Nazım Hikmet Vefatının 56. Yılında Anıldı

Şair, Yazar
Nazım Hikmet
Vefatının
56. Yılında
Anıldı
 
Türk edebiyatının önemli isimlerinden, şair, yazar Nazım Hikmet Ran vefatının 56. yılında anıldı.
 
Nazım Hikmet Ran; 15 Ocak 1902'de Selanik'te dünyaya geldi. İlkokul eğitimini Göztepe Taş Mektebinde tamamladı. Ortaokula Galatasaray Lisesi'nde başladı. 1917'de ise Nişantaşı Lisesi'nden mezun oldu.
 
Çocukluk yıllarında dedesi Nazım Paşa'nın etkisiyle şiirle ilgilenmeye başladı. Nazım Hikmet, ilk şiiri "Feryad-ı Vatan"ı 11 yaşında kaleme aldı.
 
Ünlü şair, denizciler için yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" şiirinden etkilenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın desteğiyle 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. 1919'da okulunu başarıyla tamamlayan Ran, Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. 1921'de ise çeşitli nedenlere bağlı orduyla ilişiği kesildi.
 Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vala Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti. 1921'de Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yaptı.
Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya gitti. Ran, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde iktisat ve siyasal bilimler eğitimi aldı.
 
Yurda dönüşünün ardından Aydınlık dergisinde çalışmaya başladı. Ünlü şair, burada çıkan yazı ve şiirlerinden dolayı, 15 yıllık mahkûmiyet cezası aldı. Kararın ardından Sovyetler Birliği'ne giden Nazım Hikmet, 1928'de Af Kanunu'ndan yararlanarak Türkiye'ye döndü. Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.
 
Tekrar 1938 yılında 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı.12 sene tutuklu kalan usta şair, Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 1950'de yeniden Sovyetler Birliği'ne gitti.
 
Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olan ve ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanan Nazım Hikmet Ran, Bakanlar Kurulunca 1951'de Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Sonraki yıllarını ise Sofya, Varşova ve Moskova'da geçirdi.
 
Yaşamı boyunca sayısız esere imza attı ve birçok ödüle değer görüldü. Usta edebiyatçı, 3 Haziran 1963'te kalp krizi sonucu yaşama veda ederek, Moskova'da toprağa verildi. Nazım Hikmet, 5 Ocak 2009'da Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi.
 
Yazı Hayatı
 
Nazım Hikmet'in, hece vezniyle yazdığı ilk şiirleri "Yeni Mecmua", "İnci", "Birinci Kitap", "İkinci Kitap" ve benzeri dergilerde yayımlandı.
 
Bahriye Mektebi'nde öğretmeni olan Yahya Kemal Beyatlı'ya yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini aldı. 1920'de Alemdar Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada "Bir Dakika" adlı şiiriyle birincilik kazandı.
 
Usta şair, daha sonra "Aydınlık", "Resimli Ay", "Hareket", "Resimli Her şey" ve "Her Ay" isimli dergilerde çok sayıda yazıya imza attı.
 
Eserleri 50'den fazla dile çevrilen Ran, "28 Kanunisani" başlıklı ilk şiir kitabını 1924 yılında Moskova'da yayınladı. Daha sonra "Güneşi İçenlerin Türküsü" kitabını 1928'de Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de yayınladı.
 
Sovyetler Birliği'nde yaşadığı yıllarda hece ölçüsünden ayrılan Nazım Hikmet Ran, şiirlerinde serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerden etkilendi.
 
Cezaevine girdiği yıllarda yazıları yayınlanmayan şairin 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla imzasız olarak bazı şiirleri okuyucuyla buluştu. 1949 yılında cezaevindeyken Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla "La Fontaine'den Masallar" isimli kitabını çıkartan Nazım Hikmet'in eserleri, 29 yıl boyunca Türkiye'de basılmamıştı.
 
Nazım Hikmet'in "Dağların Havası" (Osmanlıca), "Güneşi İçenlerin Türküsü", "835 Satır", "Sesini Kaybeden Şehir", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Taranta Babu'ya Mektuplar" isimli eserleri yaşamı sırasında okuyucuyla buluşurken, "Kurtuluş Savaşı Destanı", "Rubailer", "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar", "Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar", "Kuvayi Milliye", "Sevdalı Bulut", "Nazım ile Piraye", "Hikâyeler", "Piraye'ye Mektuplar", "Henüz Vakit Varken Gülüm"ün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise vefatından sonra yayımlandı.
 
Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde "Orhan Selim" takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran'ın yine Orhan Selim imzalı "İt Ürür Kervan Yürür" adlı bir kitabı da bulunuyor.
 
Oyun yazarı olarak da tanınan Nazım Hikmet'in aralarında "Kafatası", "Bir Ölü Evi" ve "Unutulan Adam", "Ferhat İle Şirin"in de bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya gibi ülkelerde sahneleniyor.
 
Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı olan Nazım Hikmet'in şiirleri, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ve Yunan besteci Manos Loizos gibi birçok sanatçı ve müzik grubu tarafından seslendirildi.
 
Aynı zamanda beyaz perdeye aktarılan Nazım Hikmet'in Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan "Mavi Gözlü Dev" adlı film 2007 yılında vizyona girmişti. Biket İlhan'ın yönettiği filmde Nazım Hikmet'i ise oyuncu Yetkin Dikinciler canlandırmıştı.
 
UNESCO tarafından ilan edilen "2002 Nazım Hikmet Yılı" kapsamında hazırlanan, besteci Suat Özönder'in "Şarkılarda Nazım Hikmet" adlı albümü, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla yayımlandı.
 
Bir Nazım Hikmet Ran şiiri
 
NAZIM HİKMET RAN
Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları
 
1
 
Senin adını 
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım. 
Malum ya, bulunduğum yerde 
ne sapı sedefli bir çakı var, 
(bizlere âlâtı-katıa verilmez), 
            ne de başı bulutlarda bir çınar. 
Belki avluda bir ağaç bulunur ama 
gökyüzünü başımın üstünde görmek 
                                                   bana yasak… 
Burası benden başka kaç insanın evidir? 
Bilmiyorum. 
Ben bir başıma onlardan uzağım, 
hep birlikte onlar benden uzak. 
Bana kendimden başkasıyla konuşmak 
                                                                yasak. 
Ben de kendi kendimle konuşuyorum. 
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi 
                                            şarkı söylüyorum karıcığım. 
Hem, ne dersin, 
o berbat, ayarsız sesim 
                      öyle bir dokunuyor ki içime 
                                                      yüreğim parçalanıyor. 
Ve tıpkı o eski 
        acıklı hikâyelerdeki 
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek, 
mavi gözleri ıslak 
kırmızı, küçücük burnunu çekerek 
                senin bağrına sokulmak istiyor. 
Yüzümü kızartmıyor benim 
              onun bu an 
                              böyle zayıf 
                                       böyle hodbin 
                                                 böyle sadece insan 
                                                                                oluşu.
 
Belki bu hâlin 
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır. 
Belki de sebep buna 
                     bana aylardır 
                     kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan 
                                                                bu demirli pencere 
                                                                     bu toprak testi 
                                                                          bu dört duvardır…
 
Saat beş, karıcığım. 
Dışarda susuzluğu 
                               acayip fısıltısı 
                                            toprak damı 
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran 
                                                         bir sakat ve sıska atıyla, 
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı 
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla 
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.
 
Bugün de apansız gece olacaktır. 
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın. 
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan 
                                                                 bu ümitsiz tabiatın 
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır. 
Yine o malum sonuna erdik demektir işin, 
yani bugün de mükellef bir daüssıla için 
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam. 
Ben, 
ben içerdeki adam 
yine mutad hünerimi göstereceğim 
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla 
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla 
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı 
seni böyle uzak, 
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi 
                                                                kafamın içinde duymak… 
 
2
 
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar. 
Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire 
taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire… 
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar, 
dışarda bozkırın üstünde pırıltılar… 
Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet, 
                                              suyu donmayan testi 
ve sabahları çimentonun üstünde güneş… 
Güneş, 
artık o her gün öğle vaktine kadar, 
bana yakın, benden uzak, 
sönerek, ışıldayarak 
                               yürür… 
Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara, 
başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı : 
                                                     dışarda akşam olur, 
                                                     bulutsuz bir bahar akşamı… 
İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl. 
Velhasıl 
o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle 
bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı 
                                                              hürriyet denen ifrit… 
Bu bittecrübe sabit, karıcığım, 
                                         bittecrübe sabit…
 
3
 
Bugün pazar. 
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. 
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak 
                                                  bu kadar mavi 
                                                  bu kadar geniş olduğuna şaşarak 
                                                  kımıldanmadan durdum. 
Sonra saygıyla toprağa oturdum, 
dayadım sırtımı duvara. 
Bu anda ne düşmek dalgalara, 
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. 
Toprak, güneş ve ben… 
Bahtiyarım…
 
1938
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir