blank

İçimizdeki Otorite Boşluğuna Manifesto

beyza-hilal-nur

BEYZA HİLAL NUR DİNDAR
İçimizdeki Otorite Boşluğuna Manifesto
 
çıkın şu fotoğraf karelerinden
sömürüp durduğunuz kavşak demokrasi hareketinden
dimağı parayla satın alınmış federal devletlerinizden
burjuva kolejlerden ve terbiye cehennemlerinden
soysuzluğun halk sınıflarının oluşturduğu kümelerden
kraldan çok kralcı hallerinizden
dünyanın yuvarlak mı düz mü mitolojisinden
kutsal metinlerden, ahitlerden ve en çok yeminlerden
 
dünyanın midesine oturan afrikalılar
ve aklında silüetli sahillerde vurulan çocuklar
flu aynalar, bankalar,  saraylar
kavramlar, teoriler ve anlaşmalar
 
pahalı parfüm kokularının sardığı gotik caddeler
barok kanalizasyon kapakları ve telefon kulübeleri
konserve kapakları, havyarlar ve mezeler
üst üste sığınmış insan kalabalığı ve gökdelenler
kitaplığındaki Dostoyevski’den habersizce gülüşenler
söyleyin soğuk savaşların kanları donmuş muydu
marshall yardımları ve nazi almanyası hegamonyası
tarihler tekerrürler ve müzakereler
kanunlar, yürütmeler, emirler
kavramlar, teoriler ve düzlemler.
 
geceleri bir çocuk parkı yalnızlığı izdüşümü kadar izafi
zaman kuramı ve zamansızlık üstüne saatleri ilerleyen
telaşlı kavimler
göç etmeliler
çoklu tanrılara aynı anda birden çok iman ettiler
devam ediyorlar
olympos dağında bir dilenci
ateşi çalıp uzatıyor bir ele
insan insanı yaksın diye
bu kurala en çok hitler sahip çıkıyor
ve yakıyor
marklar borsada düşüş yaşıyor
 
yıl 1948
işgale dayanıyorlar
oysa ramses kızıldeniz’i geçememişti?
gözlerinizi bağlamalıyım
körebe oynayacağız
uyduruk bir devlete ticaret kapısı açacağız
kim kaparsa şu koltuk sevdasında vaad edilen toprağı(!)
içinde Kudüs’ü de bırakacağız
bize neydi ki uzak toprakların maneviyatından?
bir çok peygamberin secdeye duruşundan
biz devlete inanırız
çünkü çünküsü olmayanlardanız
reziliz ve çokça küstahız
 
yanıyor sanırım bu sigara ateşe gerek yok mersi
küllerle yıkayın kanlı gömlekleri deterjan henüz icat edilmedi
 
nil nehri kıyısında bir kelime istilasından gördüm yüzünüzü
sineye oku gerip yaydan çıkaran
ve geri dönüşümü olmayan sanayi devrimi buharından
sakınarak yürüyordunuz
hollywood filmleri gibi gönderiyordunuz bütün muhtıralarınızı
hem tankların önünde duruyor hem de tankları yönetiyordunuz
aşkın ceset halini mecazi bir ölümle yargılıyordunuz
nasipsel ihtimallerinizi yara bandı olarak kullanmak istiyorum
ve şairce yürüyüşler yapmak caddelerinizde
beş çaylarında sütlü çayımı biberonla yudumlamak
 
ayağa kalkın huzursuzluklarım
saygı duruşunda rahatsızca bekleyin
ve dersi dinleyip parmak kaldırın
ve tanrıya inanın
 
adaletin AİHM'de olduğunu kim söyledi sizlere
ya da BM’nin gerçekten demokrasi götürdüğünü
hanginize inanmalıyım
devlet bile daha kolay
masa altı anlaşmalar, diplomasiler ve bürokratlar
yüz yüze bakan pinokyolar
ağaç kesebilirler istihdam için
kanamıyor kanlı elleri
jiletler kesmiyor bilekleri
işlemiyor tebliğ kağıtları, mahkemeler
tokiler, barajlar ve boğulan
hasankeyfler…
 
küçük bir sinek sadece mide bulandırmaz
nemrudu da öldüren bir sinektir velhasıl-ı
saraya girecek sineklerin boynunu vurun
çünkü kıldan incedir belki boyunları
otoritesi sarsılıyor haşmetlimin
depremi dahi inkar ediyor
sadece alkışa bakarak cülus veriyor
 
nöbetteyim
genel geçer nicelik halindeyim
hem bir sıfat aynı zamanda da öznesiyim yüklemimin
gişelerde sıra alan evraklar gibiyim
iki kapak arası dava dosyası
ve üç çocuklu velayet davası
dağınığım, düzensizim
gözlerine bakınca çok saçmalayabilirim
oturup seninle bir köşede tarkovski izleyemedik
en çok da buna üzüleceğim
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir