FERDA BOZ GÜNERİ
Anne Kokusu
Ah annem ah özlemin sardı kalbimi
Sonsuz deryalarda yüzen hüzünler gibi
Badem ağacının çiçeği açmaya başladığı
Cansuyunun ağaca yürüdüğü bir mevsimde
Toplayıp yiyorduk senle çağlalardan çatlatarak ağzımızda
Anneciğim kalbime dolan ay bakışınla
On sekiz yaştı aşka tutunmuşum
Kelebekler misali sessizce uçmuşum
Şu gurbet var ya uzak denilen hani
Kaf dağının ardında olduğu söylenen gurbet
Dağ çizdim kafamda ardını hayallerle doldurarak
Sonu gelmez ayrılıkları çağırarak
Ah özlem içime yokluk eken özlem
Mezar taşlarına delerek bakan özlem
Sekiz basamaklı taş merdiven
Sekizinci basamak
Ne yukarıdayım ne aşağı
Sadece tam buradayım
Kapı üzerindeki numara gibi beklemenin kendisiyim
Anne diye seslensem ipte sallanan çarşaflara
Kille yıkanan tokaçlanan ağarmışlara
Dur yazma ağlayacağım şimdi
Kelimeler ıslatıyor yorgun kirpiklerimi
Uzaktan duyulan ses var ya kamyonların uğultusu
Hatıralarımı canlandırıyor gecenin koyusu
Şoför bey silecekleri çalıştır geceyi sil camımdan
Yollar beni ele vermesin
Bir şarkı çalsan hatıralar beni sollamasın
Çocukluk her taraf dolu doluydu
Ah nerede kaldı postacı acele getir mektubu
Sığındığım sıcak modern akıllı evimde
Yaptığın boz aşların kokusu çalar burnumda
Haşhaşlar açmıştır şimdi tarlalarda kozalakları çizilmiş
Başım haşhaşın akan sıvısı gibi sarhoş
Gelincikler salınırdı senin alnında
Kırmızı kıpkırmızı ve ortası siyah oyalı
Beyaz yazmanda
Oduncu gelsin harlanacak bu ateş
Kırsın dallarını budansın bu hasret
Yanıyor çıralar kokuyor hamurlu ellerin gibi
Sobanın üstünde güğüm sızım sızım sızlıyor ben gibi
İçtim sobanın üzerinde demlediğin tarçınlı ıhlamurlu çaydan
Yufkalar kızarttın içine bastın tulum peyniriyle tereyağından
Babamın secdede şükredip oturduğu yaygıyı kucağına aldığı yer sofrasında
Yorgan diker iğnedeki pamuk iplikle
Kaplıyor atlas yorganı gurbetin başkentinde
Eridi gitti onca geçmiş yaşanan zaman
Oyalı yazmanı sakladım senin ardından
Bakkal amca bana bisküvi versen
Hani arası kaymaklı olandan
Batırdım çaylarıma katık yaparak
Şose üzerinde volta atan insanlar
Bir çekirdek sefası elinizde
Yıldıztepe’den Hapishane köşesine
Merak edenler öğrenirler şose nedir
Ama herkesin bir şosesi vardır
Mazide gözünün önünden geçen
Cami’nin yanından bir yön ayrılır
Yürüdükçe toprak yol olmaktan çıkar
Hatırlamaya dönüşür
Bizi biz eden varlıkla yoksunluk
İçime dokunur
Anılar gönül telimden notalar döküyor
Geçmiş tüm benliğimi sarıyor
Sükût sarmış içimi annem gibi susar
Annelik bize düşse de içim annem kokar…
_____________
13 Ocak 2026 / İstanbul
Asanatlar "şiirden sinemaya" 
