkla eşdeğerdir. Ömer, bu çizgide yürür. Direnir, boyun eğer, yeniden direnir. Bu gelgitler, onu yıpratır. Ama sonunda, Nadya’yı ajan Rami’nin ve Emjed’in tuzağıyla kaybettiğini anlayınca, kendi hikâyesine son verir. Rami’nin kafasını patlatır. Bu, bir intikamdan çok bir kapanıştır.
 
Film, sadece bir aşk hikâyesi anlatmaz. Aynı zamanda bir coğrafyanın ruhunu, bir halkın acısını, bir insanın iç çatışmasını görünür kılar. Ömer’in duvarı aşarken verilen görüntüsü, Filistin’in metaforudur. Duvar, acının, ezilmişliğin, bölünmüşlüğün göze batan imgesidir. Ömer ve Nadya, bu duvarı aşarak mutluluğu başka diyarlarda arar. Mozambik, Bangladeş, Paris… Ama direnişin olduğu topraklarda aşktan söz etmek, günah gibi algılanır.
 
Filmin başrol oyuncusu Adam Bakri (Ömer), sade ama derin oyunculuğuyla dikkat çeker. Film, bazı yönleriyle İran sinemasını, özellikle Asghar Farhadi’nin yapımlarını hatırlatır. Düşük dozda gerilim, yüksek dozda duygu. Sürpriz bir sonla seyirciyi sarsar.
 
Ömer, Filistin adına yapılmış en etkileyici filmlerden biridir. Orta Doğu’nun bitmeyen savaşlarının ortasında, aşkın, ihanetin, direnişin ve insanlığın hikâyesidir. Dünya, bu coğrafyada yaşanan acıyı, gözyaşını, öfkeyi bilir. Ama sevdasını, aşkını, özlemini görmez. Bu film, işte o görünmeyeni görünür kılar.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir