İnficar

SITKI CANEY
İnficar
 
öp ey gençliğim
genzimde çığlıklaşan bu çıplak sesi
ey kalbin kara lekesi öp
ne el değmemiş parklar ne güz delilikleri
ararken gecenin aynasında kendini erkekliğim
ararken deniz kızlarını fahişeler
yalandır çılgınlığı kitaplardan bildiğim
 
yaslanıp yorgunluklara dinelmek olmaz artık
ah neler yapardık yağmura karışan kızlara bakıp
yokluğum yokluğunu alır artardı kalabalık
ve tuhaflığı kalkıp da gitmemenin ağlardık sonra
ağlardı anne karnında cenin
 
yakılırken
yeryüzüne süzülen o sözcükler
toplardı gülüşlerini bebekler ve ben terlerdim
terlerdim azgın bir denizden
soğumuş sokaklara doğru
yarılıp serpilirken güneş
 
artık azalan bir inzal coşkusudur yaşamak
bir ürkü yokluğun ve sinemalar
akıp giden bir ırmak
 
böylece ardımdan kuşkular bırakıp
karışacağım sana ey bakire deniz
artık annemiz yok
biz aynı nehirdeniz
 
başlar mı birileri birazdan ağlamaya
ben buna başladım bile
ki hinlikler doğurmakta bir kadın karnında dünya
bu genç sakalımı her kestiğimde
şehrin kavşaklarında genç kızlar arasında
gökyüzüne dönüp dönüp ağlamamı görürdüm
arardı beni şehirde fulya
 
yürürdü ergenliğim doğduğum günden beri
aşklar tıkanırdı gırtlağıma soluklanmalar
şaşardım ellerimden habersiz he söze aktığıma
yürür yürür taşardı ergen dolu bir deniz
inanmaz olmuştum dünyaya çıktığıma
 
ey çığlığım at koşturan bir şiire ağlanmaz
kanla yıkanmış sayılırız biz
henüz şafak salmamışken kapılara sesini
aşk gösterirken hayatın körpecik memesini
uğultularım artacak
çocuklar bile unutacak ismini
 
bir fısıltı bir gece hep o kerpiç araları
yağmur altında bir şarkı patikalarda
resmimi çiziyorum tozlanmış gözyaşlarıyla çocukların
resmim çakal sesleriyle boğuşan çok arkalarda
bir kürt bir dağlı şehirde patlak veren
 
ey bir kadın gülüşünden binbir acı çıkaran
ey beni alemlere denkleştiren hız
sen ki tahtına çıkardın beni en ince çizgilerin
artık ne dünyanın halleri
ne de kahrımız
 
kayboldun
ardından bir ülke akıtıldı yüzüme
atlarımı sürdüğüm o çayır oluklarında
yüreğin en gizli kıvrımına yöneldim
apaçık bir çılgınlık olacaktı suçlarım
çılgın bir yemin bir gülümserlik
 
ah yorulmayan dünya
sana bu heyecan ırmağını
alıp da sunmak için
insem mi bindiğim attan
insem mi aşk için ağlamaya
 
hayır andolsun zamana ki
aynı anda çağrıldım ölüme ve yaşamaya
ama dilimde alevlenen bir koşu hala
hala ayaklarımda irinlerle çıkıyorum sabaha
 
dehşetin rengiyle çizdim bu sesi
taşırırmış beni benden bu doyumsuz sezgiler
meşhurmuş benim imzam terleyen her kaygıda
 
bıkmadan fulya
bir soluk sokulmadan araya
sözetsem mi sokrat’tan
öncesinden dünyaya
 
hayır andolsun zamana ki
taşır kendini ölüm durmadan yaşamaya
ey soylu arap atlarının yelesi
kaç kez gidip geldim öpüştüğün rüzgara
kaç kez gidip gidip bağdat’ta geylani’yi dinledim
ve attı elinden çiçeklerini fulya
güldüm ve yaklaştı cehennemim
 
cehennemim
ve her gece rüyama giren yeryüzü cennetleri
ve yürüyen
yürüyen kıyamet ayetleri
 
ölüm neye karşılık aşk neye
hayatın ortasında suratları kemiren
ceza neden gizlenir yazısız kitaplara
çığlıkların dibinde bu kusmuk neden
 
ben ki bu kumral yüzle ağlayarak koşamam
dağılıyor bin kitaba bir alem
böyle koşamam
işte ağrıyor bende yarılan yaprak
ağrıyor çocuklara bırakılmış o güzellik rüzgarı
benim bu yorgun karanlığıma bakıp
şehir soyunan bir dişiden daha hızlı boğar mı gizlerini
ey ağrıyan yanıyla denizi tutan adam
 
bak sırtında hain serinliği iblisin
güz dağıldı yeni sevişme kanalları
fulya bir şey yakıyor dilimi
karartıyor aldatılan hüzünler sevinçli gömleğimi
 
artık ben aynaları bağrından ayıran biriyim
birden göğeren acıların ve kanın arasında
dünyayı peşim sıra ölümlere koşturup
ağlayanlardan oldum
 
sür atlarını yüzümde ey yanık gençliğim
bak hala şehirde beni arıyor fulya
ismini bilmediğim kadınlar sürekli öpmek istiyor beni
ve gittikçe artıyor avucumda tuttuğum ateş
gülüşlerimi yok ederek bakıyorum dünyaya
fulya fulya fulya
 
 
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir