blank

Ses Ve Nefes

blank

MAİDE BAYRAKTAR
Ses Ve Nefes
 
“Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
 Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak“
 
Vakit nisan. Bahçemizdeki erik ağacının çiçeklerini döktüğü mevsim… Saatim kışa, yüzüm nisana dönük. Yapraklar; yoğun bir kar gecesinin uykusuzluğuna döne döne bırakıyor kendini. Oysa bütün sesler Vivaldi’nin dört mevsim bestesini fısıldıyor sessizliğe. Sessizce dökülüyor kelimeler, ”tank misali geçiyor adamın yüreğinden”. Fakat şiir yoksunluğundan olsa gerek kalp dile bir ses bahşetmiyor.
 
Sesim ve soluğum arasındaki boşluğun gökyüzüne naziresidir.
 
“Cehennem gibi bir gündü” diyor ünlü şair. Sonra düzeltiyor; meğer herkesin kendi cehennemi varmış. Cehennem cenneti özleyenlerin gökyüzünden rahmeti bulamaması, cehennem; merhametin azaba, beklemenin zillete dönüşmesi… Çok da şairce bir şarkı olmasın; Cehennem hayallerin sükût etmesi ve dahi cehennem karlı bir kış vakti dostun derin uykusu…
 
Ve boşluk cehenneme de cennete de adı lazım olmayan bir kalemin “Beatrice’nin İç Sesi” şiirini ithaf edememesi, Araf’ta bekleyen kelimelerine yarım bir çay bardağının bir anıyı yüceleştirdiği öyküsünden yer bulamamasıdır.
 
 Nedametin merhametsiz azabı ile
Kanatsız kuşların
Beni adsız bıraktığı yerden bildiriyorum;
 
Burası mürekkebimin bittiği, muhayyilemin sancılara erdiği hep bir kelime arayan, arayan fakat bulamayan kalbimin hüzün ayaklanmasıdır. Hezeyanların düş kırıklığına eşlik ettiği zihnimin sanatsız, edebiyatsız, yer yer gözyaşı tarifesi, bazen gök gürültüsü, bazen bir tüy hafifliği ile gün ışıklarının zemine kimi zaman kırmızı, kimi zaman turuncu, bazen zifiri karanlık bazen de renksiz gölgeler bıraktığı cümlelerimin harflere olan yenilgisidir.
 
Ve ses kırıldıktan sonra çiğdemin yapraklarına küsmesi pek de şaşılacak şey olmuyor.
 
Mesela denizin kıyılarına küstüğünde limanların da dalgaları bırakması…
 
Ya da bir çölün kendi susuzluğunda kavrulurken okyanusun da kendi çokluğunda boğulması gibi…
 
Vakit nisan. Dal dal çiçek açıyor erik ağacı. Birlikte hiç uzanamayacağımız dallarını eğiyor yeryüzüne.  Kirpiklerime düşüyor kâinat. Sesiniz iki dudağının arasında veriyor kararını.
 
Ve sükût…
 
Sesim sessizliğinizde eriyor.
 
Bir duanın mısraya dönüşerek siluetler bıraktığı avuç içlerim terliyor, üşüyor; adınızı solukladığım avuçlarım yüzüme değiyor.
 
Cehennem bir şairin iç sesidir geceye kanan…
 
O halde ölmeye ve yaşamaya devam…
 
 
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir