Nazım Hikmet Mezarı Başında Anıldı

Usta Şair
Nazım Hikmet
Mezarı Başında
Anıldı
 
Usta Şair Nazım Hikmet vefatının 55. yılında Rusya’nın başkenti Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı'nda mezarı başında törenle anıldı.
 
Moskova'da Rus-Türk İşadamları Birliği ve Nazım Hikmet Kültür Vakfı’nın girişimiyle düzenlenen anma töreninde Nazım Hikmet'i sevenler kabri başında buluştu.  Anma törenine Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Hüseyin Diriöz, Rus-Türk İşadamları Birliği Başkanı Naki Karaaslan, Nazım Hikmet Anma Komitesi Başkanı Ali Galip Savaşır, Türkiye’den gelen sanatçılar Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Genco Erkal, Sıla Gençoğlu, Nazım Hikmet’in üvey kızı Anna Stepanova, çok sayıda Türk ve Rus vatandaşı katıldı.
 
Törende konuşan Nazım Hikmet Anma Komitesi Başkanı Ali Galip Savaşır, Nazım'ın Türk ve Rus toplumunun "ortak paydası" olduğuna vurgu yaparken,  “Mezarı başına gelmekte tereddüt edilen yıllardan, onun için yapılan etkinliklerde en ön safta yer alma arzularını insanların içinde yeşerttik. Büyük zorluklarla başladığımız anma etkinliklerinin artık sadece Rusya’da değil, Türkiye’de büyük ilgiyle izlenmesini, büyük yankı yaratmasını, her yıl ana vatandan konukların akın akın Nazım’ın mezarı başına gelmelerini gururla izliyoruz" dedi.
 
Rus-Türk İşadamları Birliği Başkanı Naki Karaaslan da Nazım'ın anısını yaşatmayı iş dünyası olarak yüce bir görev saydıklarını vurguladı.
 
Törene katılan ünlü sanatçı Zülfü Livaneli ise Rus-Kom Moskova Şubesi'nden Maria Kristina Fedeeva'ya verdiği demeçte şunları söyledi;
 
"Nazım Hikmet Türkiye'nin Puşkin'i sayılır. Nazım benim çocukluğumdan beri yasaktı. Adı nerdeyse şeytan gibi anılırdı. 60'lı yılların görece özgürlük ortamında kitapları basıldı.  Bizim için o yıllarda bu çok önemliydi. Kitabını ilk elime aldığımda öptüm.  Üniversitedeyken Karlı Kayın Ormanı'ndan çok etkilendim ve bestelemeye karar verdim. 1978'de de bunu gerçekleştirdim. Türkiye'de bir çok insan Nazım Hikmet'in şiirlerini benim şarkılarımdan öğrendiler. Bu benim için çok etkileyici bir şey. Nazım Türkiye ve Rusya ilişkisi açısından sembol bir isim. Moskova'ya her geldiğimde aynı duyguları hissediyorum. "
 
Büyükelçi Hüseyin Diriöz de törende yaptığı konuşmada, Nazım Hikmet’in Türkiye ve Rusya için ortak değer olduğunu söyledi.
 
Nazım Hikmet’in eserlerindeki insanlığa yönelik mesajların evrensel niteliği ile kendi ülkesi dışında da yankı bulduğunu ve saygı gördüğünü belirten Diriöz, “Nazım Hikmet vatanımızdan çıkmış ve tarihe mal olmuş görkemli bir değerdir.” dedi.
 
Törende tiyatro sanatçısı Genco Erkal, şairin "Kerem Gibi" şiirini okudu ve coşkuyla alkışlandı.
 
Tören sona erdikten sonra Nazım Hikmet'in mezarına karanfiller bırakıldı.
 
Akşam da Moskova'da Sıla'nın verdiği konserde Türk ve Rus toplumundan Nazım dostları buluştu.
 
Nazım Hikmet Ran; 20 Kasım 1901 tarihinde Selanik'te dünyaya geldi. Nazım Hikmet, 40 gün için büyük görünmemesi amacıyla 15 Ocak 1902 doğumlu olarak anılmıştır.
 
3 Haziran 1963'te Moskova'da yaşamını yitirdi. Dedesi Mevlevi tarikatından Nâzım Paşa. Midhat Paşa'nın yakın arkadaşı. Babası Hikmet Bey, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) mezunu, Kalem-i Ecnebiye'ye bağlı bir memur.
 
Annesi Celile Hanım, dilci, eğitimci Enver Paşa'nın kızı. İlkokuldan sonra arkadaşı Vâlâ Nurettin'le birlikte Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesi parasal sıkıntıya düşünce ertesi yıl Nişantaşı Sultanisi'ne devam etti. Dedesi Nâzım Paşa'nın etkisiyle şiir yazmaya başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. 1919'da mezun oldu, Hamidiye Kruvazörü'ne güverte subayı olarak atadı. Aynı yıl kış aylarında daha önce yakalandığı zatülcenp hastalığı tekrar etti. Sağlık kurulu raporuyla 1920'de askerlikten çıkarıldı. Bu sırada hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. Bahriye Mektebi'nden öğretmeni olan Yahya Kemal Beyatlı'ya hayrandı. Yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920'de Alemdar Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada birincilik kazandı. Bu ödül ününü artırdı.
 
İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı. 1921'de arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Ankara'ya gitti. İstanbul gençliğini milli mücadeleye katılmaya çağıran bir şiir yazdılar. Şiir çok beğenilince Bolu'ya öğretmen olarak atandılar. Bolu'da kalpaklı bu iki genç tepki gördü. Peşlerine gizli polis takıldı. Nâzım ile Vâlâ Nurettin Moskova'ya gitmeye karar verdiler. Batum üzerinden Moskova'ya ulaşıp "Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi"ne kaydoldular. Nâzım burada "serbest şiirle" tanıştı. İlk serbest şiirlerini yazdı. Bunlardan bazıları 1923'te Yeni Hayat, Aydınlık gibi dergilerde yayınlandı.
 
İlk Şiir Kitabı Bakü'de Basıldı
 
Üniversiteyi bitirince 1924'te sınırdan gizlice geçerek Türkiye'ye girdi. Aydınlık dergisinde çalışmaya başladı. İzlendiğini anlayınca İzmir'e geçti. 1925'te Şeyh Sait isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında gıyabında 15 yıla mahkûm edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı. 1926'da çıkan aftan yararlandırılmadı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla 3 ay daha hapse mahkûm edildi. 1928'de Bakü'de ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü" basıldı.
Aynı yıl yine gizlice Türkiye'ye döndü. Yakalanıp Ankara'ya götürüldü. Kısa bir tutukluluğun ardından serbest kaldı. İstanbul'da Zekeriya Sertel'in yayınladığı "Resimli Ay" dergisinin yazarları arasına katıldı. 1929'da "Putları Yıkıyoruz" başlığıyla bir yazı hazırlayıp Abdülhak Hamid Tarhan, Mehmet Emin Yurdakul gibi dönemin etkili şairlerine yönettiği saldırılar büyük ilgi gördü. "1929'da "835 Satır", "Jokond ile Sİ-YA-U", ertesi yıl "Varan 3+1+1=1" kitapları yayınlandı. 1930'da "Salkımsöğüt" ile "Bahri Hazer" şiirlerini Columbia firmasının girişimiyle plağa okudu. Plak halktan büyük ilgi görünce hakkında şiir kitapları nedeniyle dava açıldı. 1932'de "Benerci Kendini Niçin Öldürdü" ile "Gece Gelen Telgraf" kitapları basıldı. 1932'de "Kafatası", 1933'te "Bir Ölü Evi" adlı oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelendi.
 
1933'de Cezaevine Gönderildi
 
1932'de bir bildiri nedeniyle başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933'te Bursa Cezaevi'ne gönderildi. 5 yıl hapse mahkum oldu. Kısa bir süre tutuklu kalıp salıverildi. 1935'de Piraye Altınoğlu ile evlendi. Akşam gazetesinde "Orhan Selim" takma ismiyle fıkralar yazmaya başladı. Yine farklı isimlerle romanlar, oyunlar, operetler yazdı. 1935'te "Taranta Babu'ya Mektuplar" kitabı yayınlandı. "Unutulan Adam" oyunu şehir tiyatrolarında sahneye kondu. "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı" kitabı 1936'da yayınlandı.
1938'de Harp Okulu öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı. Ankara Cezaevi'ne kondu. 15 yıl hapse mahkûm edildi. İstanbul Cezaevi'ne getirildi. Askeri Mahkeme'de de ayrıca yargılanıp bir 20 yıl hapse daha mahkûm oldu. 1940'ta önce Çankırı ve sonra Bursa Cezaevi'ne kondu. 10 yılı aşkın cezaevlerinde kaldı. Yayınlatamamasına rağmen sürekli yazdı. Serbest bırakılması için başlatılan çabalar sonuç vermedi. 1950'de açlık grevine başladı. Sağlık durumu iyi olmadığı için İstanbul'da Cerrahpaşa Hastanesi'ne kaldırıldı. 1950'de yürürlüğe giren af yasasıyla tekrar özgürlüğüne kavuştu. Piraye Hanım'dan ayrılıp cezaevinde sürekli ziyaretine gelen dayısının kızı Münevver Andaç ile evlendi. Doğan oğullarına Mehmed adını verdiler. Sürekli izlendiğini anlayınca tekrar yurtdışına gitmeye karar verdi. 1951'de Karadeniz yoluyla Bulgaristan ve Romanya üzerinden Moskova'ya gitti.
 
25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Yurtdışında birçok uluslararası kongreye katıldı. Kitapları birçok dile çevrildi. 1959'da kendisinden 30 yaş küçük olan Rus Vera Tulyakova ile evlendi. 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Moskova'da Novodeviçiy Mezarlığı'nda toprağa verildi. İlk şiirlerini hece vezniyle yazdı. Ama içerik bakımından diğer hececi şairlerden uzaktı. Toplumsal içerikli bir şiir kurdu. Moskova'daki yıllarında özellikle gelecekçiliğin önemli isimlerinden Mayakovski'nin etkisiyle hece veznini bırakıp serbest şiire yöneldi. "835 Satır" kitabı yayınlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ama Ahmet Haşim, Yakup Kadri gibi şairler ondan övgüyle söz etti. Kendisini izleyen genç şairler de serbest şiire yöneldi.
1936'ya kadar yayınlanan kitaplarıyla Cumhuriyet dönemi şiirinin değerlerini kökünden sarstı. "Şeyh Bedrettin Destanı"nda ise şiirini tam anlamıyla bir ulusal bireşime ulaştırdı. Divan ve halk şiiri söyleyişlerini, çağdaş bir şiir anlayışı içinde eritti. En önemli eserlerinden "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı 1941'de cezaevinde yazmaya başladı. 2'nci Meşruriyet'ten 2'nci Dünya Savaşı'na kadar uzanan geniş bir zaman diliminin öyküsünü bu eserinde destanlaştırdı. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı bu eser, yeni bir türün habercisi oldu. Şiir kitapları 1938'den 1965'e kadar Türkiye'de basılamadı. Ancak, ölümünden iki yıl sonra 1965'ten itibaren yayınlanabildi.
 
Bir Nazım Hikmet Şiiri:
 
NAZIM HİKMET
Kerem Gibi
 
Hava kurşun gibi ağır!
Bağır
        bağır
                bağır
                        bağırıyorum.
Koşun
         kurşun
                erit-
                    -meğe
                            çağırıyorum…
 
O diyor ki bana:
— Sen kendi sesinle kül olursun ey!
                                                Kerem
                                                     gibi
                                                          yana
                                                                yana…
 
«Deeeert
             çok,
                 hemdert
                         yok»
Yürek-
        -lerin
kulak-
        -ları
              sağır…
Hava kurşun gibi ağır…
 
Ben diyorum ki ona:
— Kül olayım
                   Kerem
                        gibi
                              yana
                                    yana.
Ben yanmasam
                  sen yanmasan
                             biz yanmasak,
                             nasıl
                                   çıkar
                                          karan-
                                                  -lıklar
                                                      aydın-
                                                              -lığa..
 
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
        bağır
                bağır
                        bağırıyorum.
Koşun
         kurşun
                 erit-
                     -meğe
                             çağırıyorum…..
 
1930 Mayıs
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.