AHMET URFALI
Urfalıyım Ezelden
Ata dedem Hafız Mustafa’nın aziz ruhuna
(Urfa 1796- Emirdağ 1859)
1.
Kızıl ateş yalazındaki cevherden doğan alca bir gülüm
Açarım İbrahim bahçesinde çiçeklerin şahı olarak
Issız bir viranede belledim yakmayan alafların tarihini
Ve karıncaların yoldaşlığını yangınların ortasında
Özleriyle birleşince su ve ateş sonra toprak ve hava
Hikmetinden sual olmayanın sırladığı terkipte
Bildim huşu içinde boyun bükmenin anlamını
2.
Anzelha ağlayıştan doğan berrak bir menkıbesidir aşkın
Şehirlerin efsaneleri olmalı demişti Horasanlı bir bilge
Ve anlatılmalıydı ulu çınardan ümide yeşeren filizlerine
Yüzü dövmeli annelerden dinlenmeliydi geçmişle geleceğin masalı
Sokak başlarında ve eyvanlı konakların yorgun bahçelerinde
Ve bir tomurcuğun gözesinde gizlenen baharın güzelliğini
Uzaklara götürmeli ve dağıtmalıydı başka lisanların deve kervanları
3.
Haydi bir hoyrat çığır ağam hıçkırıklarıma teberik olsun
Gurbet akşamlarında efkârdayım yüreğimde feryat/figan ezgiler
Fırat’ın yorgun akışına karışsın kara sevdaların hüznü
Kerkük’ten beri gelsin ağır aksak dolansın Bakü’yü
Mayalansın gönül teknesinde Urfa pirlerinin nefesiyle
Yıldızlar halay çeksin semada ay gülümsesin durgun sularda
Şehrin gecesini bürüsün uhrevi teganniler ortalığa şivan düşmeden
4.
Toprağından bereket fışkırır mazisinden tarihin sırlı hazineleri
Nebiler diyarıdır her yanı ibret yağmuruyla yıkanır bütün sabahları
Barışı ve esenliği öğütleyen kutlu sözler yükselir dualı ağızlardan
Kimi çile ve sabrı söyler derd-i aşkın Eyüp olup hamd ü sena ile
Gözü yaşlı Yakup’tur kimi sahralarda Yusuf’una ağlayıp duran
Nemrut’un kâhinleridir büyüten korkunun gölgesindeki büyüyü
Oysa gaybın sahibi gönüllerde kurar istikbalin müjdeli gerçeğini
5.
Boz-Ulus yurdunda Berriye çağlarından artakalan bir çobanım
Oğullar derlesin şimaldeki çarık izlerini yayla koyaklarından
Koyun kuzu meleyişlerindeki senfoniyi dinlesin üç tuğlu Urfa paşaları
Kara çadırı beş direkli kalın beyler ağırlasın erkan-ı devleti
Eli kınalı kızlar vursun kilimlere Türkistan hatırası damgaları
O kilimler ki geçmişi geleceğe taşır yeniden doğar mavi ay’ın gizemi
Türkülerle kilimlerin duygu sırdaşlığı çözsün şehrin uluları
6.
Bülbüller şiir okusun Nabi’den kuşluk vaktinde kendi lugatlarından
Dar sokaklarında yankılansın Hüseyni gazeller ‘ah ey’ nidalarıyla
Gökyüzüne ağsın iç depremlerin yangılı feryadı ezgin bir bozlak olup
Asırlık hüsranlar silinsin acılar bitsin bir hümanın kanat çırpışından
Nevruz kokusu bürüsün Harran ovasını yeşil yapraklarıyla
Yükselsin temmuz güneşi altında kavrulmuş yitik aşkların çığlığı
Zaman ötesi efsanelerin kaydını düşsün kuğu tüylü divitiyle kâtipler
7.
Bozan Bey’in ordusunda yalınkılıç bir çeriyim rüzgâr atına binmiş
Alnımda parlıyor Kuva-yı Milliye hilali karanlığın orta yerinde
Özgürlük ve bağımsızlığın adını zikrediyor ulu dağlar engin ovalar
Bir gurur anıtıdır yüreğimin kuytusunda taşıdığım İstiklal Madalyası
Kahramanlığın destanını söylüyor göğün sonsuz maviliğinde kuşlar
Ve boz toprağın derinliklerinde yankılanıyor 11 Nisan’ın ruhu
Şimdi bayram coşkusudur yaslı gönüllerde şehrin şanlı kurtuluşu
8.
Ben yıldızların suya düştüğü gece oturup ağladım buruk hatıralara
Hasretim kanayan bir yara oldu ‘’Emirdağ’la şu Urfa’nın arası’’nda
Ağıtlar yakıyordu nar çiçekleri nağmesi hüzünlere belenmiş
Urfa dağlarında yaralı bir ceylan geziyordu naçar derbeder
Hem gurbetim hem sıla adımı yazdılar garipler defterine
Al şafakta zeytin ağacı dillendi “Urfalıyım Ezelden” havasıyla
Bir rüya mahmurluğunda gözlerim nemlendi eskimiş vakitlerde
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
