MEHMET TOYGAR ÖZDEMİR
Çocukluğumun Bayram Sabahları
Bayramlar çocukluğun rüyasıdır. Çocukluğumun geçtiği Erzurum’da bayram, ruhun sılaya, toprağın göğe kavuştuğu görkemli andır. Şehrin taşında, toprağında yankılanan tekbir sesleri; Palandöken’in eteğinde uyuyan bir devin uyanışı gibi vakur ve derindir.
Her şey aslında Arefe günü başlar. Sokaklarda “arafalık” toplayan çocukların neşesi, bayramın ilk müjdesidir. Bez torbalara avuç avuç dökülen ceviz, fıstık veya sandıktan çıkarılan kokulu elmalar… Küçük avuçlara sıkıştırılan para, şeker ve dualarla şehrin geleneği çocukların üzerinden geleceğe taşınır. Arafalık, masumiyetin ilk hasadıdır. Çocukların bitmeyen enerjisi, bayramın kapıda olduğunun, kapı eşiklerine şenlik düştüğünün resmidir.
Geceyle birlikte Erzurum’un tarihi hamamları birer arınma mekânına dönüşür. Hamamın sıcak buharında yorgunlukla birlikte tüm kederler de akıp gider. O sudan çıkıp şafağın serinliğine adım atmak, yeni bir hayata uyanmak gibidir. Hamam çıkışı cami yollarına düşen adımlar, temiz bir kalple bayram namazına yürüyüşün ilk aşamasıdır.
Bayram namazı bittiğinde camilerin kapılarından dökülen kalabalık, bir nehrin yatağını bulması gibi Asri Mezarlığa doğru akar. Bu sıradan bir ziyaretten çok yaşayanların göçüp gidenlerle bayramlaşma sözüdür. Faytonların nal sesleri, taksilerin gürültüsü ve yaya adımlarının ritmi birbirine karışır. Bu bir yas yürüyüşünden önce bir vefa borcudur. Önce gidene selam verilir, önce toprağın gönlü alınır. Fatihalar rüzgâra karışırken, hayatla ölüm arasındaki o ince çizgi bayramın huzuruyla silinir.
Mezarlık dönüşü şehir artık bütünüyle neşeye teslimdir. Kuşların ötüşlerinden dökülen cıvıltılar, sokaklarda yeni pabuçlarını gösteren çocukların kahkahalarıyla birleşir. Mezar başında okunan dualar ve dökülen sular, ancak ayrıldıktan sonra bayramın gerçek manasıyla başladığını hatırlatır.
Erzurum’da bayram, geçmişi unutmadan geleceğe kucak açmaktır.
Bayram namazına gitmeyen kız çocukları da bayramın başlaması için caminin dağılmasını sabırsızlıkla bekler. Erzurum’un o kristal sabah serinliğinde, bayramın kapısını aralayan asıl anahtar, cami avlusundan sokağa taşacak olan o ilk toplu adımdır. Bayram namazına gidemeyen, evlerin pencerelerinde birer çiçek gibi bekleyen kız çocukları için zaman, o sabah sanki gümüş bir saat gibi ağır işler.
Henüz güneş avlulara tam düşmemişken, evlerin içindeki telaş bir bekleyişe evrilir. Kız çocukları, en güzel fistanları, özenle örülmüş saçları ve bayramlık pabuçlarıyla birer “bekleyiş abidesi” gibi cami yolunu gözlerler. Onlar için bayram, babalarının, ağabeylerinin camiden çıkıp sokağın başından göründüğü o “akış” anıyla başlar.
Palandöken’in zirvesinden süzülen meşhur serinlik, bayram sabahının ilk habercisidir. Henüz güneş şehri tam kucaklamamışken havada hem keskin bir tazelik hem de kalpleri ısıtan bir müjde dolaşır. Bu serinlik tenle birlikte ruhu da uyandırır. Erzurum’un taş sokaklarında bayramın en sahici şahitleri çocuklardır. Geceden başucuna konulmuş bayramlıklar, sabah dünyanın en kıymetli hazinesi gibi kuşanılır. Henüz kırışmamış gömleklerin, yeni boyanmış ayakkabıların içinde atan küçük kalpler kapı eşiklerinde sabırsızlanır.
Çocuklar için bayram bir “kendini gösterme” şölenidir. Kimin şekeri daha çok, kimin pabuçları daha parlak… Bu tatlı rekabet, şehrin vakur duruşuna vurulmuş en neşeli mühürdür. Gökyüzü bile bu sabah daha berrak, daha umutludur.
Erzurum’da bayram sabahı, hayatın her şeye rağmen yeniden, umutla ve temizlikle kurulduğunun ilanıdır. O serinlikte titreyen ama içi ısınan her can, bir geleneğin en taze halkasıdır. Bir annenin elinden çıkmış o özenli hazırlık, bir babanın cami dönüşü getirdiği o ilk bereket… Hepsi bu serin sabahın içindedir. Erzurum’da bayram, çocukların cebindeki bir avuç şeker ile gökyüzündeki kuşların kanat çırpışının aynı ritimde buluşmasıdır. Neşe, o minik adımların telaşından göğe doğru yükselir.
Erzurum’da bayram, Palandöken’in keskin ayazıyla yıkanmış, hamam buharıyla arınmış ve çocuk saflığıyla kuşatılmış bir zaman mühürlenmesidir. O sabah gökyüzü daha yüksek, hava daha berrak, her nefes bir şükür borcu gibidir. Erzurum’da bayram sabahı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”ndan daha görkemlidir belki de.
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
