Gün Akşamlıdır

MURAT SOYAK Gün Akşamlıdır

MURAT SOYAK
Gün Akşamlıdır
 
Bir günün sonunda yine akşam… Eve dönüş vaktidir. Gün içinde yaşananlar şimdi bir bir hatırlanır. Nasıl başladık güne ve elde kalan nedir? Muhasebe, varoluş sorgusu her akşam. Günden kalan sevinçler, hüzünler…
 
Şimdi yoldayız erenler! Yorgun ama yine de umutlu. Aynı yolda yıllarca devam eden koşturmaca usandırmadı mı? “İşimiz bu” der gibisin “İşimiz bu”
 
Gün battı burada. Görkemli kızıllık semayı doldurdu. Kuşlar görünmez oldu artık. Gök kızıl bir çehre ile bakıyor bize. Söyleyecekleri var. “Duralım burada kardeş, muhteşem bir gün batımı… Duralım, şu lunaparka da uğrayalım.”
 
Karanlık, biçimleri, sesleri yutmuş. Bir iz halinde yeryüzü şekilleri. Sessizlik hüküm sürüyor. Dışarısı sanki bütün cazibesini yitirmiş gibi. İçine çekilmiş hayat, içine çekilmiş insan. Bir süreliğine de olsa durup dinlenmenin vaktidir. Eve dönmenin ayrı bir güzelliği var. Şimdi gözü yolda kalanlar der ki: “Nerede kaldı, hiç bu kadar gecikmezdi!”
 
Şu dönme dolap ne söyler bize? Akşamı yüklenmiş kara kızıl bulutlar altında yeryüzü. Bir hayat belirtisi, bir eksen etrafında hareket…
 
Lunapark neşeli hayatın tam da ortasında durur. Kötümserliğe, karamsarlığa, hüzne yer yoktur burada. Çarpışan arabaların sesine karışan sevinç çığlıkları ve çocuk gülüşleri… Hayatın gerçeklerine, sertliğine aldırmaksızın koşan rengârenk atlıkarıncalar hey!  Lunapark, hayat içinde bir hayat yahut bir başka zamana özlemin adı. Bir perde açılıyor. Çocukluk çağına yolculuk böylelikle sağlanıyor. Rahmetli babam derdi ki: “Çocuk olmak varmış şu dünyada yahu ne dert ne tasa!..”
 
Yeryüzü, üzerine çöken kara kızıl bulutlara bu akşam vakti bir dönme dolap ile cevap veriyor. “İşimize bakalım çocuklar, haydi bir tur daha, bir tur daha!” Gökyüzü bu akşam daha bir güzel, daha bir alımlı. Kayıtsız kalamaz insanoğlu. Şu dalga dalga bulutlar alıp götürüyor geçmiş zamana.
 
Şehrin ışıkları çoğalınca akşamın o munis güzelliğini göremez olduk. Heyhat şehrin gürültüsü bastırdı ince, derin sesleri! “Akşam, yine akşam, yine akşam” diyen Ahmet Haşim’i hatırlıyorum. Gün akşam olsun diye beklemiş şair, akşama sığınmış. İç ses, gün batınca duyulur. O ses, bütün derinliği ve içtenliği ile yüreğimizin sesidir.
 
“İnecek var, inecek var; dönme dolap, dönme artık. Sen de nefeslen biraz.” Çocuklar ve anne birkaç turdan sonra iniş yerine varınca oturdukları yerden yavaşça kalktılar. “Bu kadar yeter çocuklar.” 
 
Zaman da fanidir. Her başlangıcın bir bitişi vardır değil mi? Bazen hoşumuza gitmese de bu böyledir. Hayatın kuralları gayet ciddi adımlarla çıkar gelir ve büyüklerimizin dilinde bir tembih ifadesi olarak yer bulur. Hayatın kuralları ne çok; say say bitmez. Oysa şu lunapark, şu dönme dolap çocukluğun özgür ve sevinçli günlerini hatırlatır.
 
—Akşam akşam git başımdan!
 
—Nereye gideyim?
 
Kuşatır kâinatı akşam, bildiğini okur. Söyleyecekleri vardır. Gün akşamlıdır!
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir