Dünden Kırık Aynada

CAFER TURAÇ
Dünden Kırık Aynada
 
dünden kırık aynada güzel bir hüküm gibi yakarsın beni
balkır saçlarıma sevginin tadı hanem boş kalır,
dostlarımın ayağına kanayan bulutlar görürüm
ve biraz yorgun açar güllerim, analarına küsen onyedilik kızlar gibi
ben daha başlamadan şarkıma bir bakışın dengeler ömrümü
ölümler yakışan yapraklara rast gelirim,
ayın en dağınık, en şiirsel anından başlayarak eyvahlara soyunurum,
bir çocuk ki kırpar saçlarını siyahça ve gövdeme yaralanmışça durur kalbim
adını kuştüyüne yazsam akşamları,
sana korkunç bir haber gibi gelir güz telâşına benzettiğin ellerim,
uzaklar geçer kirpiklerimden ve solar defne dalları uzak nisanlarda sulanmış gibi
sanki sana karşı ayaklandığım olur kuşlar azatlayacak kadar olgun.
suçlar da işlerim, endamlı delikanlıların kör ellerinden utanarak
savrulurum, evime tünmez ne bir turna ne şahin, savrulurum
zarfların üzerine resmini çizdiğim kızın da mektupları gelmez, gülsarısı
dünden kırık aynada cahit sıtkı ölüleri geçer, susarım
bu yüzden hayata susarım, seni ağırdan alırım çiğ düşen alnıma
bu yüzden yaşamak bir dağ kahrı olur, bir atlının yankısı
ve sen yakarsın beni portakal bahçelerinde kandığım hüzün
köpüklerine dargın kaldığım suyumdan coşkularımı alan sevgilim
şimdi ölüm libasına kanla işlediğim bir gecelik düşümdür, saklım yok
saklım yok böylece büzüşür avuçlarıma şavkı ağlatan yarim
döşüme bıçaklar değer şırrak, uyanırım,
gözlerin dünya gibi karanlık.
 
dünden kırık aynada gördüm seni her ikindi dilime düşen ayrılık
üstüme yürüyen çaylara sordum, göveren dala
hiç bağrına basmamış, hiç sırtımı ovmamış bir anam varmış beni
can havliyle severmiş severse gönül havliyle işte, anlarsın
ayağım burkulunca çatallaşan ses canım sıkılınca yüreğimi
nasıl sanırsan dünden kırık aynada sordum onu;
bir bağbozumu kütahyada. 
sesinin tonunu unuttuğumuzun arkadaşlarımızı sordum sonra
dünden kırık aynada üşüdüm ve umutlar şarlayan bir sürücünün ağzında boğuldu
gömleğine güller sokulu cevad bakırcılar çarşısında ölmüş.
yelda kaç kez çocuğunun elinden tutup pazarlara inmiş,
elleri gönderdiğim mektuplara karşılık o kadar küskün
annesinin kadınlığına yerleşmiş eski bir konağa yerleşen yeni gelinler gibi
ve bir bahar günü kıyamet özlercesine özlemişim ablam elifi
                                                                           
şimdi ben ne yapsam hangi çadırı açıp baksam buruk zaman parçası ayna
buruk aşk çarkı, ne yapsam hangi meraklara uyansam
eşiklerde oynayan çocuklara bir şey anlatamam, orospulara
meselâ dünden kırık ayna kirlense de sen olsan, sancılar
ne yanımı yoklarlar, ne yanımda bir ırmak akmaya başlar anlayabilir misin?
dalgın bir genci aç kurtlar gibi bekleyen uçurumlar, kaygılar sen olsan da ne çıkar.
 
ağzının bir yanında bulduğum, o kitap yorgunluğudur şimdi
yazıklanmış arkadaşlığın peşinde uçurduğum güvercin
tekneme dolan sular gibi akışkan ve coşkuludur
hüzne bir satır kala ak kağıtlara düşürdüğüm imza
sergenlere gölgesi çıkan o delikanlı sevincim
postal ve umut kırıntılarıyla yenilenir her akşam
ve her akşam biraz çocukça durur dünden kırık aynada.
 
 
Eylül 1980
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir