Havuzda İki Yansı: Papini, Borges

DAVUT ÇAKIR
Havuzda İki Yansı: Papini, Borges
 
Gıovannı Papini’nin, Luis Borges tarafından hazırlanmış Babil Kitaplığı serisindeki kitabı Kaçan Ayna’da bir hikâye var ki işte bu yazımda bu hikâye üzerinde duracağım. Papini’nin Kaçan Ayna’sı için Borges kitaba yazdığı önsözde şunları kaydediyor:
 
Kişilerin, sırasıyla canlandırdıkları kurmacaların dışında yaşamadıkları olgusunu öne sürerek eleştirebiliriz Papini’yi. Bu, yazarımızın onulmaz bir biçimde bir ozan olduğunu, kahramanlarının birçok değişik ad altında, onun kendi beninin yansımaları olduklarını söylemenin bir başka biçimidir.’’
 
Papini’ni hikâyelerinde zaman, benlik, ölüm gibi temaları kullanıyor ve insanın varoluş macerasına karamsar, melankolik bir perspektifle yaklaşmayı tercih ediyor. Özellikle Kaçan Ayna’daki hikâyeler bu bakımdan ilginç. Toplam dokuz hikâyeden oluşan bu kitapta kişiler farklı gerçek üstü durumların tanıklığını yapıyorlar. Bu noktada, Borges’in de düşündüğü gibi fantastik bir sunuş öne çıkıyor. Hikâye kişileri kurmaca gerçekliğin veya gerçekdışılığın içinde kukla gibi gözükseler de her biri aslında iki dünya savaşı arasında kalmış ve çıkmazların sınırında cirit atan bir yazarın ‘benlik’ parçalarını sırtlıyor. Kanımca en ilginç hikâyelerden biri Havuzda İki Yansı isimli hikâyedir.
 
Havuzda İki Yansı’da hikâye kişisi, benliğinin zamandaki kırılmasına tanık olur. Bunu yaparken de imkânsızın mümkün olduğu, gerçek ile hayalin birbirine karışıp belirsizleştiği bir hal içinde bulur kendini. Hikâye kişisi, hayatının bir kısmını geçirdiği semte uzun bir aradan sonra döner. Sevdiği ve daha önce de sık sık uğrayarak kendini seyredip zaman geçirdiği havuzlu bahçeye uğrar. Havuzda suretini seyrederken havuzdaki yansımasının hemen yanında kendi yansımasına benzer başka bir yansıma görür ve bir an dönüp baktığında yanında kendisine benzeyen bir adamın oturduğunu fark eder. Tekrar suya eğilip baktığında gerçeği kavrar: adamın havuzdaki yansıması, hikâye kişisinin yedi yıl önce havuzdaki suya vuran yansımasının tıpkısıdır.
 
Her şey bu ilginç karşılaşmadan sonra başlar. Anlatıcı/hikâye kişisi önceki ben’i ile şimdiki ben’i arasında bir muhasebeye gider. Söz konusu yazar Papini olunca sonuç tabii ki melankolidir, buhrandır. Ortak geçmişin anıları azaldıkça şimdiki ben’in önceki ben’e tahammülü azalır ve nefreti artar. Bir zamanlar saf, ince duyarlıkları, hassasiyetleri olan önceki ‘ben’ ile zamanın tahrip ettiği –hadi olgunlaştırdığı diyelim!- şimdiki ‘ben’in savaşıdır bu.  
 
Zaman her şeyi halleder. Havuzda İki Yansı. Anlatıcının önceki ‘ben’i ve şimdiki ‘ben’i. Benlik çatışması ve kırılma. Hikâye kişisi bir zaman sonra ‘önceki ben’ e dayanamaz ve ondan kurtulmanın yollarını arar. ‘önceki ben’den kurtulmak… İnsan için ne büyük azaptır bu! Pencereden atabildiğin senindir, sen atamadığınınsın. İnsanın, hayatından, kişisel tarihinden bir parçayı söküp atması yani. Hikâye kişisi çareyi önceki ‘beni’ bahçedeki yansısının içinde öldürmekte arar. İnsanın kendiyle hesaplaşması başkasına hesap vermesinden zordur. Anlatıcımız önceki ben’den kurtulur kurtulmasına da sürekli bir eksiklik hissiyle yaşar. Bu noktada soru işaretleri çoğalır. İnsan hafızasından nasıl kurtulur, hafızadan kaçılır mı, geçmişi olmayan insan yığın, eksik olan buruktur.
 
Son olarak bu hikâyede metafor olarak kullanılan suda yansıyan adam imgesini bizzat Borges’de de görmek mümkündür. Borges’in Kum Kitabı’nda Öteki isimli hikâye de aynı metafordan hareketle yine gerçeküstü bir temele oturur ve hayata, insana anlam biçmeye çalışır.
 
Havuzda İki Yansı gibi daha pek çok ilginç ve mükemmel hikâyeler okuyabileceğiniz Kaçan Ayna’yı ve bir yazar olarak Papini’yi tavsiye ediyorum. Tabii Borges’in Babil Kitaplığı’nı saymıyorum bile…
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir