Ölümüne Sevmek Yoktur…

YAREN KAYIP

YAREN KAYIP
Ölümüne Sevmek Yoktur…
 
İnsan yüreğine sevginin tomurcuğu bile düşse, kelama sığmaz olur o coşku, sevdasını büyütmek ister, sanır ki ölümüne sevmek büyük sevmektir… Hoş sevgiden ölen insan olmuş mudur o da ayrı bir konudur… Aslında kimse kimse için ölmez, kimse kimseyi ölümüne sevmez, sensiz yaşayamam diyen nice kişi o olmadan yaşamaya devam etmiştir, yüreğinden büyük kelamlar eden nice insan…
 
Yani yoktur ölümüne sevmek… Peki ya gerçek sevenler… Vardır elbet… Sessiz dağlar vardır, sevdaları sukutları kadar büyük dağlar…
 
Ölümüne değil de ömrüne sevdalar vardır. Biri gelir sessiz sedasız sızar tüm benliğine, gülüşü, bakışı, sesi, derken aldığınız nefes O oluverir. Hayata onun gözlerinden bakarsınız artık, o gülsün, o sevsin, o sevinsin, o mutlu olsun… Ve illaki biri gidecekse ve kalanın daha çok yanacaksa canı, O gitsin… Ve O gider sizi kendinde götürdüğünü bilmez çoğu vakit…
 
Zaman her yaraya ilaç değilse de, zamanla kabuk bağlar yaralar ve ilk günkü kadar acıtmaz ona dair hiç bir anı, gidişi de dâhil… Hep hayatınızdadır aslında, hep bir köşesinde durur yüreğinizin, en gizli karanlık mahzenlerinde, ara ara gün yüzüne çıkar ve siz bu çıkışlara dur diyemezsiniz, yanar canınız tabi ama bu acı bile bir tattır ömrünüzde…
 
Bir tabelada adını görürsünüz mesela, bazen otobüs beklediğiniz durakta bir anne onun adıyla seslendiği çocuğunun elini tutar sıkı sıkı, elinizle yüreğinizi tutarsınız ve hala içinizdedir sızısı. Çok beğendiğiniz bir filmin repliğinde ona dair kelamlar geçer, içinizden o geçer, sizden bir şeyler bulduğunuz o film mutlu sonla bitsin istersiniz tüm benliğinizle…
 
Gülen herhangi birinde onun gülüşünü ararsınız bazen ve hiç kimsenin onun kadar güzel gülemediğine kanaat getirirsiniz bir kez daha. Aynaya bakarken gözlerinizin ta içinde onun hüznünü bulursunuz bir anda… Olur olmadık bir yerde sebepsiz dolar gözleriniz, daha bir içinize çekersiniz elinizdeki sigaranın zehrini, tüm gökyüzünü içinize çeker gibi… Yağmurda, gecede, gündüzde, sonbaharda, ilkbaharda, kışta hep onu hatırlatacak bir şeyler olur hayatınızda, hayatınızda ondan sonra var olmuş her şeye ve herkese rağmen… Aslında gitmemiştir hiç bir yere… Siz bir ömür onda gidip gitmediğinizi merak edersiniz, onun sizde kaldığı kadar…
 
Ondan sonra devam ederken hayat, aldığınız tüm kararlarda o vardır biraz, gelişiyle ya da gidişiyle size kattıkları vardır, çoğu sizi siz yapmış şeylerdir ama siz anlamazsınız bile bazen… Kendinize rağmen seversiniz onu… O nasıl şimdi sorusu hep durur zihninizin bir kenarında, evlendi mi, bir yuvası var mı, mutlu mu? Mutlu olsa keşke der içinizden bir ses tüm kırılmışlığınıza hatta kızgınlığınıza rağmen… Ya mutsuzsa, bu sorunun ardından hep bir iç muhasebe gelir, bu mutsuzlukta benim de payım var mı diye… Ha bir de çocuğu varsa adını merak edersiniz… Niyeyse…
 
En sevinçli anlarınızda ilk o gelir aklınıza, onunla kurduğunuz hayaller, onsuz da gülüp sevinebilmeniz şaşırtır ve nedense biraz da mahcup olur bir yanınız… İçinizin en sıkkın anlarında da O vardır, daha bir merak edersiniz halini, iyi mi kötü mü nerde ne halde daha bir büyür sorular… Bir de vakitsiz ölümler hatırlatır O’nu, her şeye rağmen yaşadığını bilmek ne büyük bir lütuf daha bir anlarsınız, şükredersiniz Rabbinize ve dualar edersiniz en içteninden… Hatta kalan ömrünüzü ona pay edersiniz dualarınızda… O yaşasın dersiniz sizsiz de olsa, siz onsuzluktan ölmez ama onla yaşarsınız her nefesini bir ömrün, çünkü sevmek, zaman ve mekân üstüdür… En az ölüm kadar…
 
Yani hiç bir sevda öldürmez insanı, ne vuslatıyla ne hasretiyle… Yoktur ölümüne sevmek… Evet, gerçek sevdalar vardır belki, onlar da ömrünedir işte… Ancak gözlerinizi yumduğunuzda biter, hatta bitmez bazen sadece ara verir, öte tarafta tam da bittiği yerden geri başlar belki de…
 
 

Bir Yorum

  1. Başlamak için bitirmek mi lazım?

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir