Yapboz Parçaları

MERVE CAN
Yapboz Parçaları
 
Kendimizi inandırmışız ellerimize bahşedilmiş olan lütufların hep avuçlarımızda kalacağına. Bu yüzden istediğimiz zaman boğarcasına sıkıp, istediğimizde bir kenara savuruyoruz; bazen yerden yere vuruyoruz, bazen de görmezden gelip unutuyoruz avuçlarımızdaki hayat düğümlerimizi. 
 
Ne yazık ki biz, zamanın usul usul inşa ettiği hayatımızın sütunlarına karşı kör olmakla meşgulken, başka hayatların yapbozlarından eksilen parçaların ne kadar da göze çarptığına ve can yaktığına dikkat edemiyoruz. Ta ki bizden de bazı parçalar eksilene dek. Bizim safımızda da bazı çatlaklar oluşmaya başlayana dek.
 
O andan itibaren her kaybolan parçanın değeri artmaya başlıyor. Ömrümüzün sütunları yerli yerindeyken yüreğimizin sokakları güneş altında kalmış demir gibidir fakat yapboz dağılmaya başlayınca geriye kalan tek şey soğuk rüzgârların bağrındaki enkazlar oluyor. Isıttıkları yerler soğuyunca ne kadar çok yer kapladıkları anlaşılıyor. Belki de yerleri boşalmadan ne kadar alan kapladıklarını göremediğimiz için tüm bunlar gereklidir.
 
Bu yüzden bazı şeylerin eksikliğini ve yokluğunu tatmalı, görmeli insan. Çünkü hayat zıtlıklar arasındayken anlam kazanmaya başlar. Hiçbir karşıtlığın olmadığı yaşantı birbirlerinin ardından kin kusup yüz yüze gelindiğinde can ciğer olan insanlar kadar anlamsızdır. Aslında zıtlıklar birbirini tamamlar ama asla bir arada olamazlar.  Bu karşıtlıklar bakımdan hayat, ruh halimize benzer; bir günün diğer günü tutmaması, sürekli değişkenlik göstermesi, iniş ve çıkışların olması aslında hayatın kanunudur.  Çünkü başka türlü gözümüzün önündeki parıltıları, bizi ayakta tutan destekleri ve şükürleri unutulan nimetleri göremiyoruz.
 
Çünkü başka türlü ömrümüzün paha biçilemezlerini kenarda köşede eskitiyoruz. Uzun görülen kısa soluklu hayatta nefesimiz bazen titreyecek, bazen ciğerlerimizi patlayana kadar şişirmek isteyeceğiz, bazen hıçkırıkları susturmak için kısa kısa nefes alacağız, bazen farkına varmadan nefes alacağız. Yoksa kahkahalarımızla içimizden yolcu ettiğimiz soluklarımızın kıymetini bilemeyiz.
 
Gözlerimizin kuyusunun parlatan huzurun ve gamzelerimizle dans ettiğimiz anların kıymetini bilmek için her türlü hayat çukurunun içine bizzat düşmek gerekli değildir. Zaten hayat buna izin verecek kadar uzun vadeli değildir.  Etrafımız farklı eksikliklerin burukluğunu tatmış insanlarla dolu. Onların zedelenmiş her sütunundan ders almak bizleri daha güçlü hale getirir. Binanın ömrü tükenene kadar birçok duvarı çürür, kırılır, çatlar, bu kaçınılmazdır fakat başkalarından ibret almak hasar görmüş yerleri tedavi etmemizde ya da binanın daha az zarar almasında kurtarıcı rol oynar. Ama hiç kimsenin tüm hayatı pamuk şekerini anımsatan bulutların üstünde, cam gibi parıldayan göğün altında geçmemiştir. Yeri geldiğinde o bulutlar hüngür hüngür ağlamış, yeri geldiğinde birbirlerinden ayrılıp dağılmış; yeri geldiğinde de kapkara mürekkebin içinde hapsolmuştur.
 
 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir