Zarif Bir Düş

HAYRETTİN TAYLAN
Zarif Bir Düş
 
Zarafetin işlendiği düşler, düşünüşlerindeyim
Ritmi gönlünde başlayan yolculuğun yoluyum
Özlemlerin keskinleştirdiği hırçınlıklarda kesiliyor yâdım
Kanatları kırık sessizliklerin dilinde okunur hem adın, hem narın
 
Yanık düşünceler arasında sosyolojik yolculuğum. Ben ile toplum, aşk ile sen arasında sırlarını sıralamış gerçeklik var. O’na giden, o’nda kalan an’ın şifresinde beliren baki bir düştüm.
Ontolojik bir aynada kendimi görmenin algısında dizginleniyor bağrım. Güncül kızılı hayaller, hâlime düşüyor. Güneşindeki kayıp güneşin etrafında suskun yarınlar dizeleniyor içimde. Dün ve sen kokuyor geçmeyen zamanda. Mülhem bir sızısın diye katlanıyorum sana Şehrinaz.

İhtişamlı umudun tanısın diye tanıdım tüm umutsuz vakaları. İç içe romanların okundu sensizliğinde. Yeni zamanlar, yeni insanlar arasında kıskacını evirmiş düşler büyüttüm. Düşünmeye yakın bir talih, düşüncenin tarihi arasında kaldım. İnsan, akıl, kalp ve nefsin üçleminde çok şeye müzedir. İnsan, üç şeyin idrak ve duygu sırrında çok kimliğe aynadır. Eksen kayması yaşayanlarla, ekseni etrafında dönen benle yavruluyor dünya. Bir yavrusu da benim.Bu dünya tamamen ders. Bu dünya tamamen okuyuşlardan oluşur. Hayatı iyi okuyandır dünya. Bu da kendini okumakla başlar. Keza, insan, on sekiz bin âlemin, en özel varlığıdır. Keza, her varlık yaratana görevini içtenlikle yapar. Bir tek insan kulluğunu eksik yapar. Keza, aklın sırrını bilmez insan. Keza, kalbi ve kalbinin zekâsının farkında olmaz. En çok kötü nefsinin kurbanı olur. Nefs, kurban arar. Kötü nefsin üretimleri arasında kendimleyim. Senin nefsine yenik düştüğün gitmelerdeyim.
 
Yol, umut olup karıştı arayışa. Umut, kapılarını açtı. Çıktım sensizliğin esaretinden. Esatirler birikmiş adımlarımda. Sana geliyorum, O’na gidiyor gibi. Çivili düşler serpilmiş yoluma. Demirlenmiş anlar paslanmış hüzünlerimde. Sensizlik çok dersin defterini doldurdu. Sensizlik, akrebin zehrini akıttığı saatin içindeydi sanki. Şimdi, yine düşledim seni. Son sözcüğünün tüm harflerini alıp serdim bahtımın atlasına. Her harfinden manalar üretip durdum. Her hecede gecelenmiş yarınlar ağladı sen yerine. Nemli gözlerinin kapanına sıkışmış vicdanım, vebalin vebasından iyileşmek için bir sözünü bekliyor Şehrinaz.
Yellerin kahrını çeken dağların adıyım. Sislerle aşk yaşamış dağın omzuyum. Yasla, yaslı başını dağlarıma. Kaya gibidir sevdam.
 
-Eskimiş bir sen ile hiç eskiyememiş “ben” arasında benlik setleri. Eğitimli miyiz yoksa güdümlü mü? Ya da hükümlü müyüz sevmeye? Biz, kimiz Şehrinaz? Üniversiteli olmak, hatta prof olmak sadece akademik bir yol. Bu eğitimli olmaya yetmez ki? Bakış açılarımızda dağlar var. Bir rektör, entelektüel mi eğitimli mi ki? Olmak başka şey. Teori ile eğitimlilik farklı şey. Senin mastırların, senin eğitimli olduğunu anlamına gelmez. Eğitimliliğin içinde onlarca psiko-sosyolojik bağ var. Dağın içi gibidir içimdeki dağ. Sislerim yok, hislerim kaplar tüm dünyamı. Biraz gerçeğim aşka, biraz uzağım gerçekten. Göç etmiş özlemlerin dilindeyim. Dilimde sessiz, sensiz bir uğur.
 
Uğurluyor beni bir uğur.
Uğurlar olsun diyor bir ses.
Hoş geldin diyor bir nefes.
 
Ağrılı bir duruşun içinden, anılı bir durumun dışına çekiyor beni içimde çatışmalar. Sevgiyi bulmanın seyyahı gibi gönülden gönüle saz oluyorum.
Çalıyorum seni. Bir ağıtta giden belki bir türküde gelir. Kavuştaklar zaten kavuşmak için yazılmış. Her güzel için yazılmış türküler var. Benim sazımda, sözümde, tözümde tütüyorsun. Sözü dönmüş zamanlar içindeyim. İçsel bir yolun bağrındayım. Bağrımda demlenir yarınlar. Asıllara akar, aslında kalan dünya. Kervansız geziyor yalnızlık. Türkü çağıra çağıra gittim yolculukta huyumun kuyusuna düştüm.
Zaten herkesin bir kuyusu var. Hayat, herkesi bir kuyunun içine atmış. Kimi fikrinin, kimin cemaatinin, kimi partisinin, kimi liderinin, kimi zikrinin kuyusunda. Herkes dünyayı o kuyudan ibaret zannediyor. Standart bir kimlik ve hayat felsefesiyle herkes, kendi kuyusunda yaşıyor ve kirletiyor yaşam sularını. Benim kuyum betimlenmez. Düşerken Yusuf sandım. Sonra, ejderha nefsim toplandı. Canavarlaştım emeller için. Kimseyi görmez oldum. Makamlar, mülkler, başarılarla boyadım kuyumu. Kuyumda dağ üstüne dağ gibi egolarım yüceldi. Adam sandım kendimi. Yanılmışım Şehrinaz. Herkesleşmişim. Bu da dünyanın sonu gibiydi. Herkes gibi makam, şan, şöhret peşinde olmanın ziyanlarındaydım. Kendimi gördüm hüsn-ü cemalin yüreğinde.
Vâkıa Suresi’nin gölgesindeydim. Bir ses işittim.
O’nda kaldım.
“Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! “
Kaçtım kuyudan. İyiliğin ummanına Yunus oldum. Yüzdüm aşka, sana ve O’na Şehrinaz.
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir