Kapının Eşiğinde/siniz

EYYÜP AY 2

EYYÜP AY
Kapının Eşiğinde/siniz
 
Yaptığınız bir seçim sonucunda kaybetmişsiniz…
Kaybolmuş, öylesine bir yerden bir yere sürükleniyorsunuz.
Ya da bir başkaldırı halindesiniz…
Kovuldunuz. Bir kapının eşiğinden…
Ya da çekip gidiyorsunuz.
Belki de kolunuzdan tutulup, kapının önüne konulmuşsunuz…
Çaresiz olabilirsiniz ya da taptaze ümitlerle dolusunuz ve kendinizi bir kapıda bulmuşsunuz.
Girmek ve biraz soluklanmak istiyorsunuz. Sıcak bir ilgi ve güven umuyorsunuz…
Belki de uzun süredir bir kapının ardında kilitliydiniz.
Vakit gelip çatmış da dışarı çıkmaya hazır değilsiniz…
Çıktınız, ürkek adımlarla adımlıyorsunuz bildik sokakları.
Oysa yabancı(laşmış)sınız içinde doğup, büyüdüğünüz dünyaya.
Hiç tanımadığınız bir kapının önündesiniz (eskiden tanıdık da olabilir)
Kim bilir kaç kez hayal etmiş, temrin etmiştiniz bu anı.
Acemilik işte, kapının tokmağına nasıl vurulacağını unutmuşsunuz,
Unutmuşsunuz zilin nasıl çalındığını…
Hayatınız, gözlerinizin önünden akıp geçer bir çırpıda…
 
Nasıl olabilir! Aklınız karışıyor, yüreğinizin ritmi artıyor, boğazınız düğümleniveriyor…Dokunuveriyorsunuz kapının tokmağına,
Dönmemeye yeminler etmiştiniz oysa…
Hayır hayır bunu yapmak için çok istekliydiniz.
Fakat geç kalmışsınız, geçtiğiniz sevdiklerinize…
Duygularınız hercümerç içinde, her bir saniyesi bir ömre bedel.
Hala kapının önündesiniz, tokmak elinizin altında, çözülmüş
Dizlerinizin bağı… bağınız yok artık o kapının ardındakilerle…
Çaldınız bir kere kapıyı, içerde neler oluyor acaba…
Siz ordasınız ve bu önemli…
Ne kadar da eziksiniz.
Belki çok hırslısınız belki de kaygısız…
Bir değil bin kez çalmışsınız o zili, beklemektesiniz.
Vahşi bir ırmak gibi çağlamakta duygularınız…
Volkan konisinden akıp gitmekte kızgın lavlar, ulaştıkları nehir sularında soğumakta.
Tokmağın sesi dalgalar halinde beyninizin çeperlerini parçalamakta, ruhunuzu bedeninizden kazıyıp çıkarmakta…
Beyin kanaması ya da kalp krizi!
Alacağınız yanıtı bekleyememişsiniz.
Beyniniz isyan etmiş kalbiniz yırtık bir paçavraya dönüşmüş…
Olduğunuz yerde, tamda kapının önünde yığılıp kalmışsınız.
Eliniz ikinci kez tokmağa ulaşamamıştır…
Koltuğunuzun altında bir armağan var, ya da elinizde bir somun ekmek.
Tırmandığınız bir yokuşun bitimindeydi oysa eviniz,
Tıpkı Nazlı yârimin büyük babası gibi…
Torununuza sevdiği simitlerden almıştınız.
 
Hatırlayıverdiniz birden, yaşanmışlıkları…
Sevdiğiniz sizi terk etmişti ya hani.
Dostlarınız sizi dinlememiş ya da öğretmeniniz sizi azarlamıştı.
Gelişi-güzel değilsiniz artık…
Duygularınız kirlenmiş, düşünceleriniz disipline olmuştur.
Genel-geçer doğrularınız, düşünceleriniz “mantıklı”.
Gramere uygun cümleleriniz, sakince dile gelir kelimeleriniz…
Sabırlı ve dahi akıllısınız artık;
Dil ile sayılar arasında bir bağ kurarak “çağdaş” bir şekilde kendinizi “ifade” ediyorsunuz.
Böylece modern ve mutebersiniz…
Belki de başka türlüsünü öğrenmemiştiniz, babanız öğretmen ya da savcıydı muhakkak.
Toprağı(nız) bol olsun. 

 

9 Ocak 2015 / Asanatlar

 

 

Bir Yorum

  1. Nurbanu Gülaçtı

    Sizde hayatın rengini çözme cesaretini görüyorum. Tebrikler…

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir