Yetim Parmaklar

SİBEL ORHAN Yetim Parmaklar

SİBEL ORHAN
Yetim Parmaklar
 
Ölürsem eğer, tutar mısın bu soluğu kesilmiş ellerimi
Alır mısın avuçlarına, o hiç tatmadığım baharlarımı
Bastırır mısın koynuna, soğuk değmesin diye…
Nihayet buyur eder misin, şu derya-yı hüsranıma
Kaskatı bedenimi, şefkatinle kucaklar mısın
Bir ömür, sığabilmek için o daracık merhametine,
Dizlerine çöken saçlarımı okşar mısın
 
Söyle, bir veda mı gerekiyordu, mahur ferimi görmene
Takati bitmiş ruhumun bu son nağmesiydi,
Esirgediğin bir damla dilruba, bu hicranı dindirir mi
Ömrünce kaçtığın o ağır veballerle yüzleşir misin
Birkaç kürek toprak hatırına, benimle birleşir misin?
Çehrem bir kış ikindisi gibi gri, soluk ve bîçare,
Getirir misin çaldığın o süt kokulu günleri, pare pare
 
Mor menekşelerden allar çalar mısın bu kâfur tenime
Hani senin bitmeyen, buzdan örülü nikbinliğine,
Bu soğuk veda, bir hançer gibi saplanır mı sence
 
Bakışların sürgündü yuvasız çocukluğuma,
Gülüşün yabancıydı bana, bu ah-u figanıma,
Uzaklığının verdiği o kahredici, o dilsiz hicranla,
Kibrinin sağır, dipsiz surlarını yıkar mısın hınçla
Ruhumdaki ilmekler ıstırapla söküldü bilir misin
Istırabınla mihrabım küle döndü görür müsün
 
Ne sitemkâr bir feryat kaldı ne de teselli bir hüküm
Bu ıssız sahada, sevgisizliktir tek hüzün.
Hıçkırıklara boğulmuş, diz çökmüş bir vedayım duyuyor musun
Kapatırken gözlerimi bu dünyanın hiç ısınmayan güneşine,
Sana kalsın bu dertli sükût, bu yarım kalmış serzeniş hediye
Mağlubiyetin olacak, bu vakur son seherinde…
 
Avuçlarında o yetim, o buz tutmuş parmaklarımı tutar mısın?
Yersiz gururunun mukadder vebalini taşır mısın
Beni, benden sonra; kahredersen sevmediğine
Sahiplenir misin bari zemherimi? Kapanan gözlerimle
Gidiyorum işte; göğsünde yer bulamadığım hanende
 
Mahkûm ettiğin ömrümün sarhoşluğuna yanar mısın gizlice
"Seviyorum" de bari çileyi hanemde,
Bir kez olsun aldat beni;
Duyarım belki toprak altında, o yalanınla yaşat beni!
Dergâhımın başımda diz çökerek…
 
Mahzun, donmuş yaşlarımın tek hecesi ol bari,
Melceydi rahiminde taşıdığın canın niyeti,
Zira çoktan bitti bekleyiş, göğsün artık ecnebi
Bakışların sürgün o saf dünyama masum musun şimdi
Bir yâd olur mu bu kaçış, hoyrat gaddarlığına
 
Elem yetti arsız gönül yetimliğine,
Bedeli ödendi diyeti umutsuz senelerde!
Süt kokulu kederde; yetim parmaklarım ile,
Yalvarırım…Yaşarken esirgediğin o tek hece,
Bırak sarsın bu tabutu, bu karanlık ve kimsesiz geceyi.
Anlayacaksın; nefessiz görmenin o muazzam vebalini!
İşte o gün…
Feryadın olacak, benim hiç duyamadığım o ilk masalın sesi…
Uzat ellerini, çekinme geç kalmış nedametle,
Dokun bu soğumuş tenin dilsiz ve yetim parmaklarına şimdi sen de…
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir