Mehtap Altan ile Söyleşi

“Ritmi olmayan hiçbir kıpırtı, nefes olmaz hiçbir emeğe… "

Şiir kitabınız Çivi” den sonra bugünlerde bir de “İmgenâr Sokağı” adlı bir öykü kitabınız yayınlandı. Neden hem şiir hem öykü?  Hangisini daha çok seviyorsunuz? Sizce, şiir ve öykü birbiriyle hangi noktalarda buluşuyor,  hangi noktalarda ayrılıyor?
Neden hem şiir hem öykü dediniz ki. Aslında bu sorunuz ile toplumun genelinin sesini verdiniz. Zira şiir yazan öykü, öykü yazan şiir yazamaz gibi bir yargı var bizim toplumda! Önyargının kısır salınışına inatla, ben şiir yanımı da öykü yanımı da koydum edebiyat sofrasına. Zaman ve okurlar bunun kararını verecek. Çok sevmek meselesine gelince; ben edebiyatı seviyorum şiir ve öykü edebiyatın sadece iki dalı. Siz de biliyorsunuz ki edebî söyleşiler de yapıyorum yazar ve şairlerimiz ile. Dolayısıyla beslendiğim kaynak şiir. Söyleşi sorularını da, öykülerimi de şiirin içindeki müzik ile duyup; nesrin kalbindeki cümleler ile işliyorum.
 
Şiir ve öyküyü birbirinden ayıran maddeler çok defa tekrarlanmıştır ama buluştuğu noktalar pek konuşulmaz. Şiir ve öyküyü buluşturan nokta ritimdir diye düşünüyorum. Şiir zaten bir ritmin refakatinde yazılır. Her şiirin içinde mutlaka gizli bir müzik vardır ki yapısal olarak da olmalıdır. Öykü de ise evrendeki ahenk ve uyumu görüp gözlemleyen bir yazar, yine o ritim ile ama cümleler eşliğinde dökülerek buluşur iç sesiyle. Ritmi olmayan hiçbir kıpırtı, nefes olmaz hiçbir emeğe…
 
Başta sormam gerekirdi şimdi sorayım,  şiir için ve öykü için birer tanımınız var mı, nedir şiir, nedir öykü?
Şiirin tanımı yıllarca yapılıyor, tek bir tanımı olduğunu düşünmüyorum. Şiirin tanımı yapıldığı an sanatın sobelendiği andır! Bazen kaçmak, kaybolmak ve hep aramak felsefesinin kıyısındadır hakikat. İşte o kayıplardaki müziğin gözlerine kana kana kaçmaktır şiir. Bazen de şiir; devrik cümlelerin kıyısına, evrensel müziğin zılgıtını eken bir bahçıvanın alnındaki terdir!.. Öykü ise şiirin genzinde kalan;  ağıtların, umutların, aşkların, devrimlerin, baskıların, inançların asıl özgürlüğüne kavuştuğu sofradır! Uzun uzadıya derdini anlatan cümlelerin haylaz kahkahasıdır öykü.  Akademik açıklamaları ustalarımıza bırakıyorum…
 
Yeni çıkan kitabınız “İmgenâr Sokağı”ndaki öykülerin ortak yanını söyleyebilir misiniz? Hangi rüzgâr getirdi size bu öykülerin havasını?
İmgenâr Sokağı’ndaki öykülerin ortak noktası çocuk. Öykülerimde de kurgu ve gerçeğin harmanladığı umut ve hüzün öyküleri hâkim. Ama mutlaka öykülerimin odak noktasında bir çocuk var. İnsanoğlunun ölüm tarlasına çevirdiği dünyayı onaracak ve tazeleyecek olan yine çocuklardır. On yedi tane kısa öykü, sanki on yedi tane minik karınca düşünün. En öndeki karıncanın adı Ardıç Kuşu J En sondaki karıncanın adı Kuyudan Kumbara… Birbirlerine tutunarak gökyüzüne yüreklerini diken karıncalar. Ve öykülerimdeki bir diğer ortak nokta ise çoğunun finalinin okuyucuya bırakılması… Herkes kendi finalini yapıyor. Herkes kendi içindeki sesin kundağını sarıyor öykünün finaline… Sanırım şiirlerimde olduğu gibi hüznün rüzgârı getirdi öykülerimi bana. On dokuz  yıllık bir suskunluğun avaz avaz gelişi diyelim!..

Öykü okurları  “Çivi” şiirlerinden izler bulacaklar mı bu öykülerde.
"Çivi” benim için yeri hep ayrı olacak bir kitap. Ama “İmgenâr Sokağı”nda “Çivi”de olmayan yeni dizelerim öykülerimin kapısını açıyor. Öykülerin girizgâhlarını şiirin mistik duruşu ile yapıp, öykülerin duvağını öyle açtırmak istedim okuyucularıma. Şiir ile öykünün gönüllü dansı diyebiliriz buna. “Çivi”nin açtığı kapıyı bu öyküler sonuna kadar dayıyor. Bakalım kapının ardını hangi eserim gösterecek… Sonra o kapının ardında kurulacak sokaklar, mahalleler, şehirler… Edebiyat bir umman, içinde insansı ağrıları şefkatleyen!..
 
Tarzınızı etkileyen ve de en çok sevdiğiniz öykü ve roman yazarlarını sorsak?
Tarzımı etkileyen demeyelim ama mutlaka okuduğum birkaç roman ve öykü yazarı var. Türk Edebiyatından Sait Faik Abasıyanık ve Nazan Bekiroğlu. Fransız Edebiyatından Balzac okumayı seviyorum. Çocuk iken de genç iken de şimdi de elime her geçtiğinde okumaktan bıkmadığım Jose Mauro De Vasconcelos imzalı Şeker Portakalı’nın yeri ise bende çok ayrı çok…
 
Son bir soru; tezgâhta yeni öyküler, yeni şiirler, yeni kitaplar var mı?
Sizin deyiminiz ile tezgâhta yeni kitap var. Ne vakit basılır bilmiyorum ama dosyam hazır sayılır. Edebî Söyleşilerimi kitaplaştırmayı düşünüyorum. Ebemkuşağı dediğim Türk Edebiyatının değerli şair ve yazarları ile yaptığım Söyleşi/Röportajlarım; renkleri, tonları ayrı ayrı olan bu değerleri tek bir havuzda birleştiriyor. Edebiyat… Düşünsenize o havuzda tek bir yola kulaç atmak var. Heyecan verici bir bekleyiş bu benim için. Sonrası içinse Allah kerim…
 
 
 
3 Şubat 2015 / Asanatlar
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir