İnsan Yığını

ESRA KARABÖRKLÜ
İnsan Yığını
 
Bir iç kopuşlarım bir de sonu gelmeyen çaresizliğim, ürkekliğim vardı beynimde. Seni diyorum seni! Seni yazsam, seni kelimelere döksem, seni anlatsam çocuk…
 
İlmek ilmek işlesem beynimde yine de düşleyebilir miydim seni? Uzaklardan kısık sesli bir şair dile gelir: ’’Bir düşüş düşün dostum.” Bir düşüş! Düşleyeceğin ne kaldıysa elinde. Düşlediğin hayatları düşün. Düşleyenlerinin ulaşamadığı düşlerini. Bir düşüş düşün dostum! Şair olana yakışır mıydı zulüm? Yoksa zulümlük şairlikte miydi? Yufka yürekli bedenine hangi ara sığdırmıştın zulmü, hangi ara bu kadar tanınmaz oluvermişti yüreğin? Bir düşüş düşünsene dostum! Bir daha düşlesene! Mozart’ın notalarından farksızdı bakışların. Çok şey anlattığın belki de hala çözemediğim duruşların. Bir anlatabilseydim ben de sana omuzlarımdaki yükü. Ah… Bir anlatabilseydim çaresizliğimi, endişelerimi ve umutsuz bekleyişlerimi. Bir anlatabilseydim! Bir konuşabilseydim çocuk… Sahi konuşsam anlayabilir miydin derdimi?
 
O kadar değişmiştin ki çığlıkları dahi anlatamayan bir ressamın fırçasındaki renk cümbüşü gibiydin. Öylesine karmaşık… Ve dile gelmeyen gizemli bir tablo. Öylesine ilgisiz öylesine soğuk. Sen ki sadece şekil ve bedenden ibarettin. Ruhunu hangi ara germiştin çarmıha, gerilen kaçıncı bedenindi? Sen sadece vardın çocuk! Kalabalığı oluşturan bir insan yığını oluvermiştin, tanınmaz, onlara karışmış… Herkes oluvermişti yüreğin, herkes gibi, herkesler gibi… Sen sadece varsın çocuk ama sadece var!
 

 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir