Yazma Yolculuğuna Çıkmış Genç Bir Kardeşimiz İçin Yazdıklarım

MEHMET ÇETİN
Yazma Yolculuğuna Çıkmış Genç Bir Kardeşimiz İçin Yazdıklarım
 
Sevgili Kardeşim
İkimizin ortak tanıdığı bir ağabey bana, yazdıklarını okumak ve değerlendirmek gibi altından kalkılması zor bir görev verdi.  Zor, çünkü tanımadığınız bir insanın birkaç sayfalık bir yazısından yola çıkarak idrak edilmesi bile imkânsız bir âlem olan genç bir insana ait yazıya ilişkin değerlendirmelerde bulunmak bana hep ukalalık, yaşını ve tecrübelerini yani otoritesini ispatlama gayreti gibi gelir. Bir hayran daha kazanmak çabasına dönüşme bencilliği de hiç de gözardı edilemeyecek bir başka tehlikedir. Yine benim için çok geride kalmış bir yaşın tazeliğinden yola çıkan bir gencin kaderine (macerasına) müdahil olmak ise çok ciddi bir haksızlık ihtimali barındırır. Şunu demek istiyorum; bu yazdıkların için gereğinden fazla cesaretlendirici olmak da, cesaret kırıcı olmak da ihtimal dâhilinde. Ben her iki ihtimalin de olumsuzluğuna yuvarlanma vebaline düşmekten sakınırım.

Bütün bunlardan sonra benim ve yaşıtlarımın içine düştüğü hatalardan çıkardığım sonuçları paylaşarak belki hem işine yarayacak bir şeyler söylemiş olabilir hem de kendi adıma sakındığım yönlendirme ve hüküm verme gibi risklerden uzaklaşabilirim. Birçok genç gibi ben de yaşadığım için biliyorum; İçinde biriktirdiğin duygu ve düşünceleri anlatmak, dünyayı kuşatmış haksızlıklara, zulme ve kötü gidişe isyan etmek, haykırmak istiyor, sesinin gücünü sağır harflere, sözlüklerde sessiz sedasız bekleyen kelimelere yükleyerek kudretli bir uyarıcı olmayı arzuluyorsun.

Çok güzel bir haldir bu. Güzel ama yeterli değil. Yeri gelmişken “iyi”, ”güzel”, “olumlu”, “doğru”, “faydalı” gibi kavramların her biri birbirinden çok farklı olduğu gibi aynı kavramların herkese göre de farklı olduğunu hatırlatmak isterim. Bir şey, bir söz, bir davranış “iyi” olabilir ama güzel olmayabilir, yahut güzeldir ama faydalı değildir. “Doğru”dur ama iyi değildir. Bu yüzden bir ahlak ve estetik sorunu olan “iyi”, ”güzel”, “olumlu”, “doğru”, “faydalı” gibi kavramlarla bunların birbirleri ile ilgi ve ilişkisi üzerinde durmak yazmanın ve yaşamanın da en önemli şartıdır.

Demem o ki, insanlığı bir doğruya, bir gerçeğe davet etmek yeterli olmuyor. O gerçeği, o doğruyu en güzel, en etkili, ve anlaşılır bir üsluba dönüştürmek gerekir. İşte yazmanın, eser vermenin ve anlamlı bir hayat sürmenin sırları da burada aşikâr olmaya başlar. Gençliğin en güzel yanı cesaret ve samimiyetidir. Ama en tehlikeli yanı da bu özellikleridir. İnsanın sanat ve hayat yolculuğu da bu imkan ve tehlike arasında ilerler. Ne tek başına korkaklık, ne tek başına cesaret sonuç alıcı değildir. Bazen cesaretin, bazen korkunun kemale erdirdiği bir yolculuktur yazmak ve yaşamak. Samimiyetin edeple taçlandığı bir yolculuk olduğu gibi. Çünkü tek başına samimiyet de yetmez. Ama bir şey şüphe götürmeyecek kadar açıktır. İnsan hayata da, sanata da taklitle başlar. Taklitten korkmamalıdır. Taklit ustalaşmanın bir aşamasıdır. Ama varmamız gereken nokta “kendi kendimiz olmaktır”. Hatamızla sevabımızla, eksiğimizle, fazlamızla kendimiz olmak.

Bütün bunlardan sonra Mehmet Akif’in bir tespitini hatırlatmak sanırım senin için de son derece yararlı olacaktır. “Sanatın yüzde doksanı emek, yüzde onu yetenektir.” Ben ve yaşıtım bir çok insan yeteneklerini emekleriyle taçlandıramadıkları için olmaları gereken yere ulaşamadılar.
Üstelik bu vadide ustalaşmak da yoktur. Her başladığın yazı yeni ve acemisi olduğun bir iştir. Sanat ve tefekkürün zorluğu da, güzelliği de bundandır.

Yazdıklarını okudum. Seni iyi bir yazar yapacak bir potansiyeli haber veriyor yazdıkların. Çok yazmak yerine bir yazıyı defalarca yazmak önünü daha çok açacak, yolunu daha da kısaltacaktır. Türk ve Müslüman vurgusunu biraz daha geriye çekerek, evrensel bir ses yakalamak sanırım dünya çapında bir yere taşıyacaktır mesajımızı. Sadece Müslüman olarak Müslümanlara değil, insan olarak bütün insanlığa doğru açılmalıyız. Müslümanlığımız da bunu gerektirmiyor mu? Bunun için de mutlaka ve mutlaka dünyadaki fikir ve sanat hareketlerini takip edecek kadar olmak kaydıyla en az bir yabancı dil öğrenmek ertelenemez, ihmal edilemez bir zaruret olarak çıkıyor karşımıza.

İyi bir yazar olmak için gerekli vasıflara sahip olduğun görülüyor. Geriye işin yüzde doksanı yani emek kısmı kalıyor. Bu da bir irade işidir. Kendini ve zamanını iyi yönetmek başarının en önemli şartıdır. Gerisi ise nasip. 
Umarım işine yarar bir şeyler söylemişimdir. Allah yolunu açık, yolculuğunu hayırlı kılsın.
Başarılar diliyorum sevgili kardeşim.

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir