İlknur Doğan Kamalı ile Söyleşi

Edebiyata ve
Hayata Dair
 
İlknur Doğan Kamalı
ile Söyleşi
 
ELİF YAVAŞ sordu
 
Kaz Dağlarına yolcu oldu edebî dünyam. Tüy kalemim bu kez Balıkesir'e konuk olmak istedi. Sizleri kıpır kıpır, oldukça sosyal ve bilgi dolu, ilginç karakteriyle kendisini öğrencilerine sevdirmeyi başarabilen, idealist bir hanımefendiyle tanıştırmak istiyorum.
ELİF YAVAŞKendisi meslektaşım ve üniversiteden sınıf arkadaşımdır. İlknur Doğan Kamalı; Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumlarına bağlı Uğur Okullarında Türk Dili ve Edebiyatı/Türkçe Öğretmeni (Edremit-Balıkesir). Öğretmenlik stajı ve yoğun eğitim yolculuğunun akışı sonrasında yirmili yaşlarında Balıkesir-Edremit Uğur Okulları Müdür Yardımcısı (2017) olan çiçeği burnunda, gencecik bir eğitimcidir.
Onu sadece öğretmen ve yazar diye tanıtmak yetersiz kalır. Radyo ve Televizyon Programcısı, Kent TV’de Sunucu-Spiker, Yazar, ‘Balıkesir Söylem Dergisi’ İmtiyaz Sahibi, Gazeteci, Türkolog, Akademisyen, Balıkesir Milletvekili Adayı (2018). Bu saydığım meslekî sıfatlar sürekli güncellendiği için arkadaşımın en son hangi meslek dalıyla meşgul olduğunu bazen ben de şaşırıyorum.
Aynı zamanda Balıkesir Üniversitesi Edebiyat Fakültesi “Yeni Türk Edebiyatı” alanında Tezli Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan bir doktora öğrencisi adayıdır. En şanslı yanı da kendisine çok değer veren ve başarısı konusunda ona sürekli destek olup her daim yanında olan eğitimci bir eşle tanışmasıdır. Kendisine 2018 yılının yaz ayında bir söyleşi yapma teklifi sunduğumda beni kırmadığı için teşekkür ediyorum. Bu kadar donanımlı bir gencimizi gelin hep beraber yakından tanıyalım.
 
Hoş geldiniz değerli İlknur Hanım. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için bu incelik ve nezaketin adına çok teşekkür ediyorum arkadaşım. Hayatın ve yazma hikâyene dair konuşalım. İlknur Doğan Kamalı kimdir? Şahsen seni yakından tanıyan bir meslektaşın, fakülteden sınıf arkadaşın olsam da yine de söz sende olsun. Buyur…
 
Merhaba Elif Hanım. Çok resmi oldu. (Gülüyor). Hakkımda böyle güzel cümleler duymak benim için gurur verici. Teşekkür ediyorum. 
 
Eğitim hayatına bakınca insan hayran kalıyor. Aktif bir yazar, her gün farklı ortamlardaki etkinliklerle gündemde olan bir araştırmacı, aynı zamanda iyi bir eş ve idealleri olan bir hanımefendisin.
Hayatını detaylarıyla gerek gazete röportajların ve dergi yazılarından okuyan gerekse sınıf içindeki duruşundan tanıyan biriyim ama biraz da okurlarımız merak salsın. Öz geçmişinden kısaca bahsedip kendini tanıtır mısınız?
 
Son zamanlarda oldukça sık duyuyorum bu cümleleri. Duydukça da mutlu oluyorum. Benim geçtiğim yolları arşınlayacak ve arşınlayan kişilere bir nebze de olsa örnek olabiliyorsam ne mutlu bana…
 
Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden “Türkolog” olarak mezun oldum. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde “pedagojik formasyon” eğitimini birincilikle tamamlayıp Bahçeşehir-Uğur Kolejlerinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ile Kampüs Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundum. Anadolu Üniversitesi Radyo ve Tv Programcılığı bölümünü dereceyle bitirdim.
Balıkesir’in yerel televizyon kanallarından biri olan Kent Tv’de sunuculuk ve spikerlik görevlerinde bulundum. Grafik tasarım eğitimi alarak Edremit Önce Körfez gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmaya başladım ve bu sürede “gazeteci” unvanına sahip oldum. Yerel ve ulusal gazetelerde edebi köşe yazılarım yayımlanmaya devam ediyor. 
Söylem dergisinin önce editör ve genel koordinatörü daha sonra imtiyaz sahibi olarak görev yaptım. Derginin tüm grafik tasarımları ile redaksiyon çalışmalarını gerçekleştirdim. Çeşitli sempozyum ve panellerde oturum başkanlığı yaptım ve konferanslara konuşmacı olarak katıldım. Şiir dinletileri düzenlemeyi, şiir okumayı ve yazmayı çok seviyorum.
Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tezli yüksek lisans eğitimi aldım.   Edebiyatımızda A’dan Z’ye Yazar-Eser-Tür Kılavuzu adında YKS öğrencileri ile KPSS adaylarına yönelik hazırlamış olduğum bir kitabım var. Aynı zamanda “Bir Parantezi Kapatabilmek” adlı şiir kitabımın geçtiğimiz günlerde basımı gerçekleşti.  İngilizcenin yanı sıra Arapça, Farsça, Osmanlıca, Kırım Tatar Türkçesi, Karahanlıca ve Sanskritçe gibi eski dilleri bilmekteyim. Corel-Photoshop ve Office programlarına hakimim. ADD, ÇYDD, Edremit Yardım Sevenler Derneği, Zeytinli Kültür Sanat Derneği, Evaspor ve Edremit Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesiyim.
 
Sevgili İlknur Öğretmenim, ailen de senin gibi eğitimli bir kökenden geliyor. Lisede Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni bir eğitimci olarak; sence okuma alışkanlığı önce ailede mi başlar yahut bu alışkanlık sonradan mı kazanılır?
 
Annem lise, babam ortaokul mezunu. Anneannem emekli hemşire. Doğrusunu söylemek gerekirse benim ailemde öyle harıl harıl kitap okuyan biri yoktu. Hiçbir zaman olmadı. Bu benim ilgi alanım diyebilirim. 4 yaşımda haberlerde geçen alt yazıları neden ben okuyamıyorum diye kızıyordum kendime. Anneannemden bana okuma-yazmayı öğretmesini istedim. Kanatsız meleğim beni kırmadı ve 1 ay içinde okuma yazma öğrendim. İlk yazdığım kelime “saç” olmuştu, hiç unutmam. Okuma serüvenim böyle başladı.
Dolayısıyla okuma alışkanlığı ailede başlamalıdır diyemem. Çünkü oldukça eğitimli ve sürekli kitap okuyan ailelerin çocuklarına da şahit oluyorum. Çoğu okumayı sevmiyor.
İstisnalar kaideyi bozmaz ama bence çocuğun önce içinde olmalı bu sevgi. Büyüdükçe kendini geliştirmenin, araştırmanın ve öğrenmenin yeni yollarını keşfederek okumanın tadına varmalı. Ama şunu söyleyebilirim eğer bir çocuk kitap okumuyorsa ne matematikte ne de diğer derslerde başarılı olabilir. Bir insan öncelikli olarak okuduğunu anlamalıdır. Zaten toplumun en büyük sorunu okuduğunu anlamaması. Bir diğer büyük sorun ise Türkçe bilmeyen matematik öğretmenleri…
Matematik, doğru anlatılamadığı için doğru anlaşılamıyor. Oysaki matematik ile edebiyat arasında fark yoktur. Birinde kelimelerle oynarsın diğerinde sayılarla…
 
Türk Edebiyatımızdaki çoğu kitabı okuyup bitirme sevdan küçük yaşlarda mı başladı? İlkokula ilk başladığın yıllarda da araştırmacı bir ruhun var mıydı?
 
Evet. Okuma-yazmayı öğrendikten sonra ilk okuduğum kitap Kelile ve Dimne olmuştu. Daha sonra Ömer Seyfettin’in kitaplarını ve dünya klasiklerini okumaya başladım. Araştırmacı denemez ama merak eden ve sorgulayan biriydim o yaşlarda da. Zaten araştırmacı olmanın temelinde de bu yatıyor. Düşünsene Newton elmanın düştüğünü merak etmese yerçekimini bulamayacaktı. Okula başladığımda zaten sınıf öğretmenim okuma yazma biliyorum diye beni sınıf başkanı seçmişti. 
Bütün fişleri bana yazdırırdı. (Gülüyor) Arkadaşlarımın yanına gider onların yanlışlarını düzeltirdim. Sınıfta birçok arkadaşımın okuma yazma öğrenmesinde benim de payım var desem yalan olmaz.
 
İlköğretimden birincilikle mezun oldum. Tek isteğim Bandırma Anadolu Lisesini kazanmaktı.
Kazandım da. Hiç unutmuyorum, okulun ilk günü ilk ders Türk Dili ve Edebiyatı idi. Edebiyat öğretmenimiz kendini bize tanıttıktan sonra hepimizden en sevdiğimiz sanat dalını söylememizi istedi. Herkes, resim, heykel, müzik, tiyatro diyordu. Sıra bana geldiğinde ben “edebiyat” demiştim. Sınıfta bir sessizlik olmuş, Selver Hocam -kulakları çınlasın- kaşlarını kaldırıp “İnşallah, sınavda göreceğiz.” demişti. İlk sınavda sadece ben 96 almıştım. Diğer arkadaşlarımın notları çok düşüktü. Elbette edebiyatı not ile mukayese etmiyorum. Lise hayatım boyunca edebiyatı sevmeye devam ettim. Liseyi bitirdikten sonra da Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okumak istedim. Ben edebiyatı karşılıksız sevdim ve bundan bir lahza pişman olmadım. 
 
Sosyal medyayı çok iyi kullanan ve oldukça aktif bir araştırmacı-yazar ve öğretmensin. Bazen sosyal medyadaki hesaplarındaki çok aktif olduğun dönemlerde Kamalı’yı takip ederken ben bile hızına yetişemiyorum. İlknur Öğretmenimizi her daim eğitsel etkinliklerle iç içe gördük. Birçok sosyal ve kültürel aktiviteye nasıl zaman ayırabiliyorsun? Üniversitede eğitim gören genç öğretmen adaylarına ipucu vermek adına düzenli bir programın var mıdır?
 
Evet. Sosyal medyayı kullanmayı seviyorum. Genelde panel ve sempozyumları yaklaşık 3-4 ay önceden planlamak gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin önde gelen akademisyen, yazar, gazeteci ve sanatçılar ile iletişime geçmek çok kolay olmuyor. Bazı araştırmacılar notlar alarak planlama yaparlar ama benim öyle bir huyum yoktur. Ben her şeyi aklımda tasarlar sonra yazıya dökerim. Eğitim hayatım boyunca not çıkarıp çalışan bir öğrenci de olmadım. Bana zaman kaybı gelir. Kitabın üzerine de notlar almayı sevmem.
Kitapta zaten yazması gereken her şey yazıyordur. Dediğim gibi ben kafamda tasarlar sonra yazıya dökerim. Elbette bu etkinlikleri tasarlamak, organizasyonları yapmak çok da kolay olmuyor. Ama çok seviyorum. Bugüne kadar hep hayallerimin peşinden gittim. Dolayısıyla üretmek benim için çok önemli ve değerli bir süreç. Hayalin gerçeğe dönüştüğü anları yaşamanın tadı ise paha biçilemez. Ben öğretmenliğe başladığım günden beri “sahnedeki bilge değil, kenardaki rehber olmayı” şiar edindim hep. Genç meslektaşlarıma da tavsiyem bu yönde olacaktır.
Öğretmen bir heykeltıraş değildir, taşa şekil vermez.
Öğretmen bir ressam değildir fırça darbeleriyle bir şaheser yaratamaz.
Öğretmen, insana şekil vermeye çalışır. Öğretmen, insandan bir şaheser yaratmaya çalışır. Bu hiç kolay değildir. Bireyin, duyguları, düşünceleri, inançları, tutkuları, önyargıları vardır. Öğretmen bunları yontmaya, öğretmen bunları düzeltmeye ve öğretmen bunlardan bir eser bir değer oluşturmaya çalışır. Hiç kolay değildir bu. Ama imkânsız da değildir. Bir ressamın, bir heykeltıraşın eserinin üzerinde imzası olur ama öğretmen eserinin üzerinde imzası olmayan yegâne sanatkârdır Mustafa Kemal’in dediği gibi… Karşılık beklemez… Tıpkı denizyıldızı hikâyesindeki gibi…
 
Biricik eşiniz, değerli Matematik Öğretmeni Fazlı Bey ile birçok güzel işi birlikte başardınız. Sana her daim destek olup seni yalnız bırakmadı gördüğüm ve bildiğim kadarıyla. Güçlü bir erkeğin arkasında güçlü bir kadın olması gerektiği gibi güçlü bir kadının arkasında da onu her daim çınar gibi destekleyen güçlü bir erkek olmalı mıdır?
 
Osho’nun bir sözü var: Önümde yürüme takipçin olmayabilirim / Arkamda yürüme öncün olmayabilirim / Yan yana yürüyelim / Böylece ikimiz eşit oluruz.
Bu söz toplumdaki tüm ilişkiler için benimsediğim bir söz. Kimse bir başkasının arkasında ya da önünde olmamalıdır. Her daim yanında olmalıdır ki ilişkinin ayakları yere sağlam bassın. Dolayısıyla “arkasında olmak” deyimini sevmiyorum. Biz yan yana yürüyoruz ve bu yürüyüş daha çok uzun sürecek.
 
Bir de siyasî geçmişin var tabi. 2018 yılında Balıkesir Milletvekili Adayı idin. Siyasetle ilgisiz biriyimdir ve bir edebiyatçı olarak hiç de siyasete dair güçlü yorumlar yapamam. Ama senin adına sevindim. Zaman zaman partideki ve siyasetteki devlet adamlarıyla olan güzel fotoğraf karelerine sanal sayfanda tanık oluyoruz. Ankara’ya gitmek ve devlet büyüklerimizle aynı atmosferi solumak, millet meclisinde konuk olup oraları görebilmek nasıl bir duyguydu?
 
Aslında istesek de istemesek de siyaset hayatımızın her alanına girmiş durumda. Sabah gözümüzü açtığımızda sosyal medyaya ve gazetelere bir göz gezdirmek bile bizim için siyasete dâhil olmaya yetiyor. Biz siyasetle ilgilenmesek de o bizimle ilgilenmeyi ihmal etmiyor ve bizi çepeçevre kuşatıyor. Bu kadarla kalmıyor; siyaset, sadece bireylerin değil toplumların, ülkelerin ve tüm insanlığın kaderini çiziyor, dünyanın dengesini belirliyor. “Bir ülkede sanattan çok siyaset konuşuluyorsa o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir.” sözüne tamamıyla katılıyorum ancak bizim yaşadığımız coğrafyada sadece edebiyatla, sadece müzikle ya da herhangi bir sanat dalıyla var oluyorsan aslında hiçbir şey bilmediğine dair bir algı yaratıldı.
Ben siyasete gençler ve kadınlar için girdim. Atanamayan öğretmenler için girdim. Üniversite gençliği için, her gün cinayete kurban giden, şiddete maruz kalan kadınların sesi olabilmek için girdim. Aday olduğumda manifesto niteliğinde bir konuşma yaptım. Youtube’dan izleyebilirsiniz. Amacım hiçbir zaman koltuk sevdası olmadı. Olamaz da. Ancak son yapılan seçimlerle birlikte bir kez daha ülkemizde gençlere değer verilmediğini öğrenmiş oldum. Gençler seçilemeyecekleri sıradan aday gösterildi, TBMM’ye baktığımızda yine 50 yaş üstü erkek egemen bir parlamento görüyoruz. Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyoruz ama maalesef gençler sadece savaşlarda akla geliyor.
 
Türk Edebiyatımızda da edebiyat ve siyaseti bir arada yürütüp başarılı olan kişiler çok az ve neredeyse yok hükmündedir. Siyaset ve edebiyat dalı birbirine yakın alanlar mıdır? Ortak noktaları olduğunu düşünüyor musun?
 
Yok hükmünde demek yanlış olur. Türk edebiyatında askerlikten gelen iki isim vardır: Biri Fazıl Hüsnü Dağlarca diğeri Aziz Nesin’dir. Askerliği bırakıp edebiyata yönelen Türkiye’nin en önemli değerlerinden bahsediyoruz. Türk edebiyatı her devirde siyasetin odağında olmuştur. Cumhuriyet Dönemi edebiyatında siyasal ve sosyal değişmeler en önemli ölçüttür. Bilhassa cumhuriyet dönemi romanını siyasal, sosyal ve kültürel arka plandan bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Romanlar sosyal hayatın değişimlerini, geniş kitlelerin yaşama biçimlerini anlatırlar. Önceleri cumhuriyetin hedef ve ilkeleri bağlamında etkilenen Türk edebiyatı sonraları ideolojik bakış açılarından etkilenerek bu bağlamda edebî malzemeyi işlemiştir. Dadaloğlu’nun “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” dizesi, Nef’î’nin hicivleri, Nesimi’nin derisinin yüzülerek öldürülmesi, Namık Kemal’in, Tevfik Fikret’in, Ziya Gökalp’in, Nâzım Hikmet’in şiirleri elbette ideolojiden bağımsız düşünülemez.  
Osmanlı’nın çözülüşüne tanıklık etmiş, ardından yepyeni bir rejime bedeller ödeyerek, büyük kayıplar vererek kucak açan bir ulustan bahsediyoruz. Edebiyatımızı 1923-50, 1950-80, ve 1980 sonrası olarak dönemlere ayırmak mümkündür. Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının ön plana çıkarıldığı memleketçi anlayış da edebiyatın konusu olmuştur, Osmanlı’ya özlem de edebiyatın konusu olmuştur. Atatürk ilke ve inkılaplarının yayılmasında en büyük rol öğretmenlere verilmiş ve bir dönem edebiyatımızın odağı öğretmenler olmuştur. Toplum olarak büyük kırılmalar yaşanan dönemlerden geçtik. Darbeler bunlardan biridir. Türkiye’nin acılarla değişen yüzünün siyasal katmanını oluşturan iktidarlar ve darbeler ilişkisi edebiyatımızda çarpıcı bir şekilde işlenmiştir. Öyle ki Erdal Öz darbeyi “Yaralısın” adlı eserinde farklı bir bakış açısı ile ele alırken Tarık Buğra “Yağmuru Beklerken” de bambaşka bir bakış açısı ile kaleme almıştır.
Kemal Tahir’de Osmanlı’ya özlem göze çarpar meselea. Orhan Kemal ve Yaşar Kemal diyalektik devinimi işlerler. Ağa-köylü, öğretmen-imam, zengin-fakir, cahil-aydın vb. çatışmalar işlenir onların eserlerinde. Almanya’ya göç edenlerin yaşamını Adalet Ağaoğlu Fikrimin İnce Gülü’nde anlatmıştır örneğin. Sabahattin Ali toplumsal bir gerçekliği soğuk bir su gibi yüzümüze çarpmıştır Bir Skandal adlı öyküsünde. 1980 sonrası dönemde ise bireyin yalnızlığı, bunalımları ve kabuğuna çekilmesi yazarları postmodern sularda yüzmeye zorlamıştır. Elbette bizim edebiyatımızda bunun yansıması Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay ile görülmüş olsa da dünya edebiyatında da edebiyat ve ideoloji içe içedir. Öyle ki Kafka’nın Dönüşüm romanı bence bunun en güzel örneğidir. Düşünsene bir sabah Gregor Samsa bir hamamböceğine dönüşmüş olarak uyanır ve onun için hamamböceğine dönüşmüş olmaktan çok işe gidemeyecek ve bu sebeple işten kovulacak olmak önemlidir. Yani kapitalizmin çarkları Samsa’nın beyninde çalışmaya başlamıştır bile. Dolayısıyla sadece Türkiye’de değil dünyada da edebiyat ve ideoloji birbirinden bağımsız düşünülemez.
 
Özel yaşamına girmeden biraz da aile hayatına değinelim. Yazma konusunda ve iş yaşamında oldukça eğitimli bir çevren, üniversitedeki profesörler ve öğretim görevlileri, yazar ve gazeteciler, sanatçılarla çerçevelenen donanımlı bir eğitim geçmişin var. Aynı zamanda “Yağmur Yüklü Bulutlarım” diye tabir edip sosyal medyada kendilerine sık sık yer verdiğin değerli annen ve anneannen var. Ailen fikirlerini sonuna kadar destekliyor mu? Bir eğitimcinin hayata tırmanırken başarısında aile etkeni en önemli faktör müdür?
 
Ben kendi aklımla düşünen biri oldum her zaman. Lise tercihimi, üniversite bölüm tercihimi hep kendim yaptım. Rehber öğretmenlerimin bile üzerimde etkisi olduğunu söyleyemem.  Ama bu tercihleri yaparken ailemin sosyokültürel ve ekonomik durumunu hep göz önünde bulundurdum. Örneğin hukuk fakültesini kazandım ama ailemin maddi durumu elvermediği için tercihimi edebiyat fakültesinden yana kullandım. Annem ve anneannem verdiğim her kararda yanımda oldu. İnsan belli bir olgunluğa erişince kimsenin gölgesinde yaşamak istemiyor, ailesine bile yük olduğunu düşünüyor. En azından ben böyle düşünmüştüm. Aile elbette çok önemli bir etken. Can damarı, can suyu gibi adeta.
Yaşamınız ailenize göre şekilleniyor ister istemez. Eğer nüfuzlu bir aileye sahipseniz bilhassa Türkiye’de çok rahat ilerlemeniz mümkün. Çok zeki olmanıza, mücadele etmenize, emek vermenize ve çaba harcamanıza gerek yok. Kapılar kendiliğinden açılıyor size. Benim ailem nüfuzlu değil ama ben mücadeleci ve kararlı biriyim. Yaşadığım olumsuzluklar beni yolumdan döndürmedi. Hep savaştım. Gün geldi tökezledim, düştüm ama ayağa kalkmayı da bildim. Savaşan kaybedebilir savaşmayan çoktan kaybetmiştir. Ben hep savaştım hala da savaşmaya devam ediyorum. Hiçbir şey altın tepside sunulmadı önüme. Şansımı yaratmak için gece gündüz çalıştım. Çalışmaya devam ediyorum. Hala istediğim noktaya gelebilmiş değilim. Sadece hayallerimin peşinden koşuyorum ve içimde o umutla yaşıyorum. Çünkü böylesi bence daha onurlu ve çok daha kıymetli.
 
İlknur hocamıza öğretmen arkadaşları ve öğrencileri gözünden bakınca; deli dolu, öğrenme ve öğretme aşkıyla coşan, özverili, hazırcevap, her konuda bir bilgisi ve cevabı olan biri olarak bildik. Entelektüel biri olman adına bizler zaten o şanslı kişiler olarak seni tanımış olduk. Hayata bakış açın nasıldır? Her daim böyle pozitif olurken çok kırılıp incindiğin ve kabuğuna çekildiğin zamanlar da oluyor mu?
 
Ooooo… Anlatsam roman olur (Gülüyor). Mutlu insanların öyküsü yoktur. Topluma mal olmuş sanatçılar hiç de kolay yollardan geçmemişlerdir. Örneğin, sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden bir dâhidir Dostoyevski… Ya da babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuktur Charles Dickens… Toplum olarak zor günlerden geçiyoruz.
Her gün bir çocuğumuz öldürüyor. Küçücük bedenler yok oluyor. Bir çocuk yetiştirmek kolay değil. Ama binbir emekle yetiştirilen çocukları yok etmek çok kolay. Elbette, üzülüyorum, öfkeleniyorum, isyan ediyorum. “Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler…” dizeleri geliyor aklıma. Kabuğuma çekildiğim zamanlarda bir şeyler yazıp çiziyorum. Benim de elimden böylesi geliyor.
 
Biraz da yayıncılık yaşamına ve kitap yazma yolculuğuna değinelim. Değişen sınav sistemleri isimleri doğrultusunda güncel konuları ve soruları da kapsayan sınavlara hazırlık kitabı yayınladın. Üniversite sınav sisteminin ismi YKS (Yükseköğretim Kurum Sınavı) olarak değişti ve üç oturumluk sınav sistemine dönüştü. Kitabın AYT (Alan Yeterlilik Testi) adı altında 2. oturum Türk Edebiyatı ile yazar-şairlerimizin güncel bilgilerini yansıttı. Bir de devlet memuru olmak isteyen genç adaylarımızın KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) adı altında güncele yönelik en yeni Türkçe konuların ve sınav sorularınla emek vererek gençlerimize kalıcı bir eser bıraktın. Kitabının içeriğinden bizlere bahsederek detaylarıyla aktarır mısın?
 
Türkiye’de ilk kez hazırlanan bir çalışma. Bu anlamda değerli olduğunu düşünüyorum. Kitabımı MEB, Talim Terbiye Kurulu ve ÖSYM’nin son yıllarda sormuş olduğu sorular göz önüne alınarak hazırladım. Türk edebiyatının en kapsamlı yazar-eser-tür kılavuzu. Daha önce böyle bir çalışma yapan yok. Aynı zamanda kitabımın tün grafik tasarımı ve redaksiyon çalışması da şahsıma aittir. 4 yıllık titiz bir çalışma ve alın terimin sonucudur. Örneğin soru bankalarında genellikle “Aşağıdakilerden hangisi Necip Fazıl’ın farklı türdeki bir eseridir?” şeklinde soru kökleriyle karşılaşıyoruz. ÖSYM de seviyor bu tarz soruları. Benim kitabımda tüm şair ve yazarlar alfabetik sıralı. Aynı zamanda şair ve yazarların eserlerini de alfabetik sırayla verdim. Ve her eserin karşısında türü mevcut. (Hikâye, şiir, roman, mensur şiir, tiyatro vb.)
Aynı zamanda ÖSYM son yıllarda yazar ve şairlerin kültürel özelliklerine de önem veriyor. Yazarın eserini vermiyor da bir özelliğini verip yazarı bulmamızı istiyor. Kitabımda buna dair güçlü bilgiler de mevcut. Yaşayan bütün yazarlarımızın en son eserleri mevcut. Ahmet Ümit’in Kırlangıç Çığlığı gibi… Örneğin Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” adında bir romanı varken Ziya Gökalp’in de aynı isimle bir şiiri var. Ya da Müfit Ratip’in Kadın Pençesi diye bir tiyatrosu varken Halit Ziya’nın aynı isimde bir hikâyesi var. Kitapta bunlara dair öğrencilerin faydalanabileceği bilgilere yer verdim.
ÖSYM seviyor ve sınavlarda soruyor. Şairlerin meşhur olduğu şiirlerin adını sormayı seviyor. Örneğin “Dur Yolcu”nun Necmettin Halil Onan’a ait olduğunu çoğu öğrenci bilmez. Kitapta bunun gibi pek çok ipucu niteliğinde bilgiler bulunmakta. Güncelliğini koruyan ve koruyacak olan bir eser. Bütün yazar ve şairlerin eserleri eksiksiz mevcut. Diğer kitaplardaki gibi 3-5 eserini verip bırakmadım. “Özgür Kelimeler Divanı” diye bir bölüm de var ama bu bölüm de kitabı merak eden öğrencilere sürpriz olsun. Bu kitabı edinen bir öğrenciye sınav kazanma garantisi veriyorum. Aynı zamanda KPSS Türkçe öğretmenliği ve Türk Dili Edebiyatı öğretmenliğine hazırlanan adaylar için de başucu kitabı olmalıdır. 5000 yazar 400 eser ile Türkiye’nin en kapsamlı eseridir.
 
 “YKS-KPSS Edebiyatımızda A’dan Z’ye Yazar-Eser-Tür Kılavuzu” adlı 5000 Eser ve 400 yazarı kapsayan kitabının haberini duyunca bir yıl boyunca çok ilgimi çekti. Bu yıl ikimizin de öğrencileri üniversite sınavları için içeriği ve ismi değişen yeni sistem adına panik yaptılar. 30 Haziran 2018 Cumartesi günü TYT (Temel Yeterlilik Testi ) 1. oturum Türkçe paragraf sorularında gençler biraz zorlanmış. 01 Temmuz 2018 Pazar günü yapılan 2. oturum AYT (Alan Yeterlilik Testi) için de yazar ve eserleri karıştıran öğrencilerim olmuş. Kitabını öğrencilerime tavsiye etmiştim lâkin aralarında düzenli ders çalışmayanlar olunca üniversite baraj puanının altında puan alanlar beni üzdü. Türk Edebiyatında her öğrenciye ezber konusu gibi gelen yazar-eser eşleştirmelerinde ve soru çözümünde nasıl çalışmalarını önerirsin?
 
Bu sınav sisteminin yanlışlığını defalarca dile getirdik. Eşim Fazlı ile birlikte Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’na yazı yazdık. İlk sınavın şubat ayında ikinci sınavın haziran ayında olması gerektiğini ifade ettik. Çünkü iki sınavın içerdiği konular farklı. Eski sistemde öğrenciler mart ayında ilk oturuma girip kurtuluyordu. İkinci sınava dair çalışmalarını sürdürüyorlardı. Yeni sınav sistemiyle ilk sınava giren öğrenci çıktığında demoralize oldu. Ertesi gün sınava girmek bile istemedi. Bunda sınavda çıkan soruların etkisi de yadsınamaz.
Biz sınav sorularını ÖSYM yayımladığı gibi Youtube’da çözdük ve öğrencilerle paylaştık. Çözümlere başlamadan da öğrencilerimizden özür diledik sistem adına. Çünkü haklıydılar. Yılın ortasında sınav sistemi değişti ama sisteme eşgüdümlü ne bir soru bankası ne de konu anlatımlı bir kitap sürüldü piyasaya. Yetmedi ÖSYM örnek TYT soruları yayımladı ama gerçek TYT’de çıkan sorularla bu soruların uzaktan yakından alakası yoktu. Öğretmenlerin çoğu okullarda TYT’nin örnek sorularını bile çözmediler.
Öğrenciler, özellikle matematik soruları kapsamında haklı bir isyanda bulundular. Bir bu sınav sisteminin değişmesi için yetkililere yazmaya devam edeceğiz. Pes etmeyeceğiz. Ama Türkçe paragraf soruları için öğrencilere katılamayacağım. Sorular, kitap okuyan ve hızlı okuma tekniklerini bilen bir öğrencinin kısa sürede yanıtlayacağı sorulardan oluşuyordu. Dil bilgisi sorularını ise çok kolay buldum. Benim öğrencilerimin hiçbiri problem yaşamadılar. Kitap okuyan ve hızlı okuma tekniklerini bilen bir öğrenci paragraf sorularında zaten sorun yaşamazdı. Öğrencilere tavsiyem paragraf sorularında süreölçer tutarak çalışsınlar, her gün 5 soru bile olsa çözsünler ve kitap okusunlar.
Kitabımın nasıl kullanılacağı konusuna gelirsek, Youtube’a İlknur DOĞAN KAMALI yazarlarsa orada kitabımın nasıl kullanılacağını anlattığım bir video var. Aynı zamanda öğrencilerin isteği doğrultusunda edebiyata dair bazı ders anlatımlarım da var. İzleyebilirler.
 
Türk Dili ve Edebiyatı / Türkçe Öğretmeni ve bir Türkolog olarak o güzel el emeği, göz nuru ders kitabındaki “5000 eser ve 400 yazar” öğrencilerimizin Türk Edebiyatımız alanındaki eksikliklerini tamamlayabilecek yeterlilikte midir?
 
Bu yıl o kitabı edinip sınava hazırlanan öğrenciler sonuçlarını gönderiyorlar. Edebiyatta 24 soruda 24 doğru yapan öğrencim var. Aileleri arayıp teşekkür ediyor. Öğrencilerim arasında 20 netin altına düşen yok. Nokta atışı diyebilirim. Çalışan bir öğrenci için bu eser biçilmiş kaftan.
 
Sınavlara hazırlık niteliğindeki ders kitabında kapak resminin dahi pembe renkli ve cıvıltılı görsellikler içermesi, karakterini aynen yansıtmış. Aynı zamanda bir gazeteci ve dergi yazarı olarak yayıncılıkla da iç içe olmak yorucu oldu mu?
 
Pembe değil. Eflatun ve mor. En sevdiğim renk tonları olduğu için tercih ettim. Görsellik çok önemli. Öğrencilere, fotoğrafsız, renksiz, kuru bir görsel sunarsanız zaten ders çalışmak istemeyen öğrencileri ışık hızıyla dersten soğutursunuz. Buna dikkat etmek gerek. Kapak ile iç tasarım canlı ve dinamik olmalı. Yeniliklere kapılarını sonuna kadar açmalı. Öğrenciyi cezbetmeli… Yorucu elbette ama mesleğimi severek icra ediyorum.
Bir gazeteci Fransız sanatçı Edith Piaf ile bir röportaj yapar ve kendisine sorar:
-Bir kadına ne önerirsiniz?
Edith Piaf yanıtlar:
-Sevmesini.
-Bir genç kıza?
-Sevmesini.
-Peki ya bir çocuğa?
-Sevmesini…
Benim yaşam felsefem ve hayata tutunma sebebim de sanırım bu.
 
Kitap yayınlamayı ve gencecik yaşında öğrencilerini düşünerek ders kitabı hazırlamayı ne zaman düşündün? Öğrencilerinin kitabına dair yorumları nasıldı?
 
Mezun olduktan sonra düşündüm. Çünkü piyasada böyle bir kitap yoktu ve bu bir eksiklikti. Her yıl öğrencilere sadece kapağını değiştirerek içi boş kitapları satıyorlardı. Öğrenciler gerçek sınavda bambaşka bir soruyla karşılaşıp yanlış cevaplayınca demoralize oluyorlardı. Zaten zor masaya oturttuğumuz öğrenciler dersten tamamen uzaklaşıyor ve kendilerini kazanamayacaklarına inandırıyorlardı. Bunlara hep şahit oldum. Bunun üzerine 4 yıl gibi uzun bir süre üzerinde titizlikle çalıştım. En iyisi ve en doğrusu olsun istedim. Kitap çıktıktan sonra da öğrencilerimin ve Türkiye’nin her yanından pek çok kişinin büyük övgüsü ve yoğun ilgisiyle karşılaştım. Bunlar benim için gurur vericiydi. İyi ki öğretmenim. Doğru bir iş yaptığında emeğinin karşılığını alıyorsun. Buna inanıyorum.
 
Sırada gerçekleştirmek istediğin yeni bir hayalin nedir?
 
Yüksek Lisans tezimi tamamladım. Akademisyen olarak göreve başlamak en büyük isteğim. Akabinde hemen doktoraya başlamayı düşünüyorum.
 
Bir de şiir ile ilgileniyorsun ve sosyal medyada vakit buldukça güzel şiirlerini takipçilerinle paylaşıyorsun. Yeni bir şiir kitabı yayınlama yahut hazırda bekleyen şiirlerini kaleme alma hayalin var mı?
 
Yeni bir kitabım yayınlandı. “Bir Parantezi Kapatabilmek.” Yıllardır yazmış olduğum şiirlerimden oluşuyor. Bugünlerde onun heyecanını yaşıyorum. “Olumsuzluk”
 “Umutsuzluk”
 “Ama”
 soluklandı kalemimde
 asla
“keşke” değil…
 
Bir şiirimi okuyucular ile paylaşabilirim:
 
UROBOROS
anlatılacak bir şeyin
kalmadığı
bu dünyada
edebiyat
kendini anlatmak zorunda
ne bir şehre
ne bir ülkeye
ne de dünyaya aitim
filhakika
şairin vatanı
kelimelerden başka
bir yer olabilir mi
kelimeler
asi bir tren
benlik yeniden
keşfedilen
bir simge
Uroborosun
izinde
sahi
zaman
kronolojik olarak mı
akar
peki ya
bu "belirsizlik"
mefhumu
yok oluş mu
sonsuzluk mu
araştırıp
bir şey söyleyememek
Uroboros
senin
yazılman
demek
 
Aslen Balıkesir-Bandırmalısın. Üniversite yaşamın Balıkesir ilinde, iş ve evlilik yaşamın da Balıkesir’in Edremit ilçesinde devam etti. Daha öncesinde bahsettiğim gibi ben de Bandırma doğumluyum ve annemin akrabalarımın Edremit ilçesinde çoğaldığı bir akraba çevresine sahip biriyim. Türk Dili ve Edebiyatı Pedagojik Formasyon Eğitimim de Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde geçti. Düşünüyorum da Bandırma ve Edremit ilçeleri, Balıkesir ili derken Kaz Dağlarına uzanan bu topraklarda seninle epey ortak noktamız varmış. Üniversite arkadaşım olarak ve edebiyat dünyam adına iyi ki seni tanımışım diyorum. Balıkesir’de olmasaydın hangi şehirde yaşamayı tercih ederdin?
 
İstanbul doğumluyum. Çocukluğum Beyoğlu ve Galata’da geçti.
Elbette birçok şairin şiirine konu olan şehirlerin şehri İstanbul diyerek cevaplayabilirim bu soruyu.  Nâzım, Yahya Kemal, Sait Faik, Orhan Veli ve daha pek çok yazar ve şair de benim gibi düşüyor, onlar da yanılmış olamaz değil mi? (Gülüyor)
Yahya Kemal’in dediği gibi, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. /Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! /Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
 
Şiir ve öykü yazmak isteyen gençlerimize önerilerin nelerdir?
 
Yazmadan önce okumaları gerekir. Çok okusunlar. Son günlerde ne okursanız okuyun ama mutlaka okuyun diye saçma tavsiyeler duyuyorum. Buna asla katılmıyorum. Biz aptal mıyız her önümüze geleni okuyacağız? Her kitap, bir sanat eseri değildir. Her kitap, nitelikli değildir. Her kitap okunmaz.  Falcı, büyücü, kişisel gelişim adı altında bir sürü zırva var piyasada. Gençler, siz siz olun nitelikli ve ufkunuzu açan, yolunuzu aydınlatan kitapları okuyun.  Çünkü mürekkebin akmadığı yerden kan akıyor.
 
 “Balıkesir Söylem” dergisinde imtiyaz sahibi iken Balıkesir ili ve Türkiye adına güzel işler başarıp kaleminle insanlara ulaşabildiğine inanıyor musun?
 
Elbette inanıyorum. Kalem, kılıçtan keskindir. Seni ipe de götürür ipten de alır.
Kalemin gücüne inanan ve milletine kalemiyle, sesiyle, bilgisiyle hizmet etmeye çalışan vatansever bir öğretmen olarak Söylem Dergisi, Balıkesir’in sesidir. “Söylemek istedikleriniz artık özgür…” sloganıyla yola çıktık. Yayın sürecinde de hep bu şiarla hareket ettik.
 
Çanakkale’den Balıkesir’e geldiğimde henüz çevrem yoktu. Bölüm arkadaşım ve meslektaşım olan, arkadaşlarına elinden geldiğince yardımcı olup fedakâr davranan biri olan İlknur Öğretmen’i iyi ki tanımışız. Hiçbir karşılık beklemeden birilerine yardımcı olabilmek adına öğrencilerinin aileleriyle paylaşamadıkları her konuda onlara da yardımcı olabiliyor musun?
 
Artık ebeveynler bana “Bizimkilerin en büyük sırdaşı sizsiniz.” diyor. Öyle güveniyorlar ki tercihleri bile bana sormadan yapmıyorlar. Ama elbette bu güven karşılıklı ben de onlara güveniyorum, inanıyorum. Elimden geldiğince her zaman yanlarında olmaya çalışıyorum. Ama bunları benim anlatmam doğru olmaz bir gün öğrencilerime sorabilirsin. Bir dersime bekliyorum seni. (Gülüyor)
 
Hep kitaplar ve eğitim hayatına dair konuştuk. Okuyucularımıza tavsiye edebileceğin ve çok etkilendiğin kaliteli bir film, edebî dergi, kültürel dernekler, sosyal etkinlik ortamları varsa bizlerle paylaşır mısın?
 
Vedat Türkali- Bir Gün Tek Başına en sevdiğim eserlerin başında gelir. En sevdiğim şiir Behçet Aysan’dan “Bir Eflatun Ölüm”dür. Sabahattin Ali, Bilge Karasu, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Tevfik Fikret, Orhan Veli, İlhan Berk, Leyla Erbil okumayan biraz eksiktir. Şener Şen’in bütün filmlerini çok severim ama “Gönül Yarası”nın yeri bende ayrıdır. Edebî tenkit içeren dergiler okumayı seviyorum. Şu sıralar Modern Edebiyat Teorileri felsefesine merak sardım. Çek Yapısalcılığı, Rus Biçimciliği, Okur Tepkisi Teorisi vb. gibi edebiyat teorilerini okuyup yorumlamaya çalışıyorum.
Arkeolojiye çok meraklıyımdır. Antandros, Kyzikos, Adramityon gibi antik kentlere dair araştırmalar yaptım ve bunlar pek çok dergi ve gazetede yayımlandı. Örneğin dünyanın sekizinci harikası Hadrian Tapınağı, Erdek’te. Öğretmen olmasaydım herhalde arkeolog olurdum. Çok seviyorum. ADD, ÇYDD, Edremit Yardım Sevenler Derneği, Zeytinli Kültür Sanat Derneği, Evaspor ve Edremit Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesiyim.
 
Türk Edebiyatımızın unutulmaz yazarlarından Ömer Seyfettin Balıkesir-Gönenli. Gönen ilçesinde Ömer Seyfettin adına düzenlenen etkinliklere katılmak hiç nasip olmadı. Gönen ilçesinde, bizim topraklarımızda yaşatılan sevgili Ömer Seyfettin adına düzenlenen edebiyat etkinlikleri ve resim sergilerini takip etme fırsatın oluyor mu?
 
Edremit’te Sabahattin Ali Sempozyumu’nu bu derece kapsamlı ilk kez ben gerçekleştirmiştim biliyorsun. Türkiye’nin değerli akademisyen, gazeteci ve yazarlarını bir araya getirmek kolay değildi. Ama 2016’da ilk kez Edremit’te bunu gerçekleştirdim. Aynı zamanda o yıl Balıkesir ve Çanakkale 18 Mart Üniversitelerinden yaklaşık 300 öğrenciyi de iki gün süren bu sempozyumu dinlemek için ücretsiz olarak Edremit’te misafir ettik. Çünkü benim deyimimle “Kanatları Kaz Dağları’nı Aşan Asi Kartal: Sabahattin Ali” için değerdi.
Ömer Seyfettin modern Türk hikâyeciliğinin mimarıdır. Hikâyeleri çocuklar için yazılmamıştır ama hikâyelerinde sade bir dil ve üslup kullanması günümüzde bile çocukların onun eserlerini severek okumasını sağlamıştır. Önümüzdeki yıllarda Gönen’de böyle bir etkinlik yapmayı planlıyorum. Bandırma’da bugüne kadar yapılmayan bir etkinliği gerçekleştirmeyi düşünüyorum. İçeriği sürpriz olsun.
 
Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali hayranı olduğunu biliyorum. Nazım Hikmet’in özgürlük şiirlerinde ve Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf eserlerinde o edebiyat tadını hissederek ilham alabiliyor musun?
 
Onları okumak bir tarihi anlamak demek. Onları okumak, yağmurlu bir havada denize girmek, hüngür hüngür ağlayıp kahkahalarla gülmek demek. Şahsiyetini ve haysiyetini sert vurulmuş bir mühür gibi taşıyan çok değerli isimler. Eserleri onlarca dile çevrildi. Umarım güzel ülkemde de kıymetleri bir gün bilinir.
 
T.C. Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi TDE Seminer Salonunda 19 Nisan 2018 Perşembe, Saat: 14.00’te “Meşrutiyet Döneminin Bir Eğitimci ve Şairi Sabri Cemil Bey” konulu Yüksek Lisans Seminerini verdin. Seminer veren bir arkadaşım olarak Yüksek Lisans Öğrencisi olan İlknur Doğan Kamalı ile o gün çok gurur duymuştum. Katılımcı olarak az sayıdaki o değerli insanlardan biri olmam adına Yüksek Lisans Seminerine beni de arayıp davet ettiğin için tekrar teşekkür ediyorum. Danışmanın Prof. Dr. Mustafa Özsarı hocamızın eşliğinde anlamlı bir seminer idi ve edebî bir atmosferde feyizlendik. Kendine olan öz güveninle o kadar detaylı bir konuyu ve kaynak kitapları ne zorluklarla bıkmadan, usanmadan araştırdığını anlatmıştın. Akademik kariyer düşünen genç eğitimciler adına yüksek lisans ve doktora eğitimi için neler söylemek istersin?
 
Araştırmacı olmayan, okumayı ve yazmayı sevmeyen biri için zor. Tez konusunu araştırırken edebi şahsiyeti içselleştiriyorsunuz ister istemez. Sabırla, bıkmadan yorulmadan, pes etmeden, vazgeçmeden araştırmak gerek. Bir yıl değil, iki yıl değil, üç yıl değil… Hayatının sonuna kadar… Akademisyen olmak böyle bir şey…
 
O keyifli seminerinde Meşrutiyet döneminin eğitimcisi ve şairi Sabri Cemil Yalkut Bey’in öz geçmişini ve edebiyatımıza yaptığı katkıları herkes öğrenerek bilgilenmiş oldu. Sabri Bey’in soyağacını araştırarak o günkü seminerde torunu ve yakın çevresini, Cumhuriyet gazetesinde yazan değerli bir yazarımızı da konuk etmiştiniz. Üniversitemiz adına böyle kıymetli şahsiyetleri günümüze tanıtman ve onlarla irtibata geçip araştırma yapman çok zamanını aldı mı?
 
2017 yılının haziran ayında tez konum belirlenmişti. Tez konum belirlendiğinde Sabri Cemil Bey hakkında elimde olan tek bilgi doğum yeri ve yılıydı. Ulusal ve uluslararası bir araştırmaya girdim. Aklımı onunla bozmuştum. Makedonya, Üsküp, Kastamonu, Niğde, İzmit, Balıkesir, Ankara… Kısaca aramadığım, görüşmediğim kurum ve kuruluş kalmamıştı. Eserlerini Osmanlıcadan yeni harflere aktardım. Yaklaşık 600 sayfa… İğneyle kuyu kazar gibi Başbakanlık Osmanlı Arşivinde ona dair tüm kayıtlara baktım. Onun hakkında bir ipucu arıyordum. Ama yoktu. Artık umudumu yitirmiştim. Ta ki 18 Şubat 2018’e kadar. Sabaha karşı 3.30’da “Arca İçin” diye bir şiir ismiyle rüyamdan uyandım. Hemen bilgisayarımın başına oturdum ve bu ismi bir şiirde okuduğum aklıma geldi. Oradan hareketle 18 Şubat’ta saat 23.30’da Sabri Cemil Bey’in tüm ailesini bulmuştum. Anlatsam kimse inanmaz. Ama böyle de bir ilginç anım var. Ne kadar çok istediysem Tanrı yardımcım oldu. Bilinçaltı ve rüyalar… Tam Freud’luk… (Gülüyor)
 
Bir akademisyen olarak okuduğun dergiler ve takip ettiğin yayınlar varsa gençlerimizi de bilgilendirebilir misin?
 
Kendi alanımla ilgili makaleler ve kitaplar okuyorum. Gençler kendilerine bir ilgi alanı belirlemeliler. Bu ilgi alanı doğrultusunda yaşamdan zevk alacak şeyler yapmalılar. Elbette bir gerçek var ki o da ekonomik özgürlüğe sahip olabilmek. O olmadığında okuyup yazsanız dahi etrafınızda pek değer göremiyorsunuz. Hala okuyor musun, ne zaman bitecek senin bu okuman diye sorularla bile karşılaşıyorsunuz. Bunlara gülüp geçsinler. Kendi yollarını çizsinler. Önemli olan yolda kalmak… Bazen tökezlersiniz, bazen ayağınız takılır düşersiniz, bazen ayağa kalkmanız uzun zaman alabilir. Ama o yoldaysanız eğer eninde sonunda yolu tamamlayacaksınız. Hayal gücü yetiştirin. Size tavsiyem bu. Nasıl düşünürseniz düşünün yeter ki kendi aklınızla düşünün.
 
Oldukça edebî ve zevkli bir sohbetti. Tüm içtenliğin adına şükranlarımı sunuyorum. Bu güzel sohbet ile Balıkesir ilçeleri ve köylerindeki eski öğrencilerim de İlknur hocalarını yakından tanımış olacak. Son bir soru ile röportajımızı bitirelim: Dünyaya bir kez daha gelsen, yine öğretmen ve yazar olmak ister miydin?
 
Ete kemiğe büründüm İlknur diye göründüm. Dünyaya yeniden gelsem yine öğretmen ve yazar olmak isterdim. Bu benim için vazgeçilmez bir tutku… Bu röportajı okuyacaklara da tavsiyem şudur: Kendinizi ne moda fotoğraflarına ne de iyi talim görmüş papağanlara benzetin. Siz biriciksiniz ve sadece bu yüzden bile çok değerlisiniz. Ve hayatınız boyunca hiçbir şeyden korkmayın. Korku, tutsaklıktır. Korku, bizi köleleştirir. Hayatınızı aydınlığa ve aydınlanmaya adayın. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın. Asla pes etmeyin, asla vazgeçmeyin. Karanlığı aydınlatmak için kahramanlar beklemeyin. Kendi aydınlığınızın kahramanı olun.
 
Güzel bir söyleşi oldu, teşekkür ediyorum İlknur hocam, değerli arkadaşım. Sohbet ederken edebî bir keyif aldım. İnşallah seni yakından tanımak isteyen öğretmen adaylarımız da mutlu olurlar. Umarım gençlerimiz de yeni kitapların ve çalışmalarınla tanışma fırsatı bulurlar. Yeni bir söyleşide ve edebiyat ikliminde buluşmak dileğiyle…  Zeytiniyle güzelleşen şirin ilçemiz Edremit’i muhabbetle kucaklıyorum.
 
Ben teşekkür ediyorum arkadaşım, keyifli ve içten bir söyleşi oldu.
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir