Sevgi Kalpten Doğar, Değer Vermek Hayata Taşır

MERAL YAĞMUR Sevgi Kalpten Doğar, Değer Vermek Hayata Taşır

MERAL YAĞMUR
Sevgi Kalpten Doğar, Değer Vermek Hayata Taşır
 
Sevmek güzeldir… İnsan kalbinin en eski duasıdır belki. Birini düşünürken içinin ısınması, adını andığında yüzüne yayılan o ince tebessüm…
Sevilmek de güzeldir. Kendini bir başkasının dünyasında yer edinmiş hissetmek, varlığının yankı bulduğunu bilmek…
Ama insan bir noktada şunu fark eder. Sevgi tek başına uzun yollar yürüyemez.
Zirâ sevgi, çoğu zaman bir his olarak doğar. Bir bakışta başlar, bir kelimede büyür. Kalbin gizli odalarında sessizce filizlenir.
 
Ama değer vermek…
O bir karardır.
O, emektir.
O, kalpten çıkanın hayata taşınmasıdır.
Nitekim kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de dahi Cenâb-ı Allah Tin Suresi 4. ayette “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” buyurarak, her insanın yaradılış itibariyle ayrı bir kıymette olduğunu vurguluyor. Fakat herkes değer verilmiş hissetmez, hissettirilmediği taktirde.
İnsan pek çok şeyi sevebilir. Bir şehri, bir şarkıyı, bir mevsimi, bir eşyayı…
Hatta bazen yalnızca bir hatırayı bile. Sevgi kimi zaman kendiliğinden gelir, kapıyı çalmadan girer içeri.
 
Halbuki değer vermek, davet ister, alan açmak ister. Hayatın karmaşasında bilinçli bir yer ayırmayı gerektirir.
Değer vermek; vakit ayırmaktır. Yoğunlukların arasına bir “sen” koyabilmektir. Yorgun günlerin içine küçük molalar serpiştirmektir. Kalabalığın ortasında bile yalnız bırakmamaktır.
Sevgi çoğu zaman sözle anlatılır. “Seni seviyorum” demek kolaydır. Ama değer vermek, kelimelerden çok davranışlarla konuşur.
Bir mesajda, bir hatırlamada, beklenmedik bir anda sorulan içten bir “nasılsın”da kendini belli eder.
Hasta olduğunda aramaktır. Üzgünken omuz vermektir, konuşamadığında sessizce yanında durabilmektir.
 
Tam burada gelsin diyorum Hz. Mevlânâ'nın düşündüren, silkeleyen o meşhur sözü;
“Sevgide güneş gibi ol, dostlukta akarsu gibi.”
İşte değer vermek, tam da budur. Akıp gitmeden kalabilmek, ısıtmaktan vazgeçmemek. Eminim ki bu cümle benim gibi bir çoğunuzun da ruhunu okşamıştır.
Birine değer vermek, onu yalnız kalbinde değil, gündeminde de taşımaktır. Plan yaparken düşünmek, karar alırken hesaba katmak, hayatının doğal bir parçası hâline getirmektir.
Aynı zamanda onun iç dünyasına saygı duymaktır. Her insanın görünmeyen yaraları, sessiz duaları, kimseye anlatmadığı kırgınlıkları vardır. Değer veren kişi, bu görünmez alanlara izinsiz girmez; acele etmez, zorlamaz. Anlamaya çalışır, sabırla bekler. Çünkü bilir ki güven, yavaş inşa edilir. Kalp, ancak kendini emniyette hissettiğinde açılır. Ve bazen en büyük değer, bir insanın suskunluğuna bile hürmet edebilmektir.
Değer verdiğin insan artık senin hikâyene dahildir. Onun sevinci senin sevincine karışır. Hüznü yüreğinde yankı bulur.
 
Bugünün dünyasında sevgi hızlı yaşanıyor. Tanışmalar çabuk, bağlanmalar yüzeysel. İnsanlar birbirine kolayca “seviyorum” diyebiliyor ama aynı hızla vazgeçebiliyor. Çünkü sevgi derinleşmeden tüketiliyor.
Oysa değer vermek sabır ister. Tanımayı, beklemeyi öyle ki öğrenmeyi dahi öğretir. Bazen susmayı, bazen kalmayı seçtirir, en çokta sadakati güzelleştirir ki; yine Kur’an'da, Tevbe Suresi 119. ayette şöyle buyrulur.
“Ey o bütün iman edenler! Allahtan korkun ve sadıklarla beraber olun."
Değer vermek, bir insanı olduğu hâliyle kabul etmektir. Kusurlarıyla, kırılganlığıyla, eksikleriyle…
Değiştirmeye çalışmadan sevebilmek, yargılamadan anlamaya niyet etmektir.
Herkesin güçlü yanları kadar zayıf taraflarının da olduğunu unutmayalım.
Değer veren kişi, karşısındakinin bu yönlerinden kaçmaz. Onları da sahiplenir.
 
Aslında sevgi bir başlangıçtır. Değer vermek ise devamlılıktır.
Sevgi bir kıvılcımsa, değer vermek ateşi canlı tutan odun gibidir.
Sevgi heyecandır, değer vermek sadakat.
Sevgi bir anlık coşku olabilir belki fakat değer vermek uzun soluklu bir yol arkadaşlığıdır.
Birine değer vermek, onu kalabalığın içinden seçmektir. Herkesle konuştuğun gibi konuşmamaktır. Herkese gösterdiğin ilgiyi göstermemektir.
 
Hâsılı değer, ayırt edebilmektir. Özel kılabilmektir.
Bir insana sessizce şunu söyleyebilmektir:
“Sen benim için farklısın.”
Ve evet… Değer vermek fedakârlık ister.
Her zaman büyük şeyler olmaz bu fedakârlıklar.
Bazen uykusuz kalmaktır, bazen bir planı ertelemek, bazen sadece dinlemek… Anlatmadan da anlayabilmektir.
“Sevdiğini hissettiren kişi, zaten çoktan konuşmuştur.” diyor Konfüçyüs.
Aynen öyle. Sevmek güzeldir. Ama değerle beslenmeyen sevgi zamanla solar, kök salamaz, derinleşemez.
İnsan sevildiğini sözlerden çok davranışlardan anlar. Hatırlandığında, önemsendiğinde, yanında durulduğunda hisseder.
Ve insan yalnızca insana değer vermez aslında.
 
Kalbin dokunduğu her şey, payına düşen kadar kıymetlenir.
Bir hayvana verilen sevgi, onun başını okşarken titreyen parmaklarda saklıdır.
Sokakta karşılaşılan bir kedinin gözlerine bakıp sessizce su bırakmaktır değer vermek.
Bir köpeğin sadık bakışlarında kendini görmek, yağmurda ıslanan tüylerini düşünmektir.
Çünkü insan, sevdiği canlıya yalnızca merhamet göstermez; ona hayatında küçük ama anlamlı bir yer açar.
Bir bitkiye gösterilen özen de böyledir.
Toprağını değiştirmek, yapraklarını silmek, güneşe doğru çevirmektir.
Her sabah büyüyüp büyümediğine bakmak, susuz kalmasın diye hatırlamaktır.
Bir çiçeğin açışını izlemek, insanın kendi içindeki sabrı keşfetmesidir.
Sevgiyle sulanan her tohum, sessiz bir teşekkür gibi yeşerir.
Hatta bir eşya bile, verilen değer kadar anlam kazanır.
Annenin sandığında sakladığı eski bir yazma, babanın masasındaki yıllanmış kalem, bir dosttan kalan kupanın çatlağı…
Onları özel kılan maddesi değildir; taşıdığı hatıradır.
 
İnsan sevdiği şeyleri atmaz, korur.
Çünkü değer, sahiplenmekten önce bağ kurmaktır.
Nitekim yine Hz. Mevlânâ'nın bir sözünü hatırlıyorum bu noktada…
“Bir şeyi seviyorsan, ona hizmet edersin.”
İşte bu yüzden değer vermek yalnızca büyük duygularla sınırlı kalmaz.
Gündelik hayatın küçük ayrıntılarında gizlidir.
Bir yaprağı koparmadan geçmekte, kırık bir eşyayı onarmaya çalışmakta, can taşıyan her varlığa hürmetle yaklaşmaktadır.
 
Kalp, temas ettiği her şeye kendi rengini bırakır. Sevgiyle dokunulan her şey canlanır.
Ve insan, neye değer veriyorsa aslında biraz da onu yaşatır. Bu yüzden yalnızca sevmek yetmez.
Değer vermek, aynı zamanda şükürdür. Sahip olduklarının farkında olmak, kaybetmeden kıymet bilmektir. Bugün yanında olanın yarın olmayabileceğini bilerek davranmak, kırmamaya özen göstermektir. İnsan çoğu zaman elindekini alışkanlık sanır; oysa her kalış bir lütuftur. Değer veren yürek, vefayı unutmadan sever. Minneti içinde büyütür, kadir bilmeyi ahlâk hâline getirir. Çünkü bilir ki, insanın asıl zenginliği; kalbinde taşıdığı sadakatlerdir.
 
Sevdiğine hayatında yer açmak gerekir. Ona zaman ayırmak, yanında durmak, varlığını önemsemek gerekir.
Gerçek bağ, işte tam da burada başlar.
Velhâsıl; sevgi kalpten doğar… Değer vermek ise o sevgiyi yaşatır.
Kalbimizin kıymetini bilen ve bizi biz olarak değer veren sevgiler temennisiyle…
 
Bâki muhabbet, kalbî duâ…

BIR YORUM YAZIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir