Karakoç’un 2019 Kurban Bayramı Konuşması

Bilge Şair ve Mütefekkir 
Sezai Karakoç’un
2019 Kurban Bayramı
Konuşması
 
“Müslümanlar tekrar kendine gelip, aynı Zülkarneyn gibi doğuya gidip sen dur diyecek, batıya da gidip sen dur diyecek. Ondan sonra da dünyaya sulh, sükûn gelecek ve İslâm bütün dünyaya hâkim olduktan sonra, Allah’ın bize lütfettiği zaman kadar da yaşadıktan sonra öbür dünyaya intikal edeceğiz, bu olmadan da kıyamet kopmayacak.”
Karakoç’un 2019 Kurban Bayramı Konuşması
Bayramımız mübarek olsun ve kıyamete kadar da bayramlarımızı biz Müslümanlar bağımsız, hür ve boynumuz eğik değil, dik olarak kutlamayı Allah bize nasip eylesin.
 
Tek kudret sahibi, tek kimseye muhtaç olmayan ve tek başına var olan Allah’ tır.
 
Biz insanlar ve diğer yaratıklar, her varlık, her şey kendisine verilmiş bir kaderle, kendine tayin edilmiş bir hayat ve bir ölümle yaşar. Kendisi tayin etmez onu. Onu tayin eden, işte Allah’tır.
 
Bu sebeple her şeyden önce bir İslâm toprağında dünyaya geldiğimize hamdedelim, şükredelim. Bu bize bir mazhariyettir, Allah’ın bize bir lütfu, İslâm toprağında meydana gelmek, bir müslüman anadan babadan doğmak, bunlar Allah’ın çok büyük lütfudur. Bize verilmiş, niye başkasına verilmemiş? Bunu sormaya kimsenin kudreti yoktur. İşte burada asıl önemli olan konu. Sen kendin seçip te gelmedin, sana bu verildi. Ve ondan sonra da, her türlü bizi yoldan çıkarmaya çalıştılar, yanlışlıklar yapılarak yön verilmek istendi, fakat biz buna rağmen müslüman kaldık, müslüman kalıyoruz ve inşallah ölünceye kadar da müslüman kalacağız. Bu da bize Allah’ın büyük bir lütfudur. Bizim ufak bir, yanlış bir mantıkla ayağımız kayabilirdi. Bunun için de ortada çok çalışmalar var. Onun için Allah’a bu Kurban Bayramı günü öncelikle, bir müslüman olduğumuz için, müslüman toprağında dünyaya geldiğimiz için, Müslüman anne babadan geldiğimiz için ve Müslümanlığımızı bütün gücümüzle devam ettirmeye çalıştığımız için öncelikle Allah’a hamd edelim.
 
Unutmayalım, çünkü bu şekilde ayağı kaymışlar bizim için çok büyük kayıptır ve onların işi yine Allah’a kalmıştır. Tekrar Allah onları kaldırabilir, tekrar kurtarabilir, son nefeste bile kurtarabilir.
 
Bu türlü, bu nimetleri saymakla bitiremeyiz, bundan ibaret değil bize verilen, Bayram namazını kıldık, Bayram namazı yine Allah’ın bir lütfudur. Hep bir araya geldik biz Müslümanlar, birlikte namaz kıldık. Ve bütün bu Kurban bayramının ana, esas hedefi Hac’tır. Hac, yine biz Müslümanlara Allah’ın bir lütfudur.
 
Nedir Hac? Allah’ın Evi olarak yapılmış Kâbe’yi gidip ziyaret ediyoruz, onu yapan peygamberi, onun başından geçenleri, ondan sonra İslâm’ın nasıl geldiği, Peygamber efendimiz, Ashab, Mekke, Medine, onları görüyoruz. Onlarla bütün bir İslâm tarihini yaşayarak dönüyoruz. Orada hiç tanımadığımız Müslümanlarla hep kucaklaşıyoruz, buluşuyoruz, görüşüyoruz, dertlerimizi paylaşıyoruz. Hac yine Müslümanlara Allah’ın lütfettiği büyük bir iyilik, büyük bir imkân ve büyük bir güçtür. Eğer biz bunu hakkiyle kullansak, Müslümanları yenecek kuvvet yoktur. Hacca giderken yine sadece Mekke’yi, Medine’yi görmüyoruz, Kudüs’e uğranıyor, Şam, Bağdat, herkes bir taraftan geliyor, birbirleriyle buluşuyorlar.
 
Bunlar, şimdi, her zaman tekrar edildiği için, sıradan bir olay gibi geliyor. Aslında bunların hepsi mucize, hepsi harikadır, her an bir harikayla yaşıyoruz. Hac, Zekât, Namaz, hani namazdan sonra tesbih yaparız, 33 Subhanallah, 33 Elhamdulillah, 33 de Allahuekber deriz. Aslında bunu düşündüğünüz zaman, niçin Subhanallah diyoruz? Çünkü işte Allah bu kâinatı yaratmış, insanları, varlığı, bunu görünce gözler, hayrete düşüyoruz, hayranlık duyuyoruz, onun için Sübhanallah diyoruz. Ondan sonra bize verdiği nimetlere bakıyoruz, sayısız nimetler, maddî ve manevi nimetleri görünce Elhamdulillah diyoruz. Ondan sonra orada durmuyor, kalmıyor, bu maddî, manevi, dünyevi nimetlerden ibaret değil, ondan sonra bize namaz, hac, zekât, kardeşlik, birbirimize sarılmak, şehitlik, bunlar verildiği için de Allahuekber diyoruz.
 
Bunun gibi, her an Müslümanlık işte böyle, bu dünyada bile bu kadar harika, mucizevi bir hayatı yaşamak olduğuna göre, bir de düşünürsek, âhiret nedir? Dünya onun yanın da bir hiç olarak kabul edildiğine göre, işte âhiretteki nimetleri, Allah’ın bize lütfedeceği nimetleri ve mucizeleri, ebedî mucizeleri düşünmemiz mümkün değil, tasavvur etmemiz mümkün değil. Ancak dünyadaki bu örneklerden, muhakemeyle onu az çok tahayyül edebiliriz.
 
İşte Müslümanlık, bu kadar güçlü, bu kadar doğru, bu kadar hakikate sahip ve bu kadar aklıselim, sağduyulu bir temele dayalı olduğu halde, bugün Müslümanlar ne yazık ki, dağınık ve her biri bir nevi bir rüzgâra kapılmış ve daha çok yabancıların etkisinde, onlarla birlikte olmak zorunluluğunda duyarak kendilerini, Müslümanlar ne yazık ki, bugün çok acı bir kıyım içindeler. Bugün Afganistan’ın başına gelen, Libya’nın başına gelen, Yemen’in başına gelen, Suriye’nin, Irak’ın, kısacası tüm Müslümanların başına gelenleri düşünelim. İslâm âlemi, düşmanların oyununa gelmiş, halklar birbirlerini kırıp durmadalar. Bunu çözemedik. Yüz yıldır İslâm âleminin en büyük problemi bu.
 
Evet, imân temeldir, İslâm, her bir ferdin namazı, orucu, bunlar temeldir. Ancak, bunları icra edebilmemiz, hakkiyle yerine getirebilmemiz için önce hür ve bağımsız olmamız gerekir. Avrupa da ezanı okutturmuyor, câmiini bilmem nasıl yapıyorsun, belli değil. Aynı şeyleri bugün Doğu Türkistan’da da fazlasıyla Çin uyguluyor. Okutmuyor ezânı, Müslümanlara işkencenin her türlüsünü yapıyorlar. Peki, Doğu Türkistan’daki Müslümanlar buna lâyık mıydı, lâyık mıdırlar? Değildiler, değildirler. Bizler lâyık olabiliriz. Bakın, ben size ağır bir şey söylüyorum. Bizler, müslüman ülkeler buna lâyık olabiliriz, fakat iki müslüman halk lâyık değiller. Biri Doğu Türkistan, diğeri Afganistan. Bu iki ülke, nüfusları az oldukları halde, bağımsız olmak için, dinlerini korumak için, en büyük kahramanlıkları gösterip, onlarca yıl, yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl çarpıştılar. Çinlilerle, Ruslarla çarpıştılar, Doğu Türkistanlılar. Afganlılar, İngilizlerle çarpıştı, Ruslarla çarpıştı, şimdi de Amerikalılarla çarpışıyor. Yani başlarına gelenlere lâyık değiller. Peki, neden buna uğradılar? Bunun suçlusu değiller, sonuna kadar her biri tam bir kahraman olarak çarpıştı.
 
Bu kahraman halkların başına gelenin suçlusu biziz. Bütün Müslümanlar suçludur, Doğu Türkistan’ın başına gelenden, Doğu Türkistanlıların hiçbir suçu yok, onların hepsi ölürse şehit olmuş sayılırlar. Allah, onların mükâfatını verir. Fakat suçlu biziz, Afganistan’ın başına gelenden suçlu biziz, öbür yerleri söylemiyorum, Suriye’nin Irak’ın başına gelenlerden, bizim başımıza gelenlerden kendimiz suçluyuz. Fakat, Doğu Türkistan ve Afganistan suçsuz; çektikleri hep maalesef Müslümanların hataları yüzünden. İran,  Afganistan’a “bana katıl, benim ol”, Pakistan, “benim ol” dedi, öbürleri sahip çıkmadılar. Küçük ülkeler ya, sonunda. İşte onlara göz diktiler. Afganlılar ilkin İngilizlerle, sonra Ruslarla on yıl çarpıştılar, yenilmediler. Fakat şimdi de Amerikalılarla çarpışıyorlar. Suçlu kim? Biziz.
 
Demek ki, Müslümanların toplum halinde veya toplu, ümmet olarak bir suçları olursa bundan yalnız suçlu Müslümanlar zarar görmez, aynı zaman da hiç suçu olmayan müslüman da zarar görür. Bu neye benzer? Bir aile düşünün, çocukları var, ona bakmazsa, onu korumazsa, o çocuğun bir suçu yok onda, aç kalır, hasta olur, ölür falan. Çocuğun bir suçu var mı? Yok. Ama onun anne babası suçludur. Tıpkı bunun gibi, küçük ülke olduğu için, Doğu Türkistan, Afganistan, Filistin bunlar, çocukları gibidir, Ümmetin. Korunmaları lâzımdır, korumadık, onları kaybediyoruz, çocuklarımızı, kardeşlerimizi kaybediyoruz.
 
Türklerin müslüman olduğu ilk yer işte Doğu Türkistan, bunun gibi Afganistan yine Selçukluların müslüman şehirler inşa ettiği yerler. Bunlar dünyada paha biçilmez yerler, bir medeniyetin eserleri, işte onları yok ediyorlar. Doğu, Batı ikisi beraber yok ediyor, biri Çin biri Amerika, Avrupa da yardımcı oluyor onlara. Ama kim suçlu? Bütün Müslümanlar suçlu. Bu suçun da cezasını maalesef çekeceğiz, çünkü her suçun bir cezası vardır bu dünyada, öbür dünyada zaten çekeceğiz, bu dünyada da maalesef kendimizi toparlamazsak, İslâm âlemi kendini en kısa zamanda toparlayıp, ayağa kalkmazsa, biz de teker teker cezamızı çekeceğiz. Onlar suçsuzken bunlara uğradılar, biz suçluyken elbette cezamızı çekeriz.
 
Onun için her birimize düşen vazife öncelikle, tabii bir kişi olarak Müslümanlığı öğrenmek, yaşamak, bu yetmez, sadece bu yetmez. Toplum olarak, bütün Müslümanlar olarak, İslâm’ı yaşamamız lâzım ve medeniyet olarak İslâm’ı yaşamamız lâzım. Çünkü: medeniyet olmazsa kendini koruyamıyorsun. Maddî ve manevi medeniyetle ülkeler korunur, insanlar korunur, inançlar korunur, şeref, namus, haysiyet korunur. Evvelden medeniyetimiz neydi, şimdi nerededir, ne olmalıdır? Bizim sadece kişiler olarak vazifelerimiz yetmez, toplumumuzun da müslüman olması lazım, toplumun müslüman olması yetmez bütün İslâm ülkelerinin İslâm medeniyetini yeniden yaşaması lazım, bunun için elbette bir devlet gücü de olması lazım. Çünkü bugün dünya büyük devletlerin, hele günümüz teknik gücünü de düşününce, elinde kalmış. Eğer birbirlerinden çekinmeseler, bütün dünyayı istilâ edecekler ve son damlasına kadar onu sömürmeye çalışacaklar. Onun için uyanmamız lâzım, Müslümanların uyanması lâzım.
 
Uyanma dediğim budur. Yani bütün Müslümanlar hepsi kardeştir, bütün İslâm ülkesi hepsi hepimizindir. Bu sınırlar falan gelip geçicidir, bunlar nisbîdir. Mutlak olan şey, bütün Müslümanların yaşadığı yer hepimizin vatanıdır, yurdudur ve hepimizin ülkesidir. İslâm ülkesi, ona sahip çıkmamız lazım. Ta Çin’den, Doğu Türkistan’dan Avrupa’nın ortasına kadar ve yukarıda Kazan’a kadar, güneyde de gidebildiğimiz yere kadar. Bu bizim ülkemizdir. Bu ülke hepimizindir. Bunun için sınırlar geçicidir. Az bir kontrolle Müslümanlar her yere girebilmeli, hepsi her yerin vatandaşı olabilmeli, her yerde çalışabilmeli. Her yer Müslümanların ülkesi, yalnızca doğduğu yer değil. İkinci sahip çıkacağımız kavram, İslâm Milleti. Evet, ırklar vardır, dillerden dolayı farklılıklar vardır, evet ırkımız, boyumuz, soyumuz farklı olabilir. Ama milletimiz tektir: İslâm Milleti.
 
Kur’an-ı Kerim’de Millet kelimesi hiç bir zaman bir ırka tekabül etmez,  bir inanca tekabül eder; o inanç, İslâm inancıdır. İslâm inancına sahip herkes aynı millettendir; İslâm milletinden. İbrahim Milleti dendiği zaman, Hz. İbrahim’in inancına sahip olanların topluluğuydu; fakat toplum büyüdü, gelişti, İslâm milleti oldu.
 
Onun için, Kur’an-ı Kerim der ki: İbrahim için, Yahudiler, o bir Yahudiydi; Hristiyanlar, o bir Hristiyan’dı derler. Hayır, İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyandı, o bir Müslümandı. Neden Müslümandı diyor? Çünkü tevhid inancı var. Onlar tevhid inancını kaybettiği için Hz. İbrahim’den uzaklaştılar. İbrahim Milleti dendiğinde, soyundan gelenler değil, ona inananlardır kastedilen. Ona inananlar büyüdüler, büyüdüler işte İslâm Milleti oldular. O bakımdan, o bir Müslümandı, deniyor. Kur’an-ı Kerim’de bu böyle açıkça söyleniyor.
 
Onun için, işin aslını bilmeyenler, İbrahimî dinler gibi lâflar ediyorlar, bunlar yanlış sözlerdir, İslâm’a uymaz. İbrahim’in dini İslâm’dır, tevhid dinidir. Din, gelişmiş, son tekâmülünü İslâm’da bularak tamamlanmıştır. İbrahimî dinler diye bir şey yoktur, bir tek din vardır, o din İslâm’dır.
 
Öbürleri, dinin bozulmuş uzantılarıdır. Yahudilerinki ırk olayıdır. Hıristiyanlarınki de Romalılıktan beri kendi şahsi egoizmleri, yani Avrupalılık, batılılık diye bir şey. Batıya hâkim olanlar,  Yahudiliği de, Hristiyanlığı da kullanırlar. Bu bakımlardan biz bu takım terimlere takılmamalıyız. Bir tek din var, o da İslâm dinidir, diğerleri dinden sapmalardır. Ona bakarsanız, doğudakiler de öyledir. Yani, Konfüçyüs dini, Buda dini falan, onlar da bugün din diye anılıyor. Aslında, bunların hepsi, temelde tevhid dininden sapmalardır. Dini bırakıp şahıslara kapılma, saplanmalardır.
 
İnsanoğlunun, diyelim, en çok ayağının kaydığı yer, önderlere verdiği değerin bir nevi abartılmasıdır. Eski yunan tanrıları, mitolojik kahramanlar, aslında insanlardır, onları tanrılaştırmışlardır. Zeus ve benzerlerinin hepsi, bir kadınla evlenir güya, ondan tekrar tanrı çocukları doğar. Hıristiyanlık, Hz. İsa’yı tanrılaştırdıkları için,  tevhid dininin bozulup başka bir hale getirilmesinden doğmuştur. Yahudiler, kendi ırklarını üstün ırk, Allah’ın seçtiği kavim olarak tanımlarlar. Diğer insanlar köledir. Allah’ın tek kavmi var, o da kendileridir, diğer bütün insanlar onların kölesidir, onlara göre.
 
Hâlbuki hiç bir zaman ne Hz. İbrahim, ne Hz. Musa, ne Hz. İsa böyle bir şey söylemez, onlar Tevhid üzeredir. Bunu bizim âlimlerimizin, bilginlerimizin, arkeologundan tutun da bilmem neyine kadar hepsinin tarihçilerin gece gündüz çalışıp bunu ispat etmesi lazım, geçmişe doğru nasıl saptırıldığını, dinin ne hallere getirildiğini, âlimler, bilginler yetiştirip, araştırtıp, ispat etmemiz lazım, bütün insanlara anlatmamız lazım.
 
Halklar zavallıdır, şimdi bazıları bize şey yazıyorlar, efendim biz batı karşıtı, batı reddiyecisiymişiz. Hayır efendim, biz ne batının, ne doğunun ne reddiyecisiyiz, ne de tasdikçisiyiz. Biz kendi özümüze dönmüşüz, biz Müslümanız, biz doğuya da, batıya da isteriz ki sulh gelsin, doğruluk gelsin, iyilik gelsin, insanlar hepsi iyi yaşasın. Kimseye düşman değiliz halklara falan, ancak gelip de saldırı yapan, ülkelerimizi birbirine katan onların siyasetçileri ve önderleridir, yoksa biz biliyoruz Avrupa’daki halk da aslında kendi halinde yaşar, fakat onları kullanırlar, Amerika’da da öyledir her yerde öyledir. Halklara karşı bir şeyimiz yok bizim, ırk olarak da kimseye düşman değiliz.
 
Biz istiyoruz ki Müslümanlar birleşsin, kendi ülkelerini, medeniyetlerini geliştirsinler ve kendi ülkelerini kurtarsınlar. Ondan sonra da doğuyu ve batıyı da, ilerde çünkü çarpışacak bunlar ve bütün dünyayı mahvedecekler, doğu ve batı çarpışması zaten kendi kitaplarında da yazılı bunlar, ona hazırlanıyorlar hep. Hâlbuki buna imkân vermemek lazım, dünya mahvolur, kimse kalmaz. Bunun da gene mesulü biziz, önce kendimizi kurtarmak, ondan sonra da, doğuyu da batıyı da.
 
Hani Kur’an-ı Kerim’de var, Zülkarneyn suresinde var, Zülkarneyn güneşin doğduğu yere gitti, orada ki halka siz burada durun dedi, çeşitli tefsirler yapıyorlar, sonra güneşin battığı yere gitti, oradakilere siz de durun dedi.
 
Çünkü bir nevi bugün de aynı durumu yaşıyoruz, o belki daha küçük bir alanda yaptı bunu, onu müfessirler tartışıyorlar, fakat bir örnektir, bugün Müslümanlar tekrar kendine gelip, aynı Zülkarneyn gibi doğuya gidip sen dur diyecek, batıya da gidip sen dur diyecek. Ondan sonra da dünyaya sulh, sükûn gelecek ve İslâm bütün dünyaya hâkim olduktan sonra, Allah’ın bize lütfettiği zaman kadar da yaşadıktan sonra öbür dünyaya intikal edeceğiz, bu olmadan da kıyamet kopmayacak.
 
Onu da yanlış yorumluyorlar, o Mehdi deniyor ya, Mehdi devri diyelim, biz bir insan olarak düşünmeyelim, insan da olabilir, olmayabilir. Yani bir gün gelecek Müslümanlar bütün dünyaya hâkim olacak, İslâm hakim olacak ondan sonra da Allah’ın lütfettiği kadar yaşadıktan sonra bu dünyanın devri bitecek ahiret başlayacak. Yoksa şey değildir yani Müslümanlar çok zor duruma düşecek de Mehdi gelip kurtaracak. Bu da yanlış bilgidir, bu da Hristiyanlardan ve Yahudilerden gelmiş yanlış bir yorumdur onlar öyle diyorlar. Hristiyanlık çöktü mü, Hz. İsa yeniden gelip bizi kurtaracak veya işte Yahudiler, bir gün gelecek, Davut soyundan biri gelip bizi kurtaracak.
 
Bizim ki öyle değil. Bizim ki Müslümanlar gelişecek, büyüyecek ve bütün dünyaya hâkim olacaklar ve bütün dünyaya İslâm’ı kabul ettirecekler, işte o devre Mehdi devri denir. Hidayet devri, yani bütün insanlığın hidayete kavuştuğu devir. Şahıs olarak anlatılır fakat semboldür. Şahıslar belki söz konusu olacaktır muhakkak tabii, ama esas olan İslâm âleminin kendisi.
 
Evet, söz bitmez, konuşsak, konuşacağımız şey çok, onun için kötü şeyler görünce umutsuzluğa kapılmayalım, umut her zaman vardır ve Allah’tandır, yeter ki direnelim ve birbirimize böyle küçük sebeplerle uzak durmayalım ve küçük ayrılıklara kapılıp ta asıl büyük birliği bozmayalım.
 
Hepimiz, hep birlikte, yeniden diriliş diyoruz biz buna, İslâm’ın dirilişi, tekrar ayağa kalkışı, bunun mücadelesi sürüyor, daha da sürecek ve inşallah nesiller uyanıp, gerekli görevleri üstlenince ve birliği, esas organizasyonu, içten birbirine olan bağlılığı kurarlarsa gerçekleşecektir.
 
Öbürlerinin de yanlışlıkları oluyor, zaman zaman fırsat doğuyor, İkinci Dünya Savaşında doğdu onu kullanamadık, insanlığı kurtarırdık yani, eğer hazır olsaydık İslâm âlemi. Fakat maalesef İslâm âlemi hazır değildi, kullanamadı. Şimdi tekrar biraz toparlandılar, tekrar İslâm âlemine çullandılar, çullanıyorlar. Hâlbuki fırsat veriyorlar yani, komünizm Rusya’da çöktü, Türki Cumhuriyetler dediğimiz hepsi bağımsız kaldı, bir gün bile kaybetmeden birleşmeleri lazımdı, yok, bu kadar yıl geçti şimdi hepsi yine küçük küçük parçalar halinde bekliyorlar ki ya Çin gelsin, ya Rusya gelsin kendilerini istila etsin. Ama onları da ne Türkiye uyandırıyor, ne İran, ne Pakistan hiç biri de uyandırmıyor.
 
İşte böyle bir durumdayız, ama bunlar ümitsizliğe sebep olmasın. Bütün her şeyi yöneticilerden beklemeyelim, yöneticiler dışa birçok şeyden bağlıdırlar, elleri kolları bağlıdır, çok şey yapamazlar. Onun için, onların dışında yollar vardır, Aydınlar bütün İslâm âlemine aynı fikri, aynı ideali yayarlarsa, sonunda yöneticiler de onlara uymak zorunda kalır. Fakat Aydınlar ayrılıp birbirinden kopup ve zayıf olurlarsa o yöneticiler onları idare eder, yöneticileri de dışarıdaki yöneticiler idare eder, adam olmayız. Ama, Aydınlar uyanıp kendi aralarında bir birlik ve bütün İslâm âlemine yaygın bir fikir, bir ideal yayarlarsa, onun önüne ne batı geçebilir, ne doğu, ne de yöneticiler. Sonunda hepsi teslim olur.
 
İşte benim, bu yaşa geldim, tecrübelerimden çıkardığım sonuçlar budur, asla vazgeçmeyelim bütün Müslümanların birleşmesinden, efendim biz Avrupa’yla anlaşalım da falan filan. Hayır, işte Mısır da batıylaydı, şimdi insanları idam ediyorlar, olmaz, bu anlaşmaların sonu yok. Savaş mı yapalım? Ben onu da demiyorum. Batıya da doğuya da hakikatleri söyleyelim, fakat önce kendimiz toparlanalım ve bu idealden vazgeçmeyelim hiçbir şekilde. Bütün Müslümanlar birleşecek, tek toprağı, tek ülkesi, tek milleti olacak. Tek, adeta devleti olacak, o ayrı bir konu ve tek medeniyeti olacak. Bu olacak, başka bir çözüm olmayacak, çünkü olursa insanlık ve bütün dünya batacak. Benim sözüm bu.
 
Hepinize tekrar hayırlı bayramlar diliyorum, kurbanınızı Allah kabul etsin, Haclarınızı kabul etsin, Haclarımızı kabul etsin, Kurbanlarımızı kabul etsin, namazlarımızı kabul etsin ve birbirimize sarılıp bayramlaşmalarımızı Allah kabul etsin.
 
Hepinize hayırlı bayramlar, inşallah gelecek bayramlarda daha iyi oluruz.
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir