Yazmak Yani Harflerle Ağlamak

FUNDA GÖKÇEN
Yazmak Yani Harflerle Ağlamak
 
Düşünce bellekte var oldu, mantıkla harmanlandı, akıl süzgecinden geçti. Biraz da kalpten gelen duygular serpildi. Ortaya edebiyat çıktı. Sonra harflerle tanıştı, kalemle buluştu, kelimelere dönüştü. Kâğıda döküldü, yazı icat edildi ve kâtipler zuhur etti. Kalem tutan zarif eller kadim bir sanatın habercisi gibi. Harflerin hislerimi içine almasından hâsıl olan, hissettiğim o tatlı duygu beni harekete geçiriyor. Sessiz bir armoni gibi ruhumu etkileyen bir musiki var sanki kıvrımlarının üstünde. Yazarken kendimi alamıyorum beni derûnuna çekiyor. Büyüleyici bir çehre, gönlümü rahatlatan bir neşve kıpraşıyor harflerin gizeminde. Yazmazsam o sessiz harfler zehirlerdi beni. Ve böylece yazıp duruyordum hiç durmadan içimdeki ağu akıp gidecekmiş gibi. 

Yazmak…

Kimi zaman bir tutku, bir alışkanlıktır yazmak, yani harflerle ağlamak. Bazılarında ise çok zaruri bir ihtiyaç… Vazgeçilmez bir iletişim biçimi, olmazsa olmazlarımızdan biri yani. Kimi insan ağlayarak döker içindekini, kimi ise yazarak. Yani demek oluyor ki bir nevi içini dökmek. Yazmak bir fiilden ibaret olsaydı, onca mana nerede terakki ederdi peki? Nesilden nesile aktarmak için harf dediğimiz sandukalarda saklamış kelâm ehli nice sırları. Gönül eri bilir yazının kıymetini. Onlar için nefes almak gibidir yazmak, yani manayı harflerle kundaklamak ama öyle alelade değil tabi ki de. Harflerin de bir nizamı, bir güzelliği olmalı değil mi? Hele bir de bu giysiler süslü ise onun keyfi bambaşka olur. Edebî zevk duygusu, edebiyatımızın vazgeçilmezidir hem de. İşte bu yüzden söz sanatları ile süsler bazıları, bazıları ise harfleri süsleyip hem göze, hem gönüle hitap eder, latif duygular uyandırmak için talibinde. Artık bir estetik haz söz konusudur bu eylemde. 

"Kalbin edebi sükûttur. Susan kurtulur." demiş Hz Mevlana. 

Bir de dili susup kalbi susamayanlar var elbet. Hani dilim kalbe indirdim diyor ya zâhid terennümlerinde. Kimi dilin kalbe indirir döner Mevlana gibi, kimi ise kaleme giydirip söyler kelâmı ama bu kelâmın da bir libası olmalı değil mi? Büyük düşünür "Dil düşüncenin giysisi, sözcüklerse ifade etme biçimidir." demiş ya hani. O halde harflere de itina göstermek gerekmez mi? Hakikaten de harfler mananın giysileri bence de çünkü zihinden zihine aktarırken sözcüklere giydiriyoruz bu sayede. Zira siz hiç yalın ayak dolaşan bir adam gördünüz mü? Elbette ki göremezsiniz çünkü örtünmek edeptendir, hem de ayetle farz-ı ayn olarak emredilmiştir dinimizde. Nasıl ki beden örtündükçe değer kazanıp yücelir, mana da harfler ile libasa bürünüp mühim bir kisveyle değer bulur zümrüt köşklerimizde.
 
 
 

Bir de Bu Var

İçimdeki Çocukla

FUNDA GÖKÇEN İçimdeki Çocukla |GÜNLÜK|   Doğadan uzak kaldığım zamanlarda kendimi hep öksüz gibi hissederim. …

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir