MEHMET TOYGAR ÖZDEMİR
Muhabbet Bağında Bir Gül Açıldı
“Gözlerini kapa ve kalbini aç,
aklını da bırak gitsin.”
Onur Ünlü’nün 2014 yapımı filmi “İtirazım Var”, Türk sinemasında alışılmış kalıpları yerle bir eden, polisiye ile mizahı, felsefi sorgulamayla toplumsal eleştiriyi harmanlayan sıra dışı bir anlatıdır. Bağlama eşliğinde söylenen, Hatayi’ye ait bir Alevi deyişiyle film açılıyor. Bu deyiş, filmin ruhunu daha ilk dakikadan ortaya koyuyor: Dert, hakikat, arayış ve itiraz.
“Muhabbet bağında bir gül açıldı
Bir derdim var bin dermana değişmem
Yüküm lali gevher mercan saçarım
Bir derdim var bin dermana değişmem”
Bu sözler, filmin ana karakteri Selman Bulut’un iç dünyasını da özetliyor. Serkan Keskin’in hayat verdiği Selman Bulut, sıradan bir imam değildir. Siyaset bilimi okumuş, felsefe ve sosyolojiyle haşır neşir olmuş, antropoloji alanında yüksek lisans yapmış, NATO karargâhında çalışmış, boks yapmış, bağlama çalmayı bilen, satranç oynayan, modern zamanların entelektüel ama deli dolu bir imamıdır. Camide tek saflı cemaatine namaz kıldırırken duyulan silah sesiyle başlayan cinayet, onun hayatını ve çevresini altüst ediyor.
Polisin soruşturmayı ağırdan aldığını fark eden Selman Bulut, müezzinden başlayarak çevresindeki herkesi şüpheli konuma sokuyor. Cinayeti çözmek için âdeta bir dedektif gibi çalışıyor. Sherlock Holmes’vari tavırları, keskin zekâsı ve rahat üslubuyla olayın peşine düşüyor. Ama bu cinayet daha çok bir toplumun çürümüşlüğünün, vicdan kaybının ve sistemin arızalarının simgesidir.
Selman Bulut’un dünyası, kitaplarla ve hayallerle örülmüş bir dünyadır. Silah sesinden sonra dönüp boş bakışlarla arkasına bakması, bu dünyadan gerçekliğe geçişin görsel bir metaforudur. Bu dünya, Kuran’da yazmayan, felsefe kitaplarında bahsedilmeyen, ahlâkın uğramadığı kirli ve çirkef bir dünyadır. Sahtekâr bankacılar, paraya doymayan avukatlar, tacizci tefeciler, eşini döven polisler ve bunlara karşı duyarsız bir toplum var. Film, bu kirli düzeni mizahın keskin diliyle sorguluyor.
Olaylar karmaşık görünse de film ilerledikçe bağlantılar anlam kazanıyor. Çekimler, oyunculuklar, müzikler ve sahne geçişleri ustalıkla kurgulanmış. Azıcık dram serpiştirilmiş olsa da mizah kendini güçlü biçimde hissettiriyor. Merak ve gizem, filmin tuzu biberi. Replikler ölçülü, ses oturmuş, ışık kullanımı dikkat çekici düzeyde başarılı. Oyunculuk, dekor, kostüm; hepsi “Ben buradayım,” dercesine sahneye çıkıyor.
Selman Bulut, cinayeti çözmeye çalışırken Diyanet’ten gelen teftiş ekibini oyalamaya çalışıyor. Kızının erkek arkadaşıyla olan mücadelesini kendine has tarzıyla yürütüyor. Türkiye şartlarına göre uçuk, marjinal bir imam karakteri. Kararlı, mücadeleci, korkusuz, zeki ve pozitif enerji yayan bir figür. Yeşilçam’ın kötü imam karakterlerinin aksine, bu imam, adaletin ve vicdanın peşindedir.
Diyanet mensuplarına söylediği söz, onun hem entelektüel hem de isyankâr kimliğini ortaya koyuyor:
“Siz de yeteri kadar enteresansınız, Diyanette çalışıyorsunuz. ‘Din u millet sorar isen âşıklara din ne hacet / Âşık kişi harap olur, harap bilmez din diyanet…” (Yunus Emre)
Film, bir komedi gibi görünse de politik göndermeleri oldukça güçlü. İmam nikâhı, faiz, tefecilik, günümüzün din algısı, eften püften işlerle uğraşan Diyanet, suça bulaşmış polis, emekli asker, taciz, sokak çocukları dokunulup geçilen ama iz bırakılan konulardır.
Cinayetin kurbanı, taciz suçu işlemiş bir tefecidir. Günahkâr bir figür. Katil kim? Hırsızlar mı, borçlular mı? Katil mi yargılanmalı, maktul mü? Film, bu sorularla sistemin pisliklerini ortaya döküyor. Arızalı sistem, yama tutmaz yüzüyle açığa çıkıyor. Müslüm Gürses’in sesiyle yankılanıyor:
“İtirazım var yalan dolana
Benim bu dertlere ne borcum var ki
Tuttu yakamı bırakmıyor
Benim mutlulukla ne zorum var ki
Bana cehennemi aratmıyor…”
Film, ucuz mizah filmleriyle karşılaştırılamayacak kadar özgün bir yapımdır. Onur Ünlü, Türkiye’nin en usta diyalog yazarlarından biridir. Filmde çok iyi göndermeler var ama genel akışta bazı boşluklar ve gereksiz sahneler de hissediliyor. En vurucu repliklerden biri, dinin ekonomik sistemle olan ilişkisini sorguluyor:
“İhtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsızlıktır. Altın ve gümüş yoksullar üzerinde hegemonya kurmak için kullanılıyor, infak edilmiyor. Mülkte şirk koşuluyor. Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor. Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var. Peki, sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? Bu dinin klasik fıkıh anlayışı yeryüzünün sokaklarında aç gezen bir milyar insan için ne diyor? O fıkıh, Ömer’i vuranların, Ebuzer’i çöle gömenlerin, Ali’yi hançerleyenlerin, Hüseyin’i susuz bırakanların, Medine’yi yağmalayarak dokuz yüz sahabe kadınına tecavüz edenlerin ve Kâbe’yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkhıdır. O fıkıhtan bir şey çıkmaz. O, zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin fıkhıdır. Sultanların, harem ağalarının, zindandan İmamı Azam’ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, kırkta bircilerin fıkhıdır.”
Bu sözler, klasik fıkıh anlayışının tarihsel çelişkilerini ve bugünkü toplumsal adaletsizlikleri sorguluyor.
Ebuzer’in sesiyle yankılanıyor:
“Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim…”
Filmde sıra dışı sahneler hemen göze çarpıyor: İmamın kızı bir erkekle aynı evi paylaşıyor, camide tekbir getirilirken arka planda “İtirazım Var” şarkısı çalıyor, imam odasında Alevi deyişi söylüyor, camide küfür ediyor, meyhanede içki içiyor. Bu sahneler, geleneksel din algısına sert bir itirazdır. Ancak bu itiraz, zaman zaman çoğunluğun hissiyatını rencide edebilecek düzeye ulaşıyor. Dogmalar eleştirilebilir, geleneksel anlayışa itiraz edilebilir ama bu incelikle yapılmalı; çünkü hakikatin kendisi kadar, onu sunma biçimi de önemlidir.
Filmdeki hakikat sorgulaması, felsefi bir derinlik taşıyor:
“İnsan sadece suçluyken kaçmaz. Bazen suçlandığın için de kaçarsın. Ama bir kere kaçmaya başladıysan bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden; bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini, bazen de aklını. Fakat işin en güzel tarafı da bundan sonra başlar, çünkü aklını kaybedince korkularından kurtulursun bu da seni özgürleştirir. Çünkü sadece korkaklar kendi akıllarına güvenirler ve bütün korkaklar hakikatin esiridir. Oysa hakikat, akıl veya başka bir şeyle kavranılmaz. Hakikatin ancak parçası olunur. Bunun için kurtul geçmişinden, geleceğinden, aklından… Kâinatta ne varsa şu anda olduğunu görmüyor musun? Sadece burada, sadece şimdi… Gözlerini kapa ve kalbini aç, aklını da bırak gitsin.”
Selman Bulut, cinayeti çözmek için üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokar ve burnu kırılır. Film boyunca bandajlı burnuyla dolaşır. Her fırsatta günahkâr olduğunu dile getirir. Olayı çözer ama suçluyu adalete teslim etmez. Çünkü suçlunun kim olduğu konusunda tereddütleri vardır. Adaletten de emin değildir. Bu, onun hem vicdanını hem de sistemin adalet anlayışını sorguladığı noktadır.
“İtirazım Var”, cinayet filmi olmasından çok bir toplumun vicdanına, ahlâkına, sistemine ve din algısına yöneltilmiş bir itirazdır. Selman Bulut, bu itirazın sesi, gövdesi ve kalbidir. Onur Ünlü’nün sineması, bu itirazla büyüyor ama mizahın, felsefenin ve cesaretin iç içe geçtiği bir sinema diliyle.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
