NEVA SELÇUK
Nevâ’nın Esrarı
çalabın tezgahında aşkla dokundum
kulağıma nevâ okundu ezan
anne sütü değmeden
şiir dokundu dilime
-acem/oğlu boğazından turnalar geçerken-
eski zamanları anlatırdı odalar
ahşap tavanda inildeyen beşiğime
savaş ve kıtlık hatıraları dinleyerek
büyüdüm -büyüdüysem-
sonra masallar uydurdum kendime
sulardı sihrine kapıldığım
kimi durgun gönlümleyin kimi coşkun
hele ayazmalarda demlenen sular
avucumda bebek balıklara dönerdi
nerede zambak görsem
eğilir alnından öperdim
nevruzlar yüksekteydi
duvar diplerinde açan menekşeleri sevdim
kalbimin duvarlarında
boyunlarını eğmiş soluyor
mor menekşeler
âmin kokulu ellerimin en eski tanıkları
görklü dağlardı sabah akşam
bakıştığım konuştuğum
sustuğum
hangi türkü havalansa fırat kenarından
dağlarca yüreğime konar şimdi
esriktir canımdaki çekirdek
bundan hep koyaklara düşer gönlüm
neyin içinde yitirdim sesimi de
yamaçlarda sükutum yankılanır
melâl gibi karşılıksız kalmışken
nevâ’nın esrarı nasıl dağılır