Yüreğe Düşen Işık

MEHMET ÇOBAN Yüreğe Düşen Işık

MEHMET ÇOBAN
Yüreğe Düşen Işık
 
Sevgi…
Duyulmayan bir fısıltı gibi gelir önce… Bir bakışın ucunda saklanır, bir susuşun derinliğinde büyür.
 
Her söz, her cümle onu taşıyamaz; her el, her omuz onu tutamaz. Gösterişte değil, sessiz bir ışıkta yaşar.
 
Bazen yağmurdan önceki sessizliktir, bazen bir çiçeğin sabah açışı… Sarıp sarmalayan, sükûnetle kuşatan, ama bir anda kaybolan rüzgâr ve denizlerin kıyısında sürüklenen bir dalga gibi…
 
En çok konuşulan ama en az hissedilen bir rüzgâr şimdi. Dillerde çoğaldıkça yönünü kaybeder, her ağızda biraz daha eksilen bir ses gibi, şehirlerin gürültüsünde kaybolur, sokakların taşlarında yankılanır…
 
Sözcüklerin arasında incelen, anlamını kalabalığa kaptıran bir yankı, bir gölün yüzeyinde kıpırdayan ışık gibi…
 
Gizlidir çoğu zaman, bir bakışın gölgesinde saklanır, bir susuşun derinliğinde büyür.
Gürültüde kaybolmaz; dinginlikte kök salar, sabırla çiçek açar, toprağın suskunluğunda, güneşin yavaş doğuşunda…
 
Oysa sevgi, görülmek için değil, hissedilmek için var olur. Bir bakışın gölgesinde, bir susuşun derinliğinde, en çok da içten bir sarılmanın sıcaklığında büyür, bir şafak ışığının teniyle buluştuğu anda…
 
İnsan, anlaşılmadan önce hissedilmek ister.
Bir cümlenin içinde değil, bir kalbin derinliğinde yer bulmak ister.
 
Sevgi, anlatılmaz; hissedilir, ruhta yankılanır, iz bırakır, çoğalır ve ışıldar…
 
Ama bazı kapılar kapalıdır; ne kadar çalsan da açılmaz. Ve bazı yürekler kurudur, ne kadar sevsen de yeşermez.
Oysa bazı topraklar bahardır; bir damla sevgiyle çiçek açar, bir damla ışıkla canlanır, bir gölün yüzeyinde güneş gibi parlar.
 
Kollar yorulmaz sarılmaktan, ama yanlış omuzlarda bir mum gibi erir, ışığını verirken kendinden eksilir. Alevi titrer önce, sonra yavaş yavaş kısılır ve en sonunda kimse fark etmeden kendi karanlığında sessizce tükenir…
 
Geriye kalan, biraz sıcaklık, birkaç anı ve içe işleyen o derin sessizlik…
 
İşte o zaman insan anlar:
Sevgi, doğru yere düşmediği sürece susar, kendi özünde ağırlaşır ve bekler…
Bekler ki bir gün, hak ettiği kalpte, hak ettiği omuzda yeniden açsın, yeniden çoğalsın, yeniden yaşam bulsun.
 
Bazen görünmez, ama her zaman hissedilir. Yalnızca veren değil, hisseden de bilir değerini. Bir bakışta, bir sessizlikte, bir elin sıcaklığında ve hatta bir anının gölgesinde bile yaşar.
 
Yanlış yerlerde sessiz kalır, lâkin doğru yürekte çiçek açar; kendi zamanında, kendi ışığında.
 
İnsan öğrendiğinde; sevgiyi beklemeyi, doğru yere bırakmayı ve sabırla çoğalmasını izlemeyi…
Işte o zaman kalp huzur bulur.
 
Sevgi, herkese verilmez, her yüreğe konmaz. Şefkat yoksunu sevgiyi hissetmez ki… Sadece hak edenin yüreğinde, sessizce, derinlemesine ve sonsuzca parlar.
 
Ve işte bu yüzden… Sevgi, yüreğe düşen bir ışıktır; kıymet bilen ellerde dua dua yükselir.
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir